İnsanoğlu yaratılışı gereği tarihin ilk dönemlerinden itibaren hep bilinmeyen ve görünmeyen esrarlı şeylere karşı ilgi duymuştur.
Gayb adı verilen bu esrarlı bilgilere ulaşma arzusu ve iştiyakı. ilmî ve teknolojik gelişmenin bir hayli mesafe katettiği günümüz insanının da ilgisini çekmeğe devam etmektedir. Bunun tabii sonucu olarak bazı kişiler gaybı yani geleceği bilmeyi hobi haline getirmişlerdir. Genellikle gayb, gözden kaybolmuş şeye denildiği gibi, duyularla idrak edilemeyen, insan bilgisi dışında kalan şeye de denilmektedir.
İslam, temel prensip olarak gayb bilgisinin yalnız Allah’a ait olduğunu, gelecekten haber vermenin de yine O’na ait bulunduğunu önemle vurgulamıştır. Kur’an-ı Kerim’de gayb kelimesinin geçtiği bazı ayetler incelendiğinde durum daha net bir şekilde anlaşılır:
- Gaybın anahtarı Allah’ın katındadır. O’ndan başka hiç kimse gaybı bilemez, karada ve denizde olanların tümünü O bilir (En’am Suresi 59. ayet)
- Gaybı yalnız Allah bilir (Yunus Suresi 20. ayet)
- Gaybı bilendir. Kendi gaybını (görünmez bilgi hazinesi) kimseye açık tutmaz (Cin Suresi 26. ayet)
Kur’an-ı Kerim’da gayb kökünden gelen ve meallerini verdiğimiz ayetlere yakın başka ayetler de vardır. Bu ayetler gözden geçirildiği zaman Müslümanlar açısından önemli bazı sonuçlara ulaşmak mümkündür:
- 1-) Öncelikle Müslümanların gayba iman etmeleri farzdır, mutlak hükmündedir.
- 2-) Bütün yaratılanlar için geçmişte. gelecekte ve bu ikisi arasında yaşanan her hadisede Allah’ın kesin bilgisi vardır.
- 3-) Her mümin bilmediği şeyin ardına düşmekten men edilmiştir: “Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme, çünkü kulak, göz ve kalb, bunların hepsi ondan sorumludur) (İsra Suresi 36)” ayeti bunu açıkça ifade etmektedir
- 4-) İnsanlar ve cinler gaybı bilmezler
- 5-) Allah’ın vahyini insanlara ve cinlere bildirmekle yükümlü olan peygamberler de. Allah izin vermedikçe gaybı bilemezler
Diliminde sihir ve büyü çoğu zaman bir arada ve birbirinin yerine kullanılmaktadır.
Lügatte sihir, Ne olursa olsun sebebi gizli olan şey demektir. Sebebi gizli olmakla hakikatin hilafına tahayyül olunan yaldızcılık, şarlatanlık. hudakirlık yolunda cereyan eden herhangi bir şey de sihirdir. Esrarengiz gizli sebeple incelik, zahiri cazibe, kötü maksat sihrin mahiyetidir, temelini teşkil eder. İnsafsızlık ve ahlaksızlık sihrin köküdür
İslam’ın temel kaynaklarında büyü, “Tabiatüstü gizli güçlerle ilişki kurarak yahut kendilerinde gizli güçler bulunduğuna inanılan bazı tabii nesneler kullanılarak zararlı, faydalı veya koruma gayeli bazı sonuçlar elde etmek için yapılan işler” şeklinde tanımlanmıştır.
Büyünün ve sihirin insanlık tarihi kadar eski olduğu, hemen bütün milletler-de çeşitli şekillerde varlığını sürdürdüğü bilinmektedir. Her dönemde büyü, büyücülerin elinde menfaate dayanan, mukaddes değerlerin olabildiğince istismar edildiği, her şeyin bilinebileceği iddiasıı taşıyan, insanların aldatılabilmesine en müsait zeminin hazırlandığı bir sahadır Sayılan bu ve benzeri özellikleri açısından büyüyü İslam inançları çerçevesinde bir yere oturtmak mümkün değildir.
Kur’an-ı Kerim’in sihir tabiriyle de anlattığı büyü, cincilik, kehanet, fal oklan, yıldızlara bakmak, düğümlemek. üflemek vb, batıl inançlarla birlikte İslam’ın haram kıldığı bir inanç ve davranıştır
İslam, büyü veya sihir yapmayı uygulama alanına sokmayı da büyük günahlar arasında sayarak Müslümanları bu meş’um fiilden uzaklaştırmıştır.
