Özellikle bal arısı üzerinde bilimsel araştırmalar yapan uzmanlar ve bu bilgileri öğrenen kimseler bilirler ki; arının biyolojik yapısında, icra ettiği kusursuz sanatta ve ortaya koyduğu düzenli yaşam biçiminde tesadüfe yer yoktur. Arı, küçücük bedeniyle insan aklını hayrette bırakan bir sistemin parçasıdır.
Onun kanadından göz yapısına, petek mimarisinden yön bulma kabiliyetine kadar her ayrıntı; üstün bir ilim, kusursuz bir ölçü ve mutlak bir kudretin eseri olduğunu haykırmaktadır. Bu yönüyle bal arısı, yalnızca bir canlı değil; düşünen insan için canlı bir ayet gibidir.
Bal Arısındaki Biyolojik Yapı
Bal arısının bedeni, taşıdığı yükle kıyaslandığında olağanüstü bir dengeye sahiptir. Kendi ağırlığının katbekat fazlasını taşıyabilmesi, uzun mesafeleri şaşmadan kat edebilmesi ve en karmaşık alanlarda dahi yönünü kaybetmemesi; ona verilen biyolojik donanımın ne denli mükemmel olduğunu gösterir.
Bu yapı, kör tesadüflerin değil; bilerek, isteyerek ve ölçüyle yaratmanın neticesidir. Zira ölçüsüzlük, kaosu doğurur; oysa arıda kusur değil, uyum hâkimdir.
Bal arısı, ne bir okul görür ne de bir öğretmen tanır. Buna rağmen daha doğduğu anda ne yapacağını bilir. Hangi çiçeğe gideceğini, ne zaman çalışacağını, ne kadar nektar toplayacağını ve kovana nasıl döneceğini şaşmaz bir kesinlikle uygular.
Bu durum, arıya sonradan öğretilmiş bir beceri değil; ilahî fıtratla yerleştirilmiş bir programdır. Arı, kendisine yüklenen görevi sorgulamaz, ihmal etmez, geciktirmez. Bu da bize, fıtratın bozulmadığı yerde düzenin bozulmayacağını öğretir.
Peteklerdeki Matematik ve Kozmik Ahenk
Bal arısının inşa ettiği petekler, matematik biliminin en kusursuz geometrik şekillerinden biri olan altıgendir. Bu şekil, hem en az malzemeyle en fazla depolamayı sağlar hem de en dayanıklı yapıyı oluşturur.
İnsan, bu mimariyi ancak hesapla, çizimle ve ölçümle başarabilirken; arı bunu hiç hata yapmadan, her seferinde aynı mükemmellikle icra eder. Bu durum, arının kendi aklının değil; kâinatı kuşatan ilmin emriyle hareket ettiğinin açık bir delilidir.
Bir arı kolonisine bakıldığında, şaşırtıcı bir iş bölümü görülür. Kraliçe, işçi arılar, bekçiler ve toplayıcılar… Her biri görevini bilir ve başkasının işine karışmaz. Ne bir isyan vardır ne de görev ihlali.
Hiçbir arı “Ben bu işi yapmayacağım” demez. Hiçbiri tembellik etmez. Çünkü arılar, kendilerine verilen rolü ilahî bir disiplinle yerine getirirler. Bu düzen, insan toplumlarına dahi ibret olacak niteliktedir.
Arının ürettiği bal, yalnızca bir gıda değil; aynı zamanda bir şifa vesilesidir. İçeriğindeki doğal maddeler, insan bedenine fayda sağlar; yaraları iyileştirir, bağışıklığı güçlendirir. Dikkat edilirse, arı kendisi için değil; başkaları için de fayda üretir. Kendi emeğinin meyvesi, başka canlılara şifa olur. Bu da yaratılışta yalnızca bireysel değil, umumî bir rahmet maksadının bulunduğunu gösterir.
Arıdaki Düzen, Kainattaki Düzenin Bir Yansımasıdır
Bal arısının kendi arasındaki düzen, aslında kainattaki büyük düzenin küçük bir örneğidir. Gezegenlerin yörüngesinden hücrelerin işleyişine kadar her yerde görülen ahenk, aynı kaynaktan beslenmektedir.
Bu düzen bize şunu öğretir:
- Kainat sahipsiz değildir.
- Her şey başıboş değildir.
- Her şey, bir Kudret’in emriyle hareket etmektedir.
Bal arısına bakan herkes onu görür; fakat ibret alanlar çok azdır. Oysa düşünen bir insan için arı; Allah’ın varlığına, birliğine ve yüce kudretine işaret eden canlı bir delildir.
İnsan, arının sadakatini, düzenini ve üretkenliğini tefekkür ettiğinde; kendisine şu soruyu sormadan edemez:
- Ben yaratılış gayeme ne kadar sadığım?
Bal arısı konuşmaz; fakat yaratılışıyla tebliğ eder. Ayet okumaz; fakat varlığıyla ayet olur. Onun her hareketi, Allah’ın ilmini, hikmetini ve kudretini sessizce ilan eder.
