Dünyanın görülen, bilinen, mülk ve şehadet alemi olduğunu unutma. Dünya demekten gayemiz ölmeden önceki hal, ahiret demekten gayemiz de öldükten sonra durumlardır.
Dünya olsun, ahiret olsun, senin sıfatın ve durumlarındır. Bunlardan yakın olana dünya, tevhir edilip sonraya bırakılana da ahiret denir. Dünya mülk alemi ahiret ise bilinmeyen alemdir. Mülk aleminde meleküt alemi, yani görünen alemde görünmeyen alem sadece darb-ı mesellerle anlatılabilir.
Yüce Allah buyuruyor ki; İşte biz o misalleri insanların bilmesi için veriyoruz, Onu alim olanlardan başkası akıl edemez (1). Çünkü mülk yani bilinmeyen aleme göre mülk, yani görülen alem uyku ve rüya alemidir.
Sevgili Peygamberimiz buyuruyor ki; İnsanlar uyumaktadırlar, öldükleri zaman uyanırlar.
Kıyamet günü insanlar mutluluk ve meşakkatlerinde derece ve dereke itibariyle sınıfları sayılamayacak kadar çeşitlidir. Aralarında büyük farklılıklar vardır.
İnsanlar dünyada da çeşitli sınıflara ayrılmışlardır. Ahirette de durum aynıdır. Çünkü mülkü ve bilinmeyen alemi şevki ve idaresini yapan, yani dünya ve ahireti idaresine alan, eşi ve benzeri olmayan Allah’tır. Onun ezeli idaresi değişiklik göstermez. Yalnız biz dereceleri birer birer sayamasak bile bunların cinslerini izah edebiliriz. O halde şöyle diyebiliriz;
- Haliki: Helak olanlar
- Muazzebin: Azab Olunanlar
- Naciyun: Kurtuluşa Erenler
- Faizin: Umduklarını Bulanlar
Bunların dünyadaki benzerleri şöyledir;
Bir ülkeyi ele geçiren hükümdar, o memleketteki insanların bir kısmını öldürür. İşte bunlar helak olanlar (halikin) dir. Bir kısmını işkenceye tabi tutar, fakat öldürmez. Bunlar da azab olunanlar (muazzebin) dir. Diğer bir kısmını da hiç işkenceye ve eziyete tabi tutmadan bırakır ki bunlarda kurtulmuş (naciyun) fakat korkuları sebebiyle kendilerini kurtarmış kimselerdir. Diğer bir kısmınıda makam ve servet sahibi kılar, bunlar da umduklarını bulmuş olan (faizin) kimselerdir.
Eğer bu ülkeyi ele geçiren hükümdar adaletli ise kendini hükümdar olarak tanımayan, ona itaat etmeyen ve ona isyan eden kimseleri öldürür. Hükümdarın serbest bıraktığı kimseler onu hükümdar olarak kabul eder, isyan etmez, barbarlık yapmaz, ortalığı katıp karıştırmaz. Hükümdar kendine itaat edip hizmetinde bulunan kimselere de mevki ve rütbe verir.
Bu son kısmının ona yaptıkları hizmete karşılık alacakları rütbe ve makamlar değişiktir ve böyle olması da gerekir.
Yine azap edeceği kimselerin görecekleri azaplar suçlarına göre değişir. Demek oluyor ki bu dört ana bölüm için de derece yönünden sayılamayacak kadar derece farkı vardır.
Herkes kendi davranış ve amellerine göre değişik mükafat veya ceza görür.