Büyük günahlar arasında zikredilmesine rağmen büyü ve sihirin bazı Müslümanlarca rağbet görmesinin tek sebebi. dini inançların zayıflığı ve büyü muhtevasının yeterince bilinmemesidir. İşte bundan dolayıdır ki, izahında güçlük çekilen. çözümünde aciz kalınan problemlerin halledilmesinde öncelikle dinin ana kaynaklarından bilhassa Kur’an-ı Kerim ve hadis-i şeriflere müracaat etmek gerekirken, çoğu kere din eğitiminden haberi olmayan, büyücülüğü meslek haline getiren kişilere başvurulmaktadır.
Bir diğer yönden büyü, Müslümanın inancını kaygan bir zemine yönlendirmesi açısından da büyük tehlike arzetmektedir. Bununla beraber büyünün Ehl-i Sünnet inancı çerçevesinde “hak” olduğu belirtilmektedir.
Modern bilimler alanında ulaşılan sonuçlar, günümüz insanının metafizik vakıalara ilgisini kesmemiştir. Bugün modern dünyada fizik alemine tesir edebilecek bir parapsikoloji ilminin teşekkül ettiği bilinmektedir. Birçok ülke münevverlerinin, bu yeni ilim dalına özel bir ilgi duydukları gözlenmektedir.
Esefle belirtelim ki, son yıllarda özellikle ülkemizde birtakım duygusal, mantiki ve iradi zaafından kaynaklanan bazı basit hadiseler bile neredeyse büyü olarak isimlendirilir hale gelmiştir.
Kan-koca arasındaki geçimsizliklerin. psikolojik, sosyolojik, psikiyatristik ve ekonomik sebepleri araştırılmaksızın hemen büyüye başvurularak onun aracılığı ile kolay çözüm aranmaktadır. Halbuki gerek kan-koca arasındaki geçimsizliklerin, gerek çocuk sahibi olamayan çifilerin problemleri, irade zaafı ve fiziki rahatsızlıkların tedavisi ile pek ala gideriIebilir. Çocuğu olmayan çiftlerin bu durumda ya birisi, veya her ikisi tıbben kusurlu olabilir. Bu konunun çözümünde ilk müracaat edilecek yer cinci, sihirbaz ve medyumlar değil, öncelikle bir tıp merkezi olmalıdır.
Bir an, yukarıda sözü edilen rahatsızlıkların gerçek sebebinin büyü olduğu düşünülse bile, çare büyücü veya sihirbazlar yerine. Hz. Peygamber (s.a.v) Efendimizin de yaptığı gibi Muavvizateyn (Felak, Nas sureleri) okuyarak Allah’a sığınmakta aranmalıdır. Nitekim Rasulüllah (s.a.v) kan koca arasındaki geçimsizliklerin ve çocuk sahibi olamayanların, bu arzularına kavuşmaları için bir büyücüye başvurmalarını tavsiye etmemiştir. Öyle ise böyle bir durumla karşı karşıya kalan Müslüman, Peygamber (s.a.v) Elendimizin tavsiyeleri doğrultusunda bir tabibe müracaat etmekle beraber Muavvizateyn surelerin yanı sıra Fatiha ve Ayetel Kürsi’yi de okuyarak kendini Kur’an-ı Kerim’in himayesine bırakmalıdır
Şu nokta da burada önemle vurgulanmalıdır: Böyle bir durumla karşılaşan Müslüman, sadece belirtilen sureleri okumakla yetinmeyerek, bu musibetten ancak Allah’ın izni ve yardımı ile kurtulacağına inanmalıdır. Eğer kişi bu konuda bu süphe içinde ise ve inancı zayıfsa, bu dua ve okumalardan istenilen faydayı temin etmesi zordur.
Bu konuda bu büyük alim şöyle diyor: Biz, Allah’ın her şeye gücü yettiğine inanmıyor muyuz? O halde bu belayı Rabbim savmayacak da büyücü hocolar mi. medyumlar mı savacak? Sihirbazlar mı, modern veya klasik falcılar mı savacak? Benim Allah’a olan iman ve itmi’nanımdan dolayı bu şekilde düşünüyorum. Böyle düşünmek ve inanmak bana engin bir gönül huzuru veriyor.
