Bakara Suresi 95. ayet Meali: Hayır hayır, ellerinin kazandıkları yüzünden, onu hiç bir zaman temenni edemeyeceklerdir. Allah zâlimleri çok iyi bilir.”
Bakara Suresi 95. ayet Tefsiri: Elleriyle yedikleri naneler yüzünden, onlar onu hiç bir zaman temenni edemeyecekler. Elleriyle işledikleri günahlar yüzünden onlar asla ölmeyi isteyemeyeceklerdir. Biz de isteyemiyoruz o yüzden.
Niye?
- İşimiz var, aşımız var canım.
- Planlarımız var, programlarımız var, dükkanımız var, tezgahımız var.
- Amir olacağız, müdür olacağız, baş olacağız, ayak olacağız, gideceğiz, geleceğiz.
- Veya daha kutsal görevlerimiz var efendim, bu ümmete daha Kur’an anlatacağız, sünnet anlatacağız, teşkilatımızı büyüteceğiz, cihan şümul hale getireceğiz, devlet kuracağız, biz ölmeyeceğiz yani. Daha çok işlerimiz var bizim diye böyle kendi kendimize ölümden öte bir hayat istiyoruz.
Yani cennetteki kadar rahat, ama ölmemek üzere dünyada böyle bir cennet istiyoruz. Sanki bugün müslümanlar İslam’ın öngördüğü hayatı sadece rahatlık anlıyorlar. Yani sanki peygamber Taif’te hiç taşlanmamış, Bedir’de hiç işkence görmemiş, Uhut’ta yara almamış ve hiç aç kalmamış, açıkta kalmamış, perişan olmamış, hiç bir şey olmamış. Yani böyle müslüman oluverdin mi, oh tamam senden iyisi yok.
Her evde İslami yayınlar yapan televizyonlar. Kapının ağzında hizmete amade bekleyen, otomatiğin otomatiği arabalar, yazın yazlıklar, kışın kışlıklar, kaplıcalar, ılıcalar filan olacak, biz böyle müslümanca yaşayacağız ve yine de ölüm olmayacak.
Hele tıp dünyası da ölüme bir çare buluverse tamam biz yaşayıp gideceğiz böyle, hiç başımız ağrımadan. Oysa bu dünyada bunlar olacaktı. Allah korusun da böyle düşünen adam insanlardan küçük bir azap görünce de korkusundan ne yapacağını şaşırıp kalıveriyor tabii. Hani Ankebut suresinde bu husus şöyle anlatılıyordu:
- İnsanlardan kimileri de vardır ki, Allah’a inandık der, fakat Allah yolunda bir eziyete uğratıldığı zaman da insanların işkencesini Allah’ın azabına denk tutuverir (Ankebut 10)
Böyle oluveriyor bu sefer de. Yani insanlardan gelen küçük bir azabı Allah’tan gelen azap gibi kabul ediveriyor ve korkmaya başlayıveriyor. Geri adım atmaya kalkıyor yani. Öyleyse bizler imanlarımızla amellerimizi dengeye getiremezsek, dengede tutmayı beceremezsek, bilelim ki; bu ikilemi sürekli yaşayacağız demektir.
Yani bunun için, bundan kurtulabilmek için çare şu: İman ettikçe amel edeceğiz, iman ettiğimizi hep amele döüştüreceğiz, amelimiz hep imandan kaynaklanacak, o zaman hiç korkmayız, başımıza ne gelirse gelsin hiç etkilemez bizi.
Sahabe onun için dayanıklıydı. Yani biz imandan kaynaklanmayan ameller peşinde koşarsak veya iman ettiğimiz halde o konunun amelini gündeme getirmezsek, o zaman işte böyle bozuk düzen bir hayat yaşarız. Metanetimiz, dayanıklılığımız da olmaz.
