Aile, insanın hem sığınağı hem de imtihan alanıdır. Eşler arasında zaman zaman yaşanan anlaşmazlıklar, öfke ve kırgınlıklar kaçınılmazdır. Ancak belirleyici olan, bu problemler karşısında sergilenen tavırdır. Kur’an ve Sünnet, aile içi sorunların hiddet ve şiddetle değil; hoşgörü, anlayış ve olgunlukla çözülmesini emreder. İslam’ın aile anlayışı, kusuru büyüten değil, hikmeti arayan bir bakış açısı sunar.
İslam’da Aile İçi Problemler ve Hoşgörü Ölçüsü
Ailevi problemlerde tavsiye edilen temel ölçü; eşimizde hoşlanmadığımız bir davranışla karşılaştığımızda, onun başka güzelliklerinin de olabileceğini düşünerek meseleyi hoşgörü, anlayış ve olgunlukla karşılamaktır. Zira insan, eksikleriyle birlikte insandır ve evlilik, kusursuzluk arayışı değil, sabır ve merhamet yolculuğudur.
Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de aile içi ilişkilerde temel prensibi şu şekilde belirlemiştir: “Hanımlarınızla iyi geçinin. Eğer onlarda hoşlanmadığınız bir şeyle karşılaşırsanız, bilin ki Allah onda sizin için birçok hayır takdir etmiş olabilir.” (Nisa Sûresi, 19)
Bu ayet, müminin bakış açısını değiştiren ilahi bir ölçüdür. Hoşlanmadığımız bir yön, çoğu zaman imtihanımız; sabrettiğimizde ise rahmet kapımız olabilir. İmam Gazalî, aile hayatındaki bu dengeyi şöyle ifade eder: “Ahlak, hoşuna gidenle değil, nefsine ağır gelenle güzelleşir.”
Efendimiz’in (s.a.v) Evlilik Ahlakı
Sevgili Peygamberimiz (s.a.v), aile içi ilişkilerde ölçüyü yalnızca sözle değil, bizzat yaşayarak öğretmiştir. O, şöyle buyurur: “Mümin bir erkek, mümine hanımına karşı öfkelenmesin. Onun bir huyunu beğenmezse, başka bir huyunu beğenir.”
Bu hadis, kusura odaklanan bakışın yerine, hikmete yönelen bir gönül terbiyesi sunar. İbn Kayyım el-Cevziyye’ye göre, eşler arasındaki muhabbeti ayakta tutan şey kusursuzluk değil, affediciliktir.
Ümmetine her yönüyle örnek olan Efendimiz’in (s.a.v) aile hayatında da beşerî sebeplerle bazı geçici problemler yaşanmıştır. Hz. Aişe validemize atılan iftira (İfk Hadisesi), hanımlar arasında yaşanan bazı kırgınlıklar ve Hz. Fatıma ile Hz. Ali (r.a) arasındaki geçici dargınlıklar, Kur’an ve Sünnet’te ibret vesikaları olarak yer almıştır.
Bu olaylarda dikkat çeken en temel husus; problemlerin asla şiddetle değil, sabır, hikmet ve nezaketle çözülmesidir. Hasan-ı Basrî’nin ifadesiyle: “Hilm, öfkenin dizginidir; sabır ise aileyi ayakta tutan direk.”
Efendimiz (s.a.v), ailede şiddeti kesin bir dille yasaklamış; hiçbir hanımına ve hizmetçisine el kaldırmamıştır. Hanımlarını dövenler için ise: “Sizin en hayırlılarınız, ailesine karşı en hayırlı olanlarınızdır” buyurarak, hayırlı olmanın ölçüsünü aile içindeki merhametle ilişkilendirmiştir.
Hz. Ömer (r.a), halifeliği döneminde dahi aile içinde sabrı ve adaleti esas almış; “Evinde zalim olan, toplumda adil olamaz” diyerek bu dengeyi vurgulamıştır.
İslam ailesinde esas olan; hiddet değil ülfet, şiddet değil şefkattir. Ebu Talib el-Mekkî’ye göre, aile içindeki huzur, Allah’a yakınlığın aynasıdır. Mevlânâ ise bu hakikati şu sözle özetler: “Sevgi kusursuzluğu değil, kusurla birlikte kalabilmeyi öğretir.”
Kur’an ve Sünnet rehberliğinde çözülen ailevi problemler, sevgi ve saygıyı zedelemez; bilakis daha da güçlendirir. Böyle bir aile ortamı, sadece eşleri değil, nesilleri de ihya eder.
Aile, Sabırla İnşa Edilen Bir İbadettir
Aile hayatı, yalnızca birlikte yaşamak değil; birlikte sabretmek, affetmek ve olgunlaşmaktır. Hz. Ali’nin (r.a) dediği gibi: “Sabır, imanın yarısıdır.” Ailede sabır ise huzurun anahtarıdır.
Her mümin, aile içi problemler karşısında nefsini değil, vahyi ölçü almalı; öfkeyi değil hikmeti, kırmayı değil onarmayı tercih etmelidir. İşte o zaman aile, dünya imtihanının en güvenli limanı haline gelir.
