Görünmeyen Varlıklar Karşısında İnsani Korku
Görünmeyen bir varlık tarafından rahatsız edildiğini düşünmek, insanın tüylerini diken diken eden bir duygudur. Geceleri uykudan uyandıran sesler, kilitli kapıların ansızın açılması, evde yalnızken duyulan ayak sesleri… Hepimiz zaman zaman ürpermişizdir böyle anlarda. Peki ya gerçekten cinler var ve bize zarar verebiliyorlarsa?
İşte tam bu nokta da iman devreye giriyor. Çünkü unutmamak gerekir ki cinlerin zarar verebilmesi, Allah’ın iznine bağlıdır. Yani onlar başıboş değildir, başına buyruk değildir, kendi başlarına hareket eden varlıklar değildir. Nasıl ki bir polis memuru bile görevi olmadan kimseye dokunamazsa, cinler de ancak Allah’ın takdir ettiği ölçüde etkili olabilirler. Ve Müslüman’ın yapması gereken şey, onlardan korkmak değil, onları yaratandan korkup O’na sığınmaktır.
Allah’ın İzni Olmadan Hiçbir Şey Olamaz
Önce şu gerçeği netleştirelim: Cinler de tıpkı insanlar gibi Allah’ın yarattığı varlıklardır. Onların da bir yaratılış amacı vardır, onların da sorumlulukları vardır, onlar da imtihan edilirler. Kur’an’da cinlerden bahsedilir ve onların da mümin olanları ve kâfir olanları olduğu bildirilir. Yani her cin kötü değildir, tıpkı her insanın kötü olmadığı gibi.
Ama ne olursa olsun, ister iyi ister kötü olsun, hiçbir varlık Allah’ın izni olmadan kimseye zarar veremez. Bu, evrenin temel yasasıdır. Bir yaprak bile Allah’ın izni olmadan düşmez yere. Öyleyse neden cinlerden korkalım ki? Asıl korkulması gereken, onlara bu gücü veren değil midir? Ve asıl sığınılması gereken, onlardan koruyacak olan değil midir?
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bizlere bu konuda en güzel örnekleri bırakmıştır. O, cinlerden korkmamış, onlardan Allah’a sığınmıştır. Gece yatarken, sabah kalkarken, evden çıkarken, eve girerken hep okuduğu dualar vardır. Ve bu duaların en başında Ayetü’l-Kürsi gelir. Ayetü’l-Kürsi öyle bir ayettir ki okunduğu yere şeytan yaklaşamaz, cinler yanaşamaz. Felak ve Nas sureleri ise sabahın ve akşamın koruyucu kalkanlarıdır. Bunları okuyan bir Müslüman, görünmez ordularla korunur.
Peki biz bunları ne kadar okuyoruz? Yoksa modern hayatın içinde bu duaları unuttuk da, korktuğumuzda telefonu açıp “hoca” mı arıyoruz?
Korunmanın Yolu Sünnette Saklı
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, ümmetine her türlü kötülükten korunmanın yollarını öğretmiştir. O, ne bir üfürükçüye gitmiş ne de cinci hocalara başvurmuştur. Onun silahı Kur’an, kalkanı dualar, sığınağı Allah’tır. Ve bizlere de aynısını emretmiştir. “Cinlerden zarar gördüğünü düşünen Müslüman, Hz. Peygamber’in öğrettiği dualarla yetinmeli, cinci ve üfürükçülere itibar etmemelidir.” Çünkü bu tür yerlere gitmek, insanı şirke kadar götürebilecek tehlikeli bir yoldur. Oralarda okunan duaların içinde ne olduğu belli değildir, hangi varlıklardan yardım istendiği meçhuldür.
Oysa Müslüman’ın kapısı sadece Allah’a açılır. Müslüman’ın dili sadece O’na yalvarır. Müslüman’ın gönlü sadece O’na güvenir. Başka varlıklardan medet ummak, onların gücüne güvenmek, Allah’tan başkasına sığınmak, imanın özüyle bağdaşmaz. Öyleyse ne yapmalı?
Sabah akşam Ayetü’l-Kürsi’yi okumalı, Felak ve Nas surelerini ihmal etmemeli, yatarken üç İhlas bir Fatiha okumayı alışkanlık haline getirmeli. Bunlar basit şeyler gibi görünür ama etkisi büyüktür. Bunlar, Peygamber mirasıdır, sahabeler bunlarla korunmuştur. Bize de aynısı yeter de artar bile.
Yılan Suretindeki Cin
Cinlerin insanlar gibi görünme veya başka canlılar şekline bürünme yetisine sahip olduğunu biliyor muydunuz?
Onlar, Allah’ın onlara verdiği bir özellikle, istedikleri şekle girebilirler. En çok da yılan, akrep, kedi, köpek gibi hayvanların suretinde görünürler. İşte bu yüzden Peygamberimiz (s.a.v.) evde görülen yılanlarla ilgili çok özel bir tavsiyede bulunmuştur. Buyurmuştur ki: “Önce ona ‘Cin isen çık!’ diye seslenin. Eğer çıkarsa ne âlâ, çıkmazsa ve rahatsızlık vermeye devam ederse, onu öldürebilirsiniz.”
Bu ne kadar ince bir incelik değil mi?