Ahirette de durum aynıdır. Kimi helak olur. kimi bir süre azap görür, kimi kurtulur, kimi Adn kimi Merva kimi de Firdevs Cennetinin diğer bölümlerinde bulunurlar. Azaba uğrayanlar bir kısmı kısa bir müddet, bir kısmı bin, bir kısmı da yedi bin yıl gibi uzun müddet cehennemde azap olunurlar. Bu da haberde geldiği gibi cehennemden en son çıkacak olan kimsedir. Allah’ın rahmetinden ümidini kesen helak olan kimselerin de yaptıkları kötülükler kadar cehennemdeki dereke (aşağı derece) leri başka başkadır. Şimdi biz bu dağıtımı yapmaya çalışalım;
1.Derece: Helak olmuş olanların bulunduğu derecedir. Halikinden kastımız Allah’ın rahmetinden ümitlerini kesenlerdir. Çünkü dünyalıktan örnek verdiğimizde idama mahkum olanların hükümdarın affından ümit kesenler olduğunu unutma,
İşte bu birinci de bulunanlar Allah’ı ve ahiret hayatını inkar eden, dünya hayatını birinci derecede tutanlardır. Birinci derece de onlara aittir. Çünkü ahiret mutluluğu, Allah’a yakın olmak ve onun yüce cemalini görmektir. Bu da yalnızca iman ve doğrulama (tasdik) ile ulaşılabilir. Bunu inkar eden kimseler ebedi olarak Allah’ın rahmet ve cemalinden mahrumdurlar. Çünkü onlar Allah’ı ve Resulüllah’ı yalanlamışlardır. Allah’ın rahmet ve cemalinden ebedi olarak yoksun kalmaları bundandır. Cehennem böyle insanların vücutlarını ateşle yakarken, gönüllerini de özlem ve ayrılık ateşi yakar. Bu sebeple;
Arifler diyor ki; Bizim korktuğumuz şey cehennem değildir. Ümidimiz de cennet ve huriler değildir. Bizim korkumuz Allah’ın cemalini görmekten yoksun kalmak, ümidimiz ise Allah’a ulaşmaktır.
Yine Arifler diyor ki; Cehennemden korkarak cenneti ümit ederek; yani bir karşılığı gerektiren ibadetlerin yapılması alçaklıktır. Arifin ibadeti yalnızca Allah ve O’nun zatı içindir.
Yüce Allah buyuruyor ki; Gerçekten kalbi olan kimseler için bunda öğüt vardır (Kaf’37)
Kalbinde Zerre Kadar, Hardal Tanesi Kadar İmanı Olan Herkes Cennete Girecektir Ama Aması Var
2.Derece: Azaba uğrayacak olan kimselerin mertebesidir. Bunların imanı vardır, fakat imanları ile amel etmemişlerdir. Çünkü imanın başı tevhid, tevhid ise yalnız Allah’a ibadet etmek demektir. Nefislerinin isteklerinin ardına düşenler ise gerçekte isteklerini mabud edinmişlerdir. Dillerinde söyledikleri ‘La ilahe illallah’ yani tevhitleri hakikat değildir.
Tevhid kelimesinin anlamı Allah’ın şu ayetinin manasıdır; Allah de! Sonra onları bırak, daldıkları batakta oynasın dursunlar (En’am’91)
Kısaca Allah’tan başka her şeyin terk edilmesidir. Yine tevhidin anlamı şu ayetin anlamıyla daha güzel anlaşılır; Onlar ki önce Rabbimiz Allah’tır dediler, sonra da dosdoğru oldular (Fussilet’30)
Haberde geldi ki; Beş vakit namazı ve Cuma namazını kılan, Ramazan orucunu tutan, büyük günahlardan sakınan kimsenin bu yaptığı iyi işlerin küçük günahlarına kefaret olacağı Kur’an ile sabittir.
İman iki şekildedir
Avamın imanıdır ki, buna Taklid yolu ile iman da denir. Onlar duyduklarına inanır ve ona tabi olurlar.
Keşif yolu ile imandır ki, o da Allah’ın kullarına bahşettiği nur sayesinde bazı bilinmeyen şeylerin kulun kalbine bildirilmesi şeklinde olur. Gerçeğin tam anlamıyla görülüp imanın yapılmasıdır.
Kaynak: İmam Gazali / İhyau Ulumi’d-Din / C: IV / bkz: 55-61
