Bu dünya hayatı sadece bir eğlenceden, bir oyundan ibarettir. Ahret yurduna gelince, işte asıl hayat odur. Keşke bilselerdi (Ankebut Süresi 64. ayet)
Bu dünya hayatının bir kalıcılığı yoktur, gerçekliği de yoktur. Gerçek değildir. Sadece zat-ı ilahi güneşinden yansıyan bir seraptır. Allah’ın kerem denizinde oluşan dalgalardır. Serap nasıl susamışları aldatırsa, susamışlar su sanarak ona kavuşmak için nasıl can atarsa, kendisini nasıl daha çok yorar ve daha çok susatırsa, hatta o yolda öldürürse dünya hayatı da öyledir. Onun süslü gösterişleri, geçici ve boş lezzetleri onu elde etmek isteyenleri ömrü boyunca yorar, helak eder ama doyurmaz. Sonunda da hasretler içinde kor ve öldürür.
Fakat ahiret hayatı ve o hayatta olan ledünni mükaşefeler ve müşahedeler, bunlara bağlı olarak tevhit ehillerine verilen feyizler ve kerametler tam ve gerçek hayattır. Ezeli ve ebedi hayat işte bu hayattır. Hiç zeval görmeyecek olan, yok olmayacak olan, tadı ve lezzeti hiç azalmayacak olan hayat budur. Keşke bunu bilebilselerdi. Bu hayata ve bu hayattaki lütuf ve keremlere inansalardı! Keşke fani dünyaya ve faní lezzetlerine kanmasalardı, hayvanî şehvetleri, hayali lezzetleri gerçek ve ebedi lezzetlere tercih etmeselerdi!
Cahillikleri ve sapıklıkları sebebiyle geçici olanı, daimi olana tercih ettiler. Yok olacak olanı yerinde duracak olana, helak edici serabı hayat veren ırmaklara tercih ettiler. Ne garip ve ne acayip iştir ki onlar müşrik olmalarına ve kafir olmalarına rağmen, Allah tarafından yapılan kınamalardan ve aşağılanmalardan etkilenmemelerine rağmen, kendilerini imana zorlayacak olan mucizelerden etkilenmemelerine rağmen;
Kaynak: Abdülkadir Geylani / Geylani Tefsiri / C: IV / bkz: 252