Önce ona Müslüman olduğunuzu, sizin de onun varlığını bildiğinizi, ama ona saygı duyduğunuzu hissettiriyorsunuz. “Sen de bu evin sakinisin belki, ama biz rahatsız oluyoruz, lütfen çık” diyorsunuz. Eğer o da anlayış gösterip çıkarsa, mesele tatlıya bağlanıyor. Ama inat edip rahatsızlık vermeye devam ederse, o zaman meşru müdafaa hakkınızı kullanabiliyorsunuz.
Bu tavsiye bile bize gösteriyor ki İslam, her konuda olduğu gibi bu konuda da bir yol, bir yöntem, bir edep öğretiyor. Korkuyla, panikle, bağırarak değil; bilgiyle, sünnetle, hikmetle hareket etmeyi öğretiyor.
Korku Yerine Güven, Vesvese Yerine İman
Cinlerle ilgili konuşulacak en önemli mesele belki de budur: Korku. İnsanlar cin dendi mi korkuyor, ürperiyor, tedirgin oluyor. Oysa Müslüman’ın hayatında yersiz korkulara yer yoktur. Müslüman, Allah’a güvenendir. O, “Hasbünallah ve ni’mel vekil” (Allah bize yeter, O ne güzel vekildir) diyendir. O, sabah akşam “Bismillahillezi la yedurru measmihi şey’ün fil erdi ve la fis sema’ ve hüves semiul alim” (İsmiyle beraber yerde ve gökte hiçbir şeyin zarar veremeyeceği Allah’ın adıyla) diyeni korur mu? Elbette korur.
- Öyleyse neden korkalım?
- Neden vesveseye kapılalım?
- Neden her uykumuz kaçtığında, her ses duyduğumuzda “acaba cin mi?” diye düşünelim?
Oysa yapmamız gereken çok basit: Abdestli olmak, sabah akşam dualarımızı okumak, namazlarımızı aksatmamak, helal lokma yemeye özen göstermek. Bunlar, bizim görünmez kalkanlarımızdır. Bunlar olduktan sonra ne bize cin zarar verebilir ne şeytan yaklaşabilir ne de kötü gözler değebilir. Yeter ki biz kalkanlarımızı kuşanalım, yeter ki biz sığınağımızı doğru seçelim.
Sonuç olarak diyeceğimiz şudur ki;
Görünenler de görünmeyenler de Allah’ındır. Cinler de Allah’ın kullarıdır, insanlar da. Ve hiçbir kul, diğerine Allah’ın izni olmadan zarar veremez. Öyleyse en büyük koruyucu O’dur, en büyük sığınak O’dur. Biz O’na sığınırsak, O da bizi korur. Biz O’nun ipine sarılırsak, O bizi karanlıklardan aydınlığa çıkarır.
Sadi Şirazi ne güzel söylemiş: “Dost, seni her türlü beladan koruyandır; ama asıl dost, koruduğu belayı sana hissettirmeyendir.” İşte Rabbimiz öyle bir dosttur ki bizi öyle korur ki çoğu zaman korunduğumuzu bile fark etmeyiz. Gece uykumuzda, gündüz işimizde, yolculuğumuzda, evimizde… Hep korur, hep kollar, hep gözetir. Yeter ki biz O’na güvenelim, O’nun ipine sımsıkı sarılalım ve O’ndan başkasından korkmayalım.
Diyanet İlmihali ve İslami akademi Araştırma Heyeti yazısından derlenmiştir
Sıkça Sorulan Sorular (FAQ)
Cinler insanlara gerçekten zarar verebilir mi?
- Cinler ancak Allah’ın izniyle zarar verebilir. Kendi başlarına, bağımsız bir güçleri yoktur. Allah’ın izni olmadan hiçbir varlık kimseye zarar veremez.
Cinlerden korkmak gerekir mi?
- Hayır. Müslüman için korkunun adresi cinler değil, Allah’tan uzak düşmektir. Cinlerden korkmak imanı zayıflatır; Allah’a sığınmak imanı güçlendirir.
Evde duyulan sesler veya garip olaylar mutlaka cin midir?
- Hayır. Her ses, her korku, her ürperti cinle açıklanamaz. Vesvese, korkunun büyümesidir. İslam, vehme değil yakîne dayanır.
Cinlerden korunmanın yolu nedir?
Korunmanın yolu:
- Ayetü’l-Kürsi
- Felak ve Nas sureleri
- Sabah–akşam zikirleri
- Abdestli olmak
- Namaz ve helal lokma
Bunlar Müslüman’ın manevi zırhıdır.
Cinci hocalara, üfürükçülere gitmek doğru mu?
- Hayır. Bu yol şirke kadar gidebilen tehlikeli bir yoldur. Efendimiz (s.a.v.) böyle kimselere gitmemiş, ümmetini de sakındırmıştır.
Peygamberimiz cinlerden nasıl korunurdu?
Resulullah (s.a.v.):
- Kur’an okurdu
- Dua ederdi
- Allah’a sığınırdı
Onun silahı Kur’an, kalkanı dua, sığınağı Allah idi.
Cinler farklı şekillere girebilir mi?
- Evet. Hadislerde bildirildiği üzere cinler; yılan, akrep, kedi, köpek gibi suretlere girebilirler. Bu yüzden evde görülen yılanlar konusunda sünnette özel bir edep öğretilmiştir.