Büyü ve büyücünün zararlarından kurtulmanın en emin yolu, kişinin öncelikle Allah’a imanını, kuvve-i maneviyesini yitirmeksizin onu canlı tutmasıdır.
Bir büyücüden şifa bulamayınca diğerine koşmak, bu işin tacirliğini yapanları kapı kapı dolaşmak daha beter bataklığa gömülmek demektir. Muzdarip olan kişi kendi dua gücünü kullanmaya devam edebileceği gibi, çevresinde ağzı dualı gerçekten muttaki zevatın dualarına da müracaattan geri kalmamalıdır
Denebilir ki, insanlık tarihi kadar eski olan hurafe ve batıl inançtan tarihin hiçbir döneminde hiçbir millet yakasını tam anlamı ile kurtarabilmiş değildir. Bütün büyük ve kitaplı dinlerin hiçbiri eski cahiliyet devri dinlerinin kalıntılarından kurtulamamıştır. Halk tabakasının, kendi dinlerinin tören ve geleneklerinden ayrılamadıklarını bütün kitaplı dinlerin tarihleri göstermektedir. Halk tabakası, ilahi dini öğreten peygamberlerinden zaman bakımından uzaklaştıkça eski müşrik dinlerinden kalma hurafeleri hatta ayinleri canlandırmışlar, işi putperestliğe kadar götürmüşlerdir. Dinler Tarihi sayfalarında bunun pek çok misallerini bulmak mümkündür
Bugün ülkemizin birçok yöresinde müşahaade edilen hurafe ve batıl inançların çoğu bize diğer yabancı din ve inançlardan intikal etmiştir. Bunlardan birkaç örnek verecek olursak eğer;
1-) Bugün Noel Ağacı diye yılbaşında bazı evleri süsleyen ağaç, kuzeydeki Ş manist topluluklardan Hristiyanlara, onlardan da bize geçmiştir.
2-) At nalını, eski pabuç, soğan, nazar boncuğu ile birlikte uğur saymak ve onu yeni yapılan evin görünen bir köşesine asma adeti İtalyanlardan gelmiştir.
3-) Mavi boncuk vb. maskotlarım özellikle yem doğan çocukların omuzlarına asılması Rumlardan alınmıştır.
4-) İstanbul ayazmalarını sularına şifalı sayarak buna bütün Anadolu’daki bazı çeşmelere de teşmil etme geleneği yine Rumlar dan bize intikal eden batıl inançlardandır
5-) Türbelere ve kutsal sayılan ağaçlara çaput bağlamak bazı Kuzey ve Orta Asya milletlerinin eski dini inançlarından bir kalıntıdır
6-) Türbelere mum dikmek de Kırgız Kazaklarının, ölünün ruhu için kırk tane mum hazırlayarak her gün birini yakmaları geleneğinin bir devanı olarak mevcudiyetini sürdürmektedir.
7-) Birçok Müslüman ülkede de bilinen muska (nuska, nüsha) taşıma geleneği, putperestliğin en iptidai şekli olan fetişe dayanmaktadır. Eski Romalıların zehirlenmekten korunmak için önceden bir tedbir olmak üzere birtakım sırlar ihtiva eden işaretler yazılmış muskaya benzer şeyleri üzerlerinde taşıdıklarını, bu ülkenin mitolojisi ile ilgili eserler zikretmektedir
- Fetiş: Portekizce büyü. muska taşıyan kişiye mutluluk getireceğine inanılan, tabiatüstü özellikleri olduğu düşünülen tapınma eşyası. Bir kimsenin tapınırcasına sevip bağlandığı kimse veya eşya
8- ) Halkınız arasında bazılarımın inandığı batıl ve hurafelerden biri de kitap açtırmaktır. Bilgisiz kişilerin zannettiği gibi bu konuda açılan kitap mukaddes değil. “Yıldıznama” adını taşıyan sıradan bir kitaptır. Baştan aşağı asılsız, yalan yanlış hurafe ve batıl cümlelerin rastgele dizilmesinden teşekkül eden Yıldızname, bilgiç geçinen bazılarının elinde bilgisiz ve saf Müslümanların inancına ve parasını sömüren bir araç olmaktan başka bir şey değildir.
