İnsan gittiği bir şehirde uzun süre kalınca doğduğu toprakları unutabilir. İşine dalar, ailesini ihmal eder, asıl ait olduğu yeri ikinci plana iter. Dünya hayatına kapılan insanın hâli de böyledir. Geçici olana bağlanır, kalıcı olanı unutur. Oysa insanın asıl dönüşü Allah’adır. Gurbet uzun sürse de memleket değişmez.
Kalp Allah’ı unuttuğunda içindeki güven duygusu da sarsılır. Kudretine dayanma, rahmetine sığınma, kaderin içindeki hikmeti okuma gücü zayıflar. İnsan kalabalıkların ortasında bile kendini yapayalnız hisseder. Çünkü kalbin gerçek sığınağı dünya değil, Rabbi’dir.
Yüce Allah, “Bu dünya hayatı sadece bir oyun ve eğlenceden ibarettir” buyurarak hakikati açıkça bildirir. Bugün bu oyunun araçları hiç olmadığı kadar çoğalmıştır. Ekranlar, bildirimler, bitmeyen içerikler, süslenmiş hayatlar kalbi meşgul ederken ölümü ve hesabı bilinçten uzaklaştırmaktadır. İnsan zihni sürekli oyalandığı için ebedî yolculuğunu düşünmeye fırsat bulamaz hâle gelmiştir.
Bir cenaze başında durduğunuzda ise bütün gürültü susar. Toprak kapanır, kalabalık dağılır ve geriye yalnızca hakikat kalır. Genç yaşta ansızın giden bir insanın ardından bakarken şu soru insanın yüreğine saplanır:
- Hayat gerçekten bu kadar mıydı?
- Bugün kalbimi dolduran, zihnimi meşgul eden, uğruna koşturduğum her şey bir anda elimden alınsa ne kalırdı?
Ölüm yaşa bakmıyor. Emir geldiğinde yarım kalan cümleler, bitmemiş işler, ertelenmiş tövbelerle yola çıkılacak.
Kur’an, “Yoksa ahireti bırakıp dünya hayatına mı razı oldunuz?” diye sorarak insanı silkeler. Sadece dünya süsünü isteyenlerin payının ahirette hüsran olacağını bildirir. Bu soru aslında her çağın insanına yöneltilmiş bir muhasebe çağrısıdır.
Tarih boyunca dünya sevgisi vardı; fakat bugün ölümlülük hiç olmadığı kadar unutturuluyor. Hayat hiç olmadığı kadar süslü, ölüm hiç olmadığı kadar uzak gösteriliyor. Oysa her yıl yüz binlerce insan toprağa veriliyor. Her gün binlerce aile bir yakınını kaybediyor. Kum saati sessizce akıyor ve insan kendi sırasının ne zaman geleceğini bilmiyor.
Resûlullah, “Lezzetleri acılaştıran ölümü çokça hatırlayın” buyurarak kalbi diri tutmanın yolunu göstermiştir. Ölümü hatırlayan kalp karamsarlaşıp donmaz; aksine istikamet kazanır. Ölüm, insanın basiretini açar. Hayatın sadece dünya oyuncaklarından ibaret olmadığını öğretir. Bu kâinatın bu kadar kısa bir ömür için yaratılmadığını idrak ettirir.
Biz bu dünyada misafiriz. Uğruna kavga ettiğimiz, kazanmak için yıprandığımız her şey bir gün elimizden alınacak. Geldiğimiz gibi gideceğiz. Yanımızda götürebileceğimiz tek şey imanımız, niyetimiz ve yaptığımız hayırlı işler olacak. Ahiretteki yerimizi, burada attığımız adımlar belirleyecek.
Kısacık ömürde kimisi ektiği iyiliklerle cennete yürür, kimisi gafletle cehenneme yaklaşır. Asıl mesele dünyanın varlığı değil; kalpteki yeridir. Dünya elde olursa nimet, kalpte olursa esarettir.
- Rabbimiz bizi gafletten uyandırsın, kalbimizi kendisine bağlasın, dünyayı elimizde tutsun ama kalbimize koymasın.
Sıkça Sorulan Sorular (FAQ)
Dünya hayatı gerçekten tamamen değersiz midir?
- Hayır. Dünya imtihan alanıdır ve ahiretin tarlasıdır. Değersiz olan dünya değil, onu amaç hâline getirmektir.
Ölümü hatırlamak insanı karamsar yapmaz mı?
- Aksine, bilinç kazandırır. Öncelikleri düzeltir ve hayatı anlamlı kılar.
Modern dünyanın en büyük tehlikesi nedir?
- Sürekli oyalayarak insanı hakikatten uzaklaştırması ve ölümü unutturmasıdır.
Dünya ile ahiret dengesi nasıl kurulur?
- Dünya araç, ahiret amaç olarak görülürse denge sağlanır. Kalp Allah’a bağlı kaldıkça dünya zarar vermez.
