Abdülkadir Geylani: Bakara Süresi 17-18 ve 19. ayetin meali ve tefsiri
Onların misali, onların bu şekilde ticaret ve değiş-tokuş yapma durumlarının kıyamet günündeki benzeri: Şunun misali gibidir ki, yani öyle bir kimseye benzer ki: O kimse, karanlık bir gecede bir şey arayıp bulmaya çalışır fakat bir türlü aradığını bulamaz. O kimse aydınlığıyla aradığı şeyi bulmak için: Bir ateş yakar. O ateş etrafını aydınlatmaya başladığı anda, ateşi yakan kişinin etrafını aydınlatıp, o kişi istediği şeyi aramaya koyulunca alev söner ve ışık kaybolur.
O kişi, aradığını bulmak şöyle dursun, büyük bir hayal kırıklığı ve hüsrana uğrar. Tıpkı Allah-u Teala’nın şu buyruğunda ki gibi: Allah onların nurunu giderir, yok eder. Yani Allah, münafıkların ateşlerinin alevini söndürür, fasit, geçersiz iddiaları üzerine kurulu küfür ve nifaklarından ibaret olan lambalarının ışığını giderir.
Aynı şekilde, kıyamet günü onlar istedikleri şeyi aradıkları zaman da o lambanın ışığını ifsat eder, yok eder. Böylece onlar doğru yolu bulamazlar ve bu sebeple Allah onlara azap eder. Ve onları karanlıklara terkeder. Neticesi küfür ve nifak/münafıklık olan, babalarını taklit etme amelleri sebebiyle, onları nefislerinde mekan tutan bir zulmete, karanlığa, bu hallerinin gereği olan, aradıkları ve iddia etmiş oldukları şeyi bulamama karanlığına, aydınlıktan sonra onlara arız olan karanlığa bırakır.
Bu üst üste binen zulmetler, karanlıklar sebebiyle de onlar göremezler (17). Onların Allah’ın azabından kurtulmaları beklenmez. Tam tersine, orada ebedi olarak kalırlar. Peygamberlerinin dili üzere gelen Hakk’ın kelamına kulak vermemeleri sebebiyle onlar sağırdırlar. İmanlarının ve de tasdiklerinin bir belirtisini gösteren herhangi bir sözlerinin olmaması sebebiyle dilsizdirler.
Fıtri olan kabiliyetler, doğuştan getirdikleri yetenek sebebiyle, zahiri delillere ve apaçık mucizelere iltifat etmemeleri sebebiyle de kördürler. İşte bu halleri içinde onlar geri dönmezler (18). Onların bu azaba düçar olmalarına sebep olan ve dünyada kendilerinden sadır olan ifrat ve tefritlerini hatırlayarak hidayet yoluna dönmeyi de istemezler.
Ya da gökten inen ve içinde karanlıklar olan bir sağanak yağmur gibidir. Yani onların bu ticaret ve değiş-tokuştaki misali, gökten inen ve üst üste binmiş, birbiri içine girmiş, kat kat olmuş, çok yoğun bulutlar yüzünden kapkaranlık bir hal almış, arkası kesilmeyen sağanak bir yağmura benzer.
Yine o yağmurun içinde gök gürültüsü ve yıldırımlar vardır. Onlar o duman ve buhar bulutlarından çıkmaktadır. O yıldırım ve gök gürültüsünü insanlar ne zaman görseler ve seslerini işitseler; o yıldırımdan dolayı ölüm korkusuyla parmaklarını kulaklarına tıkarlar.
O buluttan gelen ve çoğunlukla isabet ettiği kimseleri telef eden yıldırımlardan korkarak bunu yaparlar. Yani yukarıda geçen sağanak yağmurun getirdiği beklenmedik gök gürültüleri ve yıldırımlar o münafıkların nefislerinde İslam Dini’nin ilk zuhurundaki durumuna benzer.
Onların düşüncesine göre İslam, bir takım tekliflerden, zorluklardan, korkunç cehennemi / tehditvari şimşeklerden ve keskin hüküm yıldırımlarından ibarettir. Dolayısıyla, aptalca düşüncelerinin bir gereği olarak onlar üzerine bu felaketten hazer etmek, sakınmak kaçınılmazdır.
Bu yüzden, ondan ürkerek yüz çevirmişler ve isabet ettiği kimselerin zatını Allah’ın zatında ifna eden, yok eden yıldırımlardan korkarak ve mevt-i iradiden çekinerek akıl ve hayal parmaklarını kabul kulaklarının üzerine koymuşlardır.
Bu meyil ve yüz çevirme sebebiyle de onlar Allah’ın zatında fani olmaktan kurtulduklarına inanırlar, daha doğrusu öyle zannederler. Ve onlar Hakk’ın zatında yok olup gittiklerinin, yok olup kaybolmaya mahkum olduklarının farkında değillerdir. Çünkü Allah kafirleri kuşatmıştır (19).
Bu kafirler, gerek kendileri üzerinde, gerekse başkaları üzerinde daima ortaya çıkan tecellilerden gafil olarak ortaya koydukları fasit düşüncelerine göre kendi batıl zatları ile, zatından zatına tecelli eden Allah’ın zatını örtenler, gizleyenlerdir
Kaynak: Abdülkadir Geylani / Geylani Tefsiri / C: I / bkz: 60-62
