Ülkemizde ailelerin çocuklarına verdikleri din eğitimi incelendiğinde, bu konuda tek tip bir yaklaşım olmadığı görülmektedir. Genel bir değerlendirme ile aileleri, din eğitimine bakış ve uygulama biçimlerine göre dört ana grupta ele almak mümkündür:
- Din eğitimini bilinçli olarak vermeyen aileler
- Yetersizliklerinden dolayı din eğitimi veremeyen aileler
- Din eğitimini hatalı yöntemlerle vermeye çalışan aileler
- Din eğitimini bilinçli ve doğru yöntemlerle veren aileler
Bu sınıflandırma, çocukların dinî gelişiminde yaşanan farklılıkları anlamak açısından önemli ipuçları sunmaktadır.
Din Eğitimini Bilinçli Olarak Vermeyen Aileler
Laik Yaklaşımın Eğitime Yansıması
Bu gruptaki aileler, dinin bireyin hayatında belirleyici bir unsur olmadığı düşüncesine sahiptir. Çocuğun din eğitimiyle ilgilenmenin gerekli olmadığına inanırlar ve dinin insan gelişimine katkı sunduğunu kabul etmezler.
Geçmişte din derslerinin seçmeli olduğu dönemlerde çocuklarının bu dersleri almalarını istemeyen bu aileler, günümüzde ise din eğitiminin çocuklar için zararlı olabileceğini ileri sürmekte; eğitim programlarını, öğretmenleri veya din eğitimi veren kurumları eleştirme yoluna gitmektedirler.
Çocuk Üzerindeki Etkiler
Bu ailelerde yetişen çocuklar, din eğitimi adına sistemli bir bilgi edinemedikleri gibi, ibadet ve inanç konusunda da ebeveynlerinden olumlu bir model görememektedirler. Dinî bilgisi sınırlı olan anne ve babalar, zaman zaman çocuklarına yanlış veya eksik telkinlerde bulunabilmektedir.
Örneğin Allah’ın, İslam inancına aykırı biçimde insani sıfatlarla tanıtılması, çocuğun zihninde sağlıklı bir inanç tasavvurunun oluşmasını zorlaştırmaktadır. Bu tür yanlış anlatımlar, çocuğun Allah’ı tanıma ve sevme sürecini olumsuz etkilemektedir.
Sonuç olarak bu ailelerde büyüyen çocuklar, erken yaşlarda verilmesi gereken temel dinî bilgileri alamamakta; dinî duygularının gelişmesine yeterli zemin oluşturulamamaktadır. Salt ahlâk kuralları ve toplumsal değerler ise, çocuğun yüce bir varlığa inanma ve bağlanma ihtiyacını tek başına karşılayamamaktadır.
Bilgi Yetersizliği Nedeniyle Din Eğitimi Veremeyen Aileler
Bu gruptaki aileler, çocuklarına din eğitimi verilmesi gerektiğine inanmakla birlikte, bu konuda kendilerini yeterli görmedikleri için süreci ertelemektedirler. Din eğitiminin daha çok okul yıllarında verilmesi gerektiğini düşünerek, erken çocukluk dönemini ihmal etmektedirler.
Oysa okulda verilen din eğitiminin, ailede atılmayan temelleri tek başına telafi edemediği birçok çalışma ve gözlemle ortaya konulmuştur.
Bu ailelerde çocuklar, dinî uyanış ve duyarlılık açısından geç bir başlangıç yapmakta; anne ve babanın ibadet hayatındaki tutarsızlıklar da çocuk üzerinde olumsuz etki bırakmaktadır. Söylenenle yapılan arasındaki fark, çocuğun zihninde güven kaybına yol açabilmektedir.
Çocukların ifadeleri incelendiğinde, anne ve babanın ibadetleri bizzat yaşamalarının, sözlü teşvikten çok daha etkili olduğu açıkça görülmektedir. Bu nedenle din eğitiminin sadece anlatımla değil, örnek davranışlarla desteklenmesi gerektiği ortaya çıkmaktadır.
Doğru Bilgiyi Yanlış Yöntemlerle Vermeye Çalışan Aileler
Bu gruptaki aileler genellikle geniş aile yapısına sahiptir ve din eğitimini geleneksel yöntemlerle sürdürmektedir. Dinî bilgiler çoğu zaman örf, adet ve kulaktan dolma bilgilerle iç içe geçmiş durumdadır.
Eğitim süreci, çocuğun gelişim düzeyi ve psikolojisi dikkate alınmadan yürütülmektedir. Bu durum, çocuğun ilerleyen yıllarda dine karşı mesafeli hatta tepkili bir tutum geliştirmesine yol açabilmektedir.
Bu ailelerde çocukların davranışlarını kontrol etmek için sıklıkla korku dili kullanılmaktadır. Allah sevgisi yerine, ceza ve tehdit ön plana çıkarılmakta; çocuk, Allah’ı sevgiyle bağlanılacak bir varlık yerine korkulması gereken bir güç olarak algılamaktadır.
Araştırmalar ve öğrenci görüşleri, çocukların sevgi, hoşgörü ve anlayış temelli bir din eğitimi talep ettiklerini açıkça ortaya koymaktadır. Tehdit ve baskı, dinî duyarlılığı güçlendirmek yerine zedelemektedir.
Din Eğitimini Bilinçli ve Doğru Yöntemlerle Veren Aileler
Bu gruptaki aileler, din eğitiminin anne-babanın temel sorumluluklarından biri olduğunun farkındadır. Gerek çekirdek gerekse geniş aile yapısında olsun, bu ailelerde din eğitimi bilgi sahibi bireyler tarafından ve bilinçli bir planlama ile yürütülmektedir.
Din eğitimi kurumlarıyla iş birliği yapılmakta, ancak sorumluluk tamamen bu kurumlara bırakılmamaktadır. Ailenin ilgisi ve rehberliği eğitim süreci boyunca devam etmektedir.
Bu ailelerde din eğitimi sevgi, saygı ve hoşgörü temellidir. Anne ve baba, dinin gereklerini bizzat yaşayarak çocuklarına örnek olmaktadır. Ölçülü ödül, anlayışlı yaklaşım ve tutarlı davranışlar ön plandadır.
Çocukların ifadeleri, aile içindeki bu tutumun kişilik gelişimi ve dinî hassasiyet üzerinde kalıcı ve olumlu etkiler bıraktığını göstermektedir.
Bilinçli ve doğru yöntemlerle din eğitimi veren ailelerin sayısının henüz istenilen düzeyde olmaması, üzerinde ciddi şekilde düşünülmesi gereken bir durumdur. Günümüzde kitle iletişim araçlarının ve popüler kültürün çocuklar üzerindeki etkisi dikkate alındığında, ailelerin bu sorumluluğu daha da artmaktadır.
Çocuğu bir emanet olarak gören, verdiği eğitimin hesabını vereceği bilinciyle hareket eden ailelerin çoğalması; bireysel huzurun, toplumsal dengenin ve manevî sağlığın güçlenmesine katkı sağlayacaktır.
