Haset, ancak başkasına verilen bir nimete karşı olur. İnsan kendi elinde olmayan bir şeyi, bir başkasının elinde gördüğünde kalbinde bir kıpırtı hisseder. İşte o kıpırtının adı ya hasettir ya da gıpta. Aynı görüntüye bakan iki kalp, bambaşka sonuçlara varabilir.
Haset; bir nimeti başkasına çok görmek ve o nimetin ondan alınmasını istemektir. Daha açık bir ifadeyle, “Onda olmasın da kimde olursa olsun” demektir. Bu, kalbin kararmasıdır. Çünkü bu tavır, Allah’ın takdirine razı olmamayı da içinde taşır. Zira nimetleri taksim eden O’dur. Kur’an-ı Kerim bizlere rızkın ve lütfun Allah’ın elinde olduğunu defalarca hatırlatır. Birine verilen nimet, ilahî bir takdirin sonucudur.
İmam Gazali hasedi kalbin hastalıkları arasında sayar ve şöyle der: “Haset eden, aslında Allah’ın hükmüne itiraz eder.” Çünkü o, Allah’ın kuluna verdiği nimeti beğenmez. Bu ise tehlikeli bir iç isyandır.
Buna karşılık gıpta –diğer adıyla münafese– nimetin başkasında olmasına üzülmeden, onun sende de olmasını istemektir. Aradaki fark ince ama hayati bir farktır. Gıpta eden kimse, kardeşindeki nimetin yok olmasını istemez; sadece kendisinin de o hayra ulaşmasını arzu eder. Bu, kalbin diriliğidir.
Nitekim Peygamber Efendimiz Muhammed (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Mümin gıpta eder, münafık haset eder.” Mümin, kardeşindeki hayra sevinir ve “Rabbim bana da nasip et” der. Münafık ise “Onda niye var?” diyerek içten içe yanar.
Bugün sosyal medya çağında haset, hiç olmadığı kadar yaygındır. İnsanlar başkalarının hayatlarının süslenmiş kesitlerini görüp kendi gerçeklikleriyle kıyaslıyorlar. Birinin serveti, diğerinin başarısı, bir başkasının mutluluğu kalplerde görünmez yangınlar çıkarıyor. Fakat unutulan şudur: Görünen her nimet, sahibine huzur getirmez; görünmeyen nice imtihanlar vardır.
Sadi Şirazi der ki: “Başkalarının baharına bakıp kendi kışını unutma; her mevsimin sahibi birdir.” Haset eden, başkasının baharına odaklanır; kendi toprağını kurutur. Oysa gıpta eden, başkasının baharından ilham alır; kendi baharını yetiştirmeye koyulur.
Haset kesin olarak haramdır. Çünkü o, kalpte kin üretir, dili gıybetle kirletir, ameli bozar. Bir insanın elindeki nimetin yok olmasını istemek, o nimetin arkasındaki ilahî hikmeti reddetmek gibidir. Ancak bir istisna vardır: Bir kimsenin sahip olduğu malı fitneye, zulme ve kötülüğe araç edişi söz konusuysa, o malın ortadan kalkmasını istemek haset değildir. Burada arzu edilen, nimetin yok olması değil; kötülüğün son bulmasıdır. Yani mesele nimete değil, nimetin kullanımına yöneliktir.
Kalp muhasebesi burada başlar. Birinin başarısını duyduğunda içinden ne geçiyor? “Helal olsun” mu diyorsun, yoksa “Keşke olmasaydı” mı? İşte insanın manevi seviyesi bu ilk tepkiyle ortaya çıkar.
Haset, önce sahibini yakar. Haset eden kimse huzur bulamaz. Sürekli kıyas, sürekli rahatsızlık, sürekli iç huzursuzluk… Oysa gıpta eden kimse çalışır, çabalar ve dua eder. Enerjisini yıkıma değil, inşaya harcar.
Unutmamak gerekir ki her nimet bir imtihandır. Zenginlik de fakirlik de, şöhret de bilinmezlik de… Senin payına düşen imtihan başkadır, onunki başka. Allah adalet sahibidir. Kimseye taşıyamayacağı yükü vermez.
Belki de bugün kalbimize şu soruyu sormalıyız: “Ben Allah’ın takdirine gerçekten razı mıyım?” Eğer razıysak, başkasının nimeti bizi rahatsız etmez. Eğer rahatsız ediyorsa, problem nimette değil; kalptedir.
Haset, kalbi karartan gizli bir ateştir. Gıpta ise kalbi harekete geçiren temiz bir arzudur. Aynı manzaraya bakıp ya yanarsın ya da ilham alırsın. Seçim, kalbin terbiyesine bağlıdır.
İmam Gazali / İhya’u Ulumi’d-Din
Sıkça Sorulan Sorular
Haset ile gıpta arasındaki en temel fark nedir?
- Haset, başkasındaki nimetin yok olmasını istemektir. Gıpta ise nimetin onda kalmasını kabul ederek, aynısının kendisinde de olmasını arzu etmektir.
Haset neden haramdır?
- Çünkü haset, Allah’ın takdirine razı olmamayı ve kulun nimetine karşı içsel bir öfkeyi içerir. Bu durum kalbi bozar ve toplumsal huzuru zedeler.
Gıpta etmek günah mıdır?
- Hayır. Gıpta, özellikle hayırlı işlerde ve manevi konularda teşvik edilen bir duygudur. Kişi başkasındaki iyiliğe bakarak kendini geliştirmeye yönelir.
Hangi durumda bir nimetin yok olmasını istemek günah değildir?
- Bir kimse sahip olduğu nimeti zulüm, fitne ve kötülük için kullanıyorsa; burada arzu edilen nimetin yok olması değil, kötülüğün sona ermesidir. Bu niyet haset sayılmaz.
Hasetten korunmak için ne yapılmalıdır?
- Şükür bilinci geliştirmek, Allah’ın takdirine rıza göstermek, başkası için dua etmek ve kalp muhasebesi yapmak hasetten korunmanın en etkili yollarındandır.
