1. Anasayfa
  2. Uncategorized

Adiyat Suresi Abdülkadir Geylani Tefsiri


Harıl harıl koşan atlara yemin olsun ki (Adiyat Suresi 1. ayet). Allah-u Teala, mukaddes ve her türlü rezillik ve aşağılıktan beri olan, imkan (madde) perdesinin engellerini aşarak; Nasut aleminin hapsinden kurtulup Vücüb (hakiki varlık) fezasına, Lahut (ilahi) alemin mertebelerine doğru şevkle ve zevkle yol alan nefislere yemin ederek, onları düşman saflarına süratle, korkusuzca ve dört nala saldıran güzel atlara benzetmektedir.

Bundan dolayıdır ki, her ne zaman Nasuti (maddi) engellerden birisi aşılsa, ortaya konan çabadan dolayı derin derin nefes alınır ve harıl harıl ses çıkarılır. Ayetteki “dabh” kelimesi, atın düşman üzerine saldırdığı zaman çıkardığı ses demektir. İşte bahsedilen nefisler de Vücub (hakiki varlık) makamına şevkle ulaşmak için, imkan (madde) kirlerinden cismaniyet hüzünlerden kurtulma heyecanı ile harıl harıl ses çıkarırlar.

Şiddetle vurarak ateş çıkaranlara (Adiyat Suresi 2. ayet). Yaratılıştan gelen bir saika ile, özellikle de cezb-i ilahi tarafından Hak canibine çekildikten sonra, vatan-ı asliye doğru süratle ve hızla gittikleri için, ayakları yere büyük bir şiddetle vurduğu için bastığı yerden ateş çıkaran atlar mesabesinde olan nefislere yemin olsun ki…

Tıpkı düşman saflarına dört nala dalarken ayaklarının vurduğu yerde ateşler çıkaran, kıvılcımlar saçan atlar gibi, bu nefisler de tabiat ve madde taşları, büyük cismaniyet kalıpları üzerine bastıkları zaman, vuslata nail olmadaki, huzura kabul edilme koku ve esintilerini içlerine çekmedeki arzu, şevk ve zevklerinin şiddeti dolayısıyla, orada muhabbet ateşleri çıkarırlar, meveddet kıvılcımları saçarlar.

Sabahleyin akına koşanlara (Adiyat Suresi 3. ayet). Yani, herkesten önce kavuşmak isteyerek, bütün gayret ve çabasıyla Lahut alemine doğru yarış yapanlara yemin olsun ki; Orada tozu dumana katanlara (Adiyat Suresi 4. ayet)

Varacağa yere vardıktan sonra, vuslatının bir işareti olmak üzere orada toz-duman koparanlara yemin olsun ki… Topluluğa dalanlara (Adiyat Suresi 5. ayet). Vuslat zamanında Lahut alemi sakinleri arasına, yani bütün maddi bağlardan kurtulmuş olanların arasına katılanlara yemin olsun ki…

Kısaca, bunca büyük yeminin hakkı için; İnsan gerçekten de Rabbine karşı nankör mü nankördür (Adiyat Suresi 6. ayet)

Küfran-ı nimet ve unutma üzerine yaratılmış olan insan, kendisini her türlü nimet, lütuf ve ihsanla besleyip büyüten, terbiye eden Rabbine karşı aşını derecede azgın ve nankördür. Üstelik, kendisi de buna şahittir (Adiyat Suresi 7. ayet).

Yani insanın bizatihi kendisi de bu nankörlüğünün, küfran-ı nimetinin ve azgınlığının belirti ve delillerine şahittir, onları birebir bilmektedir.

Kısaca, insan bizatihi kendisi, kendi nankörlüğüne, küfran-ı nimetine, şirkine, azgınlığına, haddi aşmasına kendisi üzerinde kendi gözleriyle görecek derecede şahittir.

Gerçekten de o, mala düşkünlükte çok şiddetlidir (Adiyat Suresi 8. ayet).

İnsanoğlu, azgınlığının ve düşmanlığının, Allah’a ve onun nimetlerine karşı gafletinin şiddeti sebebiyle, kendisini Mevla’sının himayesinden uzaklaştıran mal, mülk, servet, makam, mevki, baş olma sevdası gibi hevesler peşindedir. Bundan dolayı da, onları elde etmeye karşı son derece hırslıdır, bütün gayretini, bütün enerjisini o yolda harcar, bütün nefesini o uğurda tüketir, varını yoğunu onun için sarfeder.

İnsanın bu düşkünlüğü, onun Allah’ın nimetlerine karşı nankörlüğünün şiddetinden, onun lütuf ve ihsanından mahrum kalmasından, Allah’a ve onun kerem ve atasına karşı olan yakininin ve inancının zaafından başka bir şey değildir.

Adiyat Suresi Hatimesi

Ey marifet ve yakin fıtratı üzere yaratılmış kamil insan…

Burada senin üzerine düşen vazife şudur: Bütün gayretini, sen ne için yaratılmışsan onun uğrunda harcamalısın. Hayatını, Hak tarafına yönelmekten engelleyen bütün meşgalelerden arındırmalısın.

Yine, şunları yapmak da senin üzerine düşmektedir:

Kıyamet ve hesap gününü gözünün önüne dik ve oradan asla ayırma. Kısaca, Allah’tan sakin gafil olma. Çünkü onun murakabesi / gözetlemesi bu dünyada da ahirette de senin üzerindedir.

Kaynak: Abdülkadir Geylani / Geylani Tefsiri / C: VI / bkz: 504-507

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir