Allah’ın Zatı Hakkındaki Ehl-i Sünnet İnancı
Allah’ın Birliği ve Zatî Sıfatları
Allah’ın zatı hakkında ehl-i sünnet ehlinin inançları şöyledir; Allah birdir. Ortağı yoktur. Evveli olmayan (Kadim) öncesizdir. Varlığı daimidir, sonu yoktur. Ebedidir, nihayeti yoktur. Süreklidir, hayatında kesiklik yoktur. Celal sıfatlarıyla mevsufdur. Allah Teala, zamanların sona ermesi, ömürlerin bitmesiyle yok olan varlıklar gibi yok olmaz. Evvel de O, Ahir de O, Zahir de O, Batın da O’dur. Her şeyi en iyi bilendir.
Allah Mekan ve Zamandan Münezzehtir
Şekil almış bir cisim değildir. Hiç bir varlığa benzemez; hiçbir yaratık da ona benzemez. Yönlerle çevrili değildir. Ne yerler ne de gökler O’nu kapsayamaz.
Allah’ın Arş Üzerinde Olması
O; Arşın üzerinde, kendi buyurduğu ve murad ettiği manada yerleşmiştir. O, Arşın da üstündedir, göğünde. Toprağın derinliklerine kadar her şeyin üstündedir. Arş ve gök üzerinde olması, yerden ve topraktan uzaklığını gerektirmediği gibi, arşa ve göğe yakınlığını da gerektirmez. Bilakis, yerden ve toprak altlarından çok ırak olduğu gibi, arş ve semadan da çok ıraktır. Bununla beraber, her varlığa en ya kın olan, kula şah damarından daha yakın bulunan O’dur. Zatı cisimlere benzemediği gibi, yakınlığı da cisimlere benzemez. Hiçbir şeye girmemiş, hiçbir şey de ona sokulamamıştır.
Allah’ın Ezelî ve Ebedi Oluşu
O, zaman ve mekanı yaratmazdan önce vardı. O, şu anda da ezelde olduğu gibidir. İyi kişilere bir lütuf ve ihsanda bulunmak ve nimetini tamamlamak için, ebediyet yurdu Cennette zatı gözlerle görülecek, keremli simasına bakılacaktır. Onun zatının varlığı (Cennette) akıllarla bilinecektir.
Allah’ın Hayat, Kudret ve İlim Sıfatları
O, diridir. Her şeye gücü yeter. Cebirde bulunur, zorla yaptırır, kahirdir. Kendisine kusur ve acziyyet arız olmaz. Uyuklama ve uyku onu bürümez. Ona yokluk ve ölüm ilişmez. O, yaratmak ve meydana getirmekte tektir. O, icad ve her şeyi en mükemmel biçimde halk etmekte yektir.
Allah’ın İlmi ve Her Şeyi Kuşatması
Bütün bilgileri bilendir. Yerlerin derinliklerinden göklerin en üst tabakalarına kadar meydana gelen olayları bilgisiyle kuşatmıştır. Yer de gökte, onun bilgisinden -zerre miktarı da olsa hiçbir şey kaçmaz
O, en karanlık gecede kara taş üzerindeki siyah karıncanın kıpırdadığını bilir. O, hava boşluğundaki zerreciklerin hareketlerini idrak eder. O, gizliyi de, en gizli olanı da bilir. O, vicdanların temayüllerine, zihinlerin hareketlerine, gönüllerin gizliliklerine, sonsuz ve ezell, ebediyyette süreklilikle muttasıf ilmiyle vakıf olur.
Allah’ın Kainatı İradesiyle Yönetmesi
Kainata irade buyuran, olayları bir nizam içerisinde idare eden O’dur. Görünen ve görünmeyen alemlerde her şey O’nun çizdiği kader ve kazası, hikmet ve meşiyyeti doğrultusunda cereyan eder. Dilediği olmuş, dilemediği olmamıştır. Emrini geri çeviren, hükmünün ardına düşüp de hükmünü geçersiz bırakacak yoktur.
İşitme, Görme ve Konuşma Sıfatları
O en iyi işiten, en iyi görendir. Çok gizli de olsa, O’nun işitmesinden hiçbir şey kaçmaz. Çok küçük de olsa onun görmesinden hiçbir şey saklı kalmaz. Uzaklık işitmesine, karanlık da görmesine engel olmaz. Zatı yaratıklara benzemediği gibi işitme ve görmesi de benzemez. O, kendisine has kelamıyla konuşan, emreden, yasaklayan, Cennetlle va’d, Cehennem ile tehdit edendir.
Kur’an ve İlahi Kitapların Mahiyeti
Kur’an-ı Kerim, Tevrat, İncil, Zebur ve diğer sahifeler sonradan yaratılmış değillerdir. Kur’an-ı Kerim Allah’ın kelamıdır; Mahluk değildir ki eskiye! Mahlükun sıfatı değildir ki (içindeki bilgiler) tükene.
Allah’tan başka gerçek manada hiçbir varlık mevcut değildir. Her şey O’nun yaratmasıyla meydana gelmiştir. O, adaletini en güzel, en mükemmel, en adil surette yayandır. O, yaptıklarında hikmet sahibidir, hükümlerinde adildir.
Allah’ın Mahlukata Muhtaç Olmayışı
Kendisinden başka, ins, cin, melek, gök, yer, hayvan, bitki, cansız, kavranan, duygu alanına giren her şey sonradan yaratılmıştır. Hiçbiri yokken kudretiyle icad etti. Hiçbiri bir şey değilken halk etti. Çünkü ezelde tek varlık O’ydu. Kendisiyle bir başkası yoktu
Bundan sonra kudretini göstermek, ezelde sebkat eden muradını gerçekleştirmek, ezeldeki hak olan sözünü doğrulamak için mahlukatı yarattı. Yoksa varlıklara muhtaç olduğu için değil
Onun yaratması, icadı, teklifi mahlükatına bir lütuftur, mecburiyet değil. Varlıklarına bolca nimet vermesi, bir gereklilik sonucu değildir. Fazl-u ihsan, nimet ve minnet O’nundur.
Allah Teala’nın, kullarına taatlerine karşılık sevap vermesi, kendisine vacib olduğu için değil, söz ve keremli oluşunun neticesidir. Çünkü, hiçbir kimse namına bir iş yapması O’na vacib değildir. O’nun zulüm ettiği düşünülemez.
Peygamberlerin Gönderilişi ve Hz. Muhammed
Kimsenin O’nda hakkı yoktur. İnsanların kendisine ibadet yapmalarının mecburi oluşu, yalnız akıl ile değil, peygamberlerinin getirdiği emirlerle de bilinir. O, peygamberler göndermiş, kendilerine doğruluklarını ispatlayan mücizeler vermiş, onlar da buyruklarını, yasaklarını, Cennet ve Cehennemini halka iletmişlerdir. Bundan dolayı insanların peygamberlerin getirdiklerini tasdik etmeleri kendilerine vacib olmuştur.
Allah Teala ümmi ve Kureyş kabilesine mensub olan Hz. Muhammed’i (s.a.v) Arap-Acem bütün insanlığa ve cinne peygamber olarak gönderdi. Allah Teala onu göndermekle nübüvvet ve risalete son vermiş, onu peygamberlerin sonuncusu, müjdeci, korkutucu, ilahi yardımla Allah’a çağıran, çerağ ve yol gösterici kılmıştır.
Kıyamet, Cennet ve Cehennem İnancı
Kendisine, hikmetlerle dolu kitabını indirmiş. Kur’an’la en kavi dinini açıklamış. onunla dosdoğru yolu göstermiş, insanları Kur’an’ın haber verdiklerine inanmakla yükümlü kılmıştır ki;
Kıyamet şüphesiz kopacak, Allah ölmüş herkesi ilk başta yarattığı gibi diriltecektir. Cenneti yarattı, onu dostlarına huzur yurdu olarak hazırladı. Orada, keremli zatına baktırmakla kendilerine ikram da edecektir. Cehennemi de halk etti. Onu da, kendisine küfreden, ayetlerine, kitaplarına, peygamberlerine inanmayanlara ebediyen kalınacak yurt kıldı. Onları kendisini görmekten mahrum bıraktı.
Günahkar Müslümanların Durumu
Müslümanlardan hiçbir kimseyi işlediği zina, hırsızlık vs. günahlardan ötürü küfre nispet ettirmeyiz. Hz. Peygamberimizin Cennetle müjdeledikleri hariç, hiçbir müslümana Cennetlik» veya «Cehennemlik» demeyiz. Günahkarların Cennete girmelerini ümid ederiz. Cehennemde azab olunmalarından da endişe duyarız.
Şefaat, Kabir Azabı ve Mahşer
Biz, Allah Teala’nın, günahkarları, Cehennemde yanmalarını müteakib Hz. Peygamber’den (s.a.v) gelen haberleri tasdik etmek için Resulüllah’ın şefaatiyle çıkaracağına kaniyiz. Biz, kabir azabına inanırız. Allah Teala’nın, kulları mahşer yerinde durdurup müminleri sorguya çekeceğine de iman ederiz.
Biz, Allah Teala’nın, peygamberi Hz. Muhammed’e (s.a.v) arkadaş olarak seçtiği ashab-ı kiramı sever, onları Allah’ın kendilerini övdüğü şeylerle över, hepsine bağlılığımızı ifade ederiz.
Biz, Resul-i Ekrem’den sonra müslümanların imamının Hz. Ebu Bekir es-Sıddik (r.a) olduğuna hükmederiz. Allah, onunla dinini güçlendirmiş, onu dinden çıkmışlara galib kılmıştır.
Peygamberimiz, kendisini imamlığa geçirdiği gibi, bütün müslümanlar da devlet idaresinin başına geçirmişlerdi. Ona istisnasız hepsi «Allah Resulü’nün Halifesi» ünvanını vermişlerdi.
Sonra sırasıyla Hattab’ın oğlu Hz. Ömer, Affan oğlu Hz. Osman. – Hz. Osman’ı şehid edenler onu haksızca, düşmanlıkla şehid etmişlerdir. Sonra, Ebu Tâlib’in oğlu Hz. Ali’dir. (Allah onların hepsinden razı olsun)
İşte Resul-i Ekrem’den sonraki imamlar bunlardır. Bunların halifelikleri, vekillikleri peygamber vekilliğidir. Diğer ashab-ı kirama da saygı duyar, aralarında vuku bulmuş çekişmelerden bahsetmeyiz.
Fikir ayrılıklarına düştüğümüz konularda Rabbimizin kitabına, peygamberimizin sünnetine, müslümanların icma’ına ve bu manadaki görüşlerine müracaat ederiz.
Allah Teala’nın müsaade etmediği hususlarda, Allah’ın dininde kendi kafamıza göre uydurmalar yapmayız. Bilmediğimiz konularda Allah namına laf etmeyiz.
Müslüman ölülerine yapılan hayır ve hasenatın, duaların ölülere yarar sağlayacağına, Allah’ın bu hayırlarla kendilerini faydalandıracağına inanırız. Biz, Allah Teala’nın salih kullarını kerametlerle mümtaz kılmasının caiz olduğuna da iman ederiz.
Kaynak: İmam Gazzali / İmam Gazali’den Müminlere Vaazlar / bkz: 41-44
