Bizlere sayısız nimetler bahşeden Yüce Allah’a hamd olsun. Kalbimizde kibir, haset ve nefret barındırmayacak bir samimiyetle O’nu anarız. Geceyi ve gündüzü birbiri ardınca yaratan, her şeye hakim olan Rabbimize, verdiği her nefes için şükür borçluyuz.
İman edenlere müjde veren, gaflet içinde olanları ise uyaran Efendimiz’e ve onun her biri karanlığı aydınlatan birer meşale olan ashabına salat ve selam olsun. Onlar, ibadetteki devamlılıkları ile bizlere dinde önderlik etmişlerdir.
Yeryüzü Bir Hapishane Değil, Bir Seyahatgah
Yüce Allah, yeryüzünü insanın bir köşeye hapsolup kalması için değil; gezip görmesi, tefekkür etmesi ve helal rızkın peşinde koşması için yaratmıştır. İnsan bu dünyada bir seyyah gibidir; ancak bu seyahat amaçsız bir dolaşma değildir.
Bu yeryüzü durağı, tuzaklardan sakınarak ve çeşitli nimetlerden istifade ederek asıl menzile hazırlanma yeridir. İnsan, üzerine basıp geçtiği toprağın bir emanet olduğunu bilerek yürümelidir.
İnsanın asıl vatanı cennetten bu dünyaya gönderilmesi, gurbette azık toplamak içindir. Burada ilim öğrenip üstün ahlakla bezenmek, ebedi yurda götürülecek en kıymetli sermayedir.
Ömür, denizde süzülen bir gemi gibi hızla yol almaktadır. Akıllı yolcu, geminin hızla ilerlediğini ve her an limana yanaşabileceğini düşünerek tedbirini alan kimsedir. Zaman daralırken azığı çoğaltmak temel gayemiz olmalıdır.
İlk Durak Beşik, Son Durak Mezardır
İnsan bu alemde durmaksızın devam eden bir yolculuk halindedir. Bu yolun ilk uğrağı beşik, son durağı ise mezardır. Sürekli ikamet edilecek yer ise ya cennet ya da ebedi hüsran yurdudur.
Yolculuğun süresi, bizlere verilen dünya ömrü kadardır. Bu süreyi nasıl değerlendirdiğimiz, ebedi mekanımızın rengini belirleyecektir. Allah’a giden yolun kapısı ise zikre ve istikamete devam etmekten geçer.
Hakiki kurtuluşun ancak Allah’a ulaşmakta olduğunu kavrayabilmek için basiret nuruna ihtiyaç vardır. Kalp gözü açılan bir mümin, dünya telaşının içinde boğulmak yerine Allah’ı tanımaya ve O’nu sevmeye odaklanır.
Gerçek sevgi, sevdiğinin rızasını her şeyin üzerinde tutmaktır. Bu sevgi, kalbi diriltir ve insanı nefsin karanlık dehlizlerinden çıkarıp ilahi huzura ulaştırır.
