İnsan, dünya hayatında özgür iradeye sahiptir. İnanmak ya da inkâr etmek, kulun tercihidir. Fakat tercihlerin sonuçları da vardır. Peygamberleri yalanlayan, vahyi küçümseyen ve Allah’ın ayetleriyle alay eden kimse; aslında sadece bir sözü reddetmez, kendi ebedî geleceğini de riske atar.
Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim, inkâr edenlerin ahiretteki pişmanlığını çarpıcı bir şekilde tasvir eder. Onlar ateşi gördüklerinde, “Keşke geri döndürülsek de Rabbimizin ayetlerini yalanlamasak ve müminlerden olsak” diyeceklerdir. Fakat bu bir temenniden ibaret kalacaktır. Çünkü iman, gayba iman etmektir. Görerek inanmak, imtihanın sona erdiği yerde gerçekleşir ve artık bir değer taşımaz.
Peygamber Efendimiz, dünya hayatının bir ekim tarlası olduğunu haber vermiştir. Eken biçer. İyilik eken rahmet biçer; inkâr eken hüsran biçer. Ahiret, dünya tercihlerinin neticesidir. Orada mazeretler değil, ameller konuşacaktır.
Bugün bazı insanlar Allah’ın ayetleriyle istihza etmeyi bir cesaret göstergesi sanıyor. Gayb hakkında ileri geri konuşuyor, dinî hakikatleri küçümseyerek kendince üstünlük taslıyor. Oysa hakikatle alay etmek, hakikati değiştirmez. Güneşi inkâr etmek, gündüzü geceye çevirmez. Sadece inkâr eden gözünü karartmış olur.
İmam Gazali, kalbin kararmasının en büyük sebebinin günah ve kibir olduğunu söyler. Kibirli kalp, hakikati kabul etmek istemez. Çünkü iman, teslimiyet ister. Teslimiyet ise benliği kırmayı gerektirir. Modern insanın en zorlandığı nokta da budur: “Ben” demekten vazgeçememek.
Sadi Şirazi şöyle der: “Hakikati inkâr eden, güneşe sırtını dönen adama benzer; gölgesini büyür sanır.” Bugün birçok kişi dünya gölgesini büyütmekle meşgul. Oysa asıl hakikat, güneş gibi apaçık ortadadır. Dünya geçici, ahiret ebedîdir.
Ahirette inkâr edenlerle arzu ettikleri şeylerin arası tamamen açılacaktır.
- Şefaat bekleyen ama dünyada peygamberi küçümseyen kimse, nasıl bir yakınlık umabilir?
- Allah’ın kelamına kulak tıkayan biri, nasıl ilahi rahmete erişmeyi bekleyebilir?
Rahmet, hakikate sırt çevirenlere değil; tevazu ile yönelenlere yakındır.
En acı tablo şudur: Gerçekler orada tüm çıplaklığıyla ortaya çıktığında artık iman etmenin bir anlamı kalmayacaktır. Çünkü imtihan bitmiş, perde kalkmıştır. İman, görmeden kabul etmektir. Görüp mecbur kalmak ise iman değil, zorunlu tasdiktir.
Bu yüzden asıl soru şudur:
- Hakikat apaçık ortadayken neden bekliyoruz?
- Ölümü her gün görürken neden hazırlık yapmıyoruz
- Kabirler dolarken neden hâlâ dünya ebedîymiş gibi yaşıyoruz?
Dünya hayatı kısa bir misafirliktir. İnkârın verdiği geçici cesaret, ahirette tarifsiz bir pişmanlığa dönüşebilir. O gün “keşke” dememek için bugün durup düşünmek gerekir. Çünkü iman etme yeri, şu an yaşadığımız andır. Yarın değil. Ölümden sonra değil. Mahşer günü hiç değil.
Kalbi diri tutan şey, hakikate açık olmaktır. Allah’ın ayetlerine kulak vermek, peygamberin çağrısını ciddiye almak ve kibri bir kenara bırakmaktır. Aksi halde insan, ebedî bir mahrumiyetle karşı karşıya kalabilir.
İsmail Ekinci
Sıkça Sorulan Sorular (FAQ)
Allah’ın ayetleriyle alay etmenin hükmü nedir?
- Ayetlerle istihza etmek büyük bir günahtır ve kişiyi küfre götürebilecek ağır bir fiildir. Bu tavır, kalbin katılaşmasına ve hidayetten uzaklaşmasına sebep olur.
Şefaat herkes için geçerli midir?
- Şefaat, Allah’ın izni ve rızasıyla gerçekleşir. Peygamberi inkâr eden ve imansız ölen kimse için şefaat umudu yoktur.
İnkârdan dönüş mümkün müdür?
- Evet. Dünya hayatı devam ettiği sürece samimi tevbe kapısı açıktır. Allah’ın rahmeti geniştir; yeter ki kul yönelsin.
Pişman olmamak için ne yapılmalıdır?
- Kur’an’ı anlamaya çalışmak, peygamberin sünnetini öğrenmek, kibirden sakınmak ve düzenli bir muhasebe yapmak, kalbi diri tutar ve ahiret hazırlığını güçlendirir.