Sahabe öyle değildi. İnanıyor yaşıyordu, inanıyor yapıyordu, yaptığı inancıydı, inandığını yapıyordu, işte böyle devam edincede güçlü oluyordu sahabe. Fark etmiyordu ki onun için, hesabı her gün denkleştiriyor, kasa hesabı her gün sıfırlanıyor, aldığı belli, verdiği belli tamam, o kadar rahat ki; ölecekmiş, neden korksun da? Hesabı tamam, biliyordu ki zaten ölecek.
- Düşünün, düşünelim hemen ölümle karşılaşmayı ister misiniz?
- Hiç düşündünüz mü?
- Hiç hesap yaptınız mı?
- Hemen bir anda ölümü kabullenmek kolay değil değil mi
Bu işin muhasebesine bile kendimizi inandıramıyoruz. Düşünmek bile ürpertiyor insanı. Kolay mı? Yaşadığımız hayat belli, ellerimizin kazandıkları da belli, bu hayatın bizi nereye götüreceği de belli. Onun için korkuyoruz ölümden.
Ali Küçük Besairu’l Kur’an Tefsiri’nden derlenmiştir
Sıkça Sorulan Sorular (FAQ)
Bakara Suresi 95. ayet neyi bildirir?
- Bu ayet, ölümden kaçışın sebebini açıkça ortaya koyar: İnsanlar, işledikleri günahlar yüzünden ölümü asla temenni edemezler. Çünkü ölüm, yaptıklarının hesabıyla yüzleşmektir. Allah, bu korkunun kaynağını çok iyi bilmektedir.
İnsan neden ölümü istemez?
- Çünkü hesap hazır değildir. Hayat; planlar, hedefler, makamlar, işler ve dünyevî beklentilerle doldurulmuştur. Ölüm, bu düzenin aniden bozulması demektir. Asıl korku, yok olmak değil; yüzleşmektir.
“Ellerinin kazandıkları” ifadesi neyi anlatır?
- Bu ifade, insanın bilerek ve isteyerek yaptığı amelleri kapsar. Günahlar, ihmaller, ertelenmiş tövbeler ve samimiyetsiz ibadetler… Ölüm korkusu, bu kazanımların ağırlığından doğar.
Mümin neden bazen dünyaya aşırı bağlanır?
- Çünkü İslamî hayatı rahatlıkla eşitleyen bir algı oluşmuştur. Sanki iman; sıkıntısız, acısız, imtihansız bir dünya vaat ediyormuş gibi yaşanır. Oysa Peygamberlerin ve sahabenin hayatı bunun tam tersidir.
Dünyevî projeler ölümü unutturabilir mi?
- Hayır. Daha çok hizmet, daha büyük hedefler, daha kutsal görünen planlar bile ölümü erteleyemez. Ölümden kaçışın arkasına saklanan her mazeret, aslında yüzleşmeden kaçıştır.
İnsanlardan gelen küçük bir eziyet neden büyük korku doğurur?
- Çünkü iman–amel dengesi bozulmuştur. Ankebut Suresi 10. ayette bildirildiği gibi, bazıları insanların eziyetini Allah’ın azabı gibi görür. Bu da zayıf iman ve karşılıksız amellerin sonucudur.
İman ile amel arasındaki denge neden bu kadar önemlidir?
- Çünkü iman amele dönüşmezse korku üretir. Amel imandan doğmazsa dayanıklılık oluşmaz. Sahabenin gücü buradan geliyordu: İnandığını yapıyor, yaptığını imanla yapıyordu.
Ölümü düşünmek neden ürperti verir?
- Çünkü hayatın yönü bellidir ama sonucu ihmal edilmiştir. İnsan, yaşadığı hayatın nereye gittiğini bilir ama bunu kabullenmek istemez. Bu yüzden ölüm fikri bile rahatsız eder.
Bu ayetin mümine verdiği en net mesaj nedir?
- Ölüm korkusunu yenmenin yolu, ölümü unutmak değil; hesaba hazır olmaktır. İman ettikçe amel etmek, ameli imandan üretmek ve hayatı bu dengeyle yaşamak… İşte gerçek emniyet budur.
