Takva makamını tahakkuk ettiren, insanı helak olmaya götüren hevadan sakınan ve dünyaya, onun aldatmacalarına ve arzularına karşı mutlak bir zühd içerisinde Mevla’ya dönen kimseden gizli kalmaz ki;
Temkin ve rıza makamında muhakkık ve muvahhid olan kimsenin, Hak Tealadan mutmain, kaza sultanının üzerinde icra ettiği şeylerden razı, bollukta ve darlıkta, sonsuz lütfu ve ihsanın yanı sıra sıkıntı ve belalarda da sadece Allah’a mütevekkil olaraktan ve yine ilahi vahyi gözetip gayba dair ilhamları bekleyerekten himmetini sadece yüce Allah’a yönelik ve münhasır kılması gerekir.
Zira her kim samimi bir şekilde nasutiyette dair olan elbiselerden sıyrılırsa lahutiyyetin süsleriyle şereflenir. Çünkü onun ecri Allah’a kalmıştır, işi de O’na dönmüştür. Ve yine bu kimsenin hükmü ve durumu başlangıçta olduğu hale dönmüştür ve artık o kimse yüce Allah’ın yanında ve korumasında bulunmayı ifade eden kucağında mahfuz olmuştur.
Dolayısıyla bu kulun sadece her türlü eksiklikten münezzeh olan yüce Allah’ı vekil edinmesi, sadece O’nu haimi ve kefil kılması ve O’nun emir ve ilhamlarını bekleyerekten bütün işlerini O’na havale etmesi gerekir
Zira Sübhan olan Allah, onun halini ve ihtiyaçlarını bizatihi en iyi bilendir, onun terbiye ve irşadı hususunda Hakim olandır. Bu sebeple bu kul için, kalbinin levhinden yüce Allah dışında başka bir şeye iltifat etmeyi bütünüyle silmekten, Alim ve Hakim olan Rabbinden kendisine vahiy edilene tabi olmaktan ve O’na itaat ve teslimiyetten başka bir yol yoktur
Kaynak: Abdülkadir Geylani / Geylani Tefsiri / C:IV / bkz: 349
