İnsan, kalbini dünyaya yasladığında çoğu zaman acı ile yüzleşir. Çünkü dünya, güvenilecek bir yurt değil; imtihanla örülü geçici bir duraktır. Kur’an ve hikmet ehli alimler, bu gerçeği defalarca hatırlatarak insanı aldanıştan korumayı amaçlamıştır.
Dünyaya Güvenmenin Kaçınılmaz Sonucu
Dünya hayatına güvenen kimse, er ya da geç hayal kırıklığı yaşar. Ondan razı olup huzur bekleyen, çoğu zaman pişmanlıkla karşılaşır. Çünkü dünya, verdiğini kalıcı kılmaz; bağlananı ise yüzüstü bırakır. Umudunu tamamen dünyaya bağlayan kişi, aradığını elde etse bile tatmin olamaz.
İbnü’l Cevzî’ye göre dünyanın en büyük zararı, insanın beklentilerini sürekli canlı tutup karşılığını vermemesidir. Bu hâl, kalbi yoran bir mahrumiyet üretir.
Dünyadan ancak zahid olanlar selametle geçer. Zahidlik, dünyayı terk etmek değil; ona kalben bağlanmamaktır. İmam Gazalî, zahidi “dünyayı elinde tutup kalbinden çıkaran kimse” olarak tarif eder. Böyle bir insan, kaybettiklerinde yıkılmaz; kazandıklarında ise şımarmaz. Bu denge, insanı hem hırsın esaretinden hem de pişmanlığın yükünden korur.
Dünya Kendine Değer Vereni Neden Aşağılar?
Dünya, kendisine gereğinden fazla değer vereni küçük düşürür. Çünkü onun mahiyeti, yükseltmek değil; oyalamak üzerine kuruludur. Dünya; makamla kibir, malla cimrilik, rahatla gaflet üretir. Bu nedenle ona izzet atfeden, farkında olmadan zillete yaklaşır.
İbn Teymiye, izzetin Allah’a kullukta olduğunu; dünyaya aşırı bağlılıkta ise zillet bulunduğunu vurgular.
Aldatmanın Dünyanın Fıtratında Oluşu
Aldatma, dünyanın sonradan kazandığı bir özellik değil; onun imtihan gereği taşıdığı tabii bir vasıftır. Dünya, süsüyle çağırır, vaadiyle oyalar ve erteleme duygusuyla kandırır. Bu yüzden Kur’an, dünyanın aldatıcı yüzüne karşı sürekli uyanık olunmasını emreder.
Ebû Talib el-Mekkî’ye göre dünyanın hilesini bilen kimse ona tedbirle yaklaşır; bilmeyen ise kendini güvende zannederken kaybeder.
Gerçek kurtuluş, dünyaya sırt çevirmek değil; ona kalpten güvenmemektir. Mal elde olabilir, nimet kullanılabilir; fakat kalp bunlara teslim edilmemelidir. Mevlânâ’nın işaret ettiği gibi, dünya geminin altında kaldığında taşır; içine dolduğunda ise batırır.
Dünya bir imtihandır; hedef değil, araçtır. Onu amaç edinen yorulur, onu vasıta bilen ise selamet bulur.