Müslümanlara arız olan, insanların vücut. kalp ve ruhlarına tesir ederek sağlıklarımı bozan sihiri Hz. Peygamber (s.a.v). “Her kim düğüm bağlar da sonra üflerse sihir yapmıştır. Sihir yapan da şirke gitmiştir. Her kim bir şeye menfaati olur veya zararı uzaklaştırır diye gönül bağlarsa ona havale edilir.) buyurarak yasaklamıştır. Aynı şekilde muhabbet için (kız-erkek birbirlerini sevmeleri için) yapılan muskalar da sihirdir. Bunu yapan ve yaptıranlar manen büyük bir vicdan azabı çekeceklerdir, çünkü nice genç kızlar, taze gelinlerden, bu tür sihirin tesiri ile sara hastalığına tutularak hayatlarını ömür boyu söndürenler görülmüştür
Kayıp bir eşyanın bulunması veya hırsızın yakalanması için sihir yoluna baş vurmak ve onun tesirine inanmak da şirktir, büyük günahtır.
Çocuğu olmayan kadınların göbeklerine yazı yazılması ve bunun için ayrıca muska yapılması, bu ameliyelere inanarak çocuk umulması gülünç ve çocukça bir beklentidir, batıla bel bağlamaktır. Bu konuda söylenecek daha çok şey vardır. Ancak hayatlarımı, kötüye kullanmak suretiyle muska, büyü ve sihir yaparak kazananların, bunu bir kazanç kapısı görenlerin akıbetlerinin hiç de iyi sonuçlanmadığı çoğu kere müşahade edilmiştir.
İslam öncesi dönemlerden günümüze kalar bir takım kişiler, cinlerle irtibat kurduklarını, kendilerinin dostu veya emirleri altına girmiş olan cinlerin onlara gayba ait haberler verdiklerini iddia edegelmişlerdir. Ancak Hz. Peygamber (s.a.v), kahin denilen bu kimselerin verdikleri haberlere inanılmasını da, onlara bir şey sorulmasını da yasaklamıştır.
Bu durunda ister yıldızlara bakılarak, ister cinlerle konuşarak, ister remil yolu ile gaybdan haber verdiğini iddia etsin, kahine, müneccime, arrafa bir şey sormak, onların kaybolan veya çalınan şeylerin yerlerini söylediklerini tasdik etmek şiddetle yasaklanmıştır. Bu yüzden de cinlere, çalınan şeyler hakkında soru sormak caiz olmadığı gibi, onlardan alındığı iddia edilen haberlere inanmak da doğru değildir. Cinlerden alındığı ileri sürülen bu tür haberler şer i ve hukuki bir delil olarak da kullanılamaz.
Kendini astrolog( diye adlandıran falcı ve medyumların insanı hem dinden, hem kendi benliklerinden uzaklaştırdıkları bugün kesinleşmiş bir görüştür. Astrolog, medyum ve falcıların sayısında azalma görülmemesi de ayrı bir endişe kaynağımı teşkil etmektedir.
Medyumlar, doğru ve kutsal ile her tür ilişkiyi keserek agnostik ve nihilist bir dünyada buğulu ve gizemli mekanlarda saf insanları avutarak umut tacirliği yapmaktadırlar.
Modern dünyanın bunalımlı insanı güya kendine bir çıkış yolu ararken bunalımın kaynağını keşfedemediği için handikaptan kurtulamıyor. Gerçekte bunalımın kaynağı 0900 lu telefonlarla evlerimize kadar giren modem falcılar, medyumlar, astrologlar ve cincilerdir.
İnsanların ruhlarındaki manevi boşluğu doldurmak iddiasında olan sözde moderm falcılar ve medyumla, manevi yönden erozyona uğramış kişilerin hayatlarına müdahale eden dumanlı havanın kuntlandır. Bir bakıma dini inanç ve duyguları istismar eden bu mahir pratisyenler, değişik ve gizemli görünümleri ile insanın derin duygu ve bağlanış hissini ranta dönüştürmektedirler.
Bütün bu tespitlerden sonra diyebiliriz ki, ülkemiz insanı için girişeceğimiz en hayırlı teşebbüslerden biri, belki en başta geleni. Müslümanları doğru ve sağlam İslam bilgisi ile donatmak olmalıdır.
Doç. Dr. Osman CİLACI (S. Demirel Üniv. İlahiyat Fakültesi Dinler Tarihi Anabilim Dalı Başkanı)
Kaynak: Diyanet İşleri Başkanlığı / Diyanet İlmi Dergisi / 1997 / . Sayı / bkz: 30-39
