1. Anasayfa
  2. AHİRET HAYATINA İNANMAK

Allah’ı Unutmak Kendini Unutmaktır


Kur’an, insanı en çok uyaran hakikatlerden birini açıkça ilan eder: Allah’ı unutan, sonunda kendini de unutur. Bu unutma, basit bir dikkatsizlik değil; insanın kimliğini, yaratılış gayesini ve ebedî istikametini kaybetmesidir. Haşr ve Kıyamet sureleri, bu gafletin sebebini ve acı sonucunu bütün çıplaklığıyla ortaya koyar.

Yüce Allah, Müslümanları Haşr Suresi’nde son derece sarsıcı bir uyarıyla ikaz eder. Bu uyarı, yalnızca geçmiş ümmetlere değil; her çağda yaşayan müminlere yöneltilmiş ilahi bir ikazdır.

Yüce Rabbimiz şöyle buyurur:“Ey iman edenler! Allah’ı unutanlar gibi olmayın. Zira Allah’ı unutmak onlara kendilerini de unutturmuştur. İşte onlar, yoldan çıkmış kimselerdir (Haşr Suresi, 17–19)”

Bu ayet, Allah’ı unutmanın doğrudan ve kaçınılmaz sonucu olarak insanın kendini unutmasını gösterir. Kul, Rabb’ini unuttuğunda; O’nun emirlerini, huzurundaki sorumluluğunu ve hesap gününü de unutur. Böylece insan, kim olduğunu, niçin yaratıldığını ve nereye gideceğini yitirir.

Kendini Unutmak Ne Demektir?

Kendini unutmak; insanın yaratılış gayesini, ahiretteki nihai hedefini ve ebedî varlığını göz ardı etmesidir. Bu unutma hali, insanı değersizleştirir; çünkü kul, değerini Rabb’iyle olan bağından alır.

İmam Gazalî’ye göre, insan Allah’ı tanıdıkça kendini tanır; Allah’ı unuttukça da nefsinin esiri olur. Nefsinin esiri olan ise, kendi hakikatini kaybeder.

Haşr Suresi, bu unutmanın nihai sonucunu açıkça bildirir: “Onlar fasıklardır.” Yani ilahi sınırları aşan, yönünü kaybeden, istikametten çıkan kimselerdir. Bu durum, bir anda değil; yavaş yavaş, tercihlerle oluşur.

Hasan-ı Basrî’nin ifadesiyle: “Günah, bir anda kalbi öldürmez; ama gaflet, kalbi fark ettirmeden çürütür.”

İnsanın Rabb’ini ve dolayısıyla kendisini unutmasının temel nedenlerinden biri, yanlış değer yargılarıyla tercih yapmasıdır. İnsan çoğu zaman hakikati bilmediği için değil; bildiğini ertelediği için yoldan sapar.

  • Geçici olmasına rağmen peşin olanı, yani dünya hayatının zevklerini ve menfaatlerini tercih etmek
  • Ebedî olmasına rağmen sonradan gerçekleşecek olanı, yani ahiret mutluluğunu ve cenneti ihmal etmek

Kur’an, bu tercih hatasını net bir şekilde teşhis eder: “Hayır! Siz peşin olanı (dünyayı) seviyorsunuz, ahireti ise bırakıyorsunuz (Kıyamet Suresi, 20–21)

Bu ayet, insanın zaafını ifşa eder. Peşin olan cazip gelir; ertelenen ise kolayca ötelenir. Oysa akıl, geçiciyi ebedîye feda etmemeyi gerektirir.

Dünya menfaatini ahiret saadetine tercih etmek, kısa vadeli hazları sonsuz mutluluğa üstün tutma yanılgısıdır. İbn Kayyım el-Cevziyye bu durumu şöyle açıklar: “Aklın ölçüsü, sonuca bakmaktır; nefsin ölçüsü ise anlık hazdır.”

Mevlana Hz. de bu gafleti şu sözle anlatır: “Bir anlık tatlı için, yıllarca acı çekeceğini bilen akıl, o tatlıya uzanmaz.”

  • Ben bugün neyi tercih ediyorum?
  • Peşin olanı mı, ebedî olanı mı?
  • Rabb’imi hatırlıyor muyum, yoksa dünya meşguliyetleriyle kendimi mi kaybediyorum?

Haris el-Muhâsibî’ye göre, insanın kurtuluşu; her gün bu soruları kendine sormasında gizlidir. Çünkü hesap günü sorulmadan önce, kendini hesaba çeken kazanır.

İnsanın Kendini Bulması ve Kendisiyle Barışmasının anahtarı: Allah’ı Hatırlamak

Allah’ı hatırlamak, insanın kendini hatırlamasıdır. Zikrin kalpten silindiği yerde kimlik de silinir, yön de kaybolur. Dünya sevgisi ağır bastığında, ahiret hafife alınır. Oysa gerçek kazanç; geçiciyi ebedîye feda etmekte değil, ebedî uğruna geçiciden vazgeçebilmekte saklıdır. Kim Rabb’ini unutmazsa, kendini de kaybetmez.

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir