1. Anasayfa
  2. KUR'AN-I KERİM TEFSİRİ

Beled Suresi Konusu ve Muhtevası


Beled Suresi Hakkında Temel Bilgiler

Kur’an’a göre ise 90. sure olan Beled Suresi Mekki bir sure olup adını şehir anlamına gelen ‘beled‘ kelimesinden almıştır. Toplam 20 ayettirBu

Beled suresi; bir yandan en yüce elçiden (Hz. Muhammed s.a.v) bahsederken, diğer yandan o şehirde “benim sözüm geçer” diyen, mal varlığıyla güç elde ettiğini sanan bir zorbanın hikayesini gözler önüne seriyor.

Bu durum, yalnızca Mekke’ye özgü değildir. Küçük olsun, büyük olsun her yerleşim yerinde, yerli halktan olup gücü elinde tutanlar, dışarıdan gelene veya mevcut düzene yeni bir soluk getirene karşı kolayca cephe alırlar. “Sen kim oluyorsun? Sonradan gelip de…” tavrı, ne yazık ki, tarih boyunca değişmeyen bir insan zaafıdır.

Hz. Muhammed (s.a.v) de, ataları asırlarca o şehre hizmet etmiş soylu bir aileden gelmesine rağmen, tebliğ görevine başladığında bu yabancı muamelesine maruz kaldı. Oysa O, şehrin yabancısı değil, tam tersine en has evladı (mahremi) idi.

Daha da önemlisi: O’nun getirdiği din, o şehri kuran ve Kabe’yi inşa eden Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’in öz dini, yani İslam’dı. Hakikati getiren bir elçinin, şehrin en büyük hizmetkarı olarak herkesten daha fazla söz söyleme ve tasarruf hakkı elbette vardı.

Peki, bu zorba (Hz Muhammed’e kafa tutan) kabadayı; Bu şehre yığın yığın mal harcadım iddiasında bulunuyordu. İşte Kuran’ın en can alıcı sorusu burada devreye giriyor: Harcanan bu servet gerçekten sahibini büyük mü yapar?

O kabadayı, harcadığı dahil bütün varlığını, gören gözünü, işiten kulağını, konuşan dilini, aklını ve hatta kendisini var eden Yüce Yaratıcıdan almıştır. O, neyi, nerede ve kime karşı bir böbürlenme sebebi olarak kullanmaktadır?

  • Bir kölenin bedelini ödeyip hürriyetine kavuşturdu mu?
  • Kıtlık zamanında kendi nefsinden feragat edip aç bir yakınının karnını doyurdu mu?
  • Bir yetimin başını okşayıp gönlüne ferahlık verdi mi?
  • Sıkıntı içindeki bir yoksunun elinden tutup onu ayağa kaldırdı mı?

Hayır! Sadece kendi kibrini ve dünyevî gücünü besledi.

Bir beldeye gerçekten faydalı ve uğurlu (meymenetli) insan; sadece şehrin altyapısına yatırım yapan, yollar yapan kişi değildir. Asıl fayda, doğrudan insana yönelik hayırlı işler yapmaktan geçer:

  • İnsanları ilimle aydınlatıp, Hakk’a ve doğru yola çağırmak.
  • Zayıflara, kimsesizlere ve yoksullara merhametli olmayı tavsiye etmek.
  • Her şeyden önce, getirdiği ahlakı önce kendi nefsine uygulayıp kendisini doğru yola yönlendirmek.

    Unutmayın: Bir şehrin ruhunu zenginleştiren, duvarları değil, o duvarlar arasında yaşayan insanların kalpleridir. Ve o kalplere ışık tutan elçi, parayla satın alınamaz bir değere sahiptir.

      E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir