Cennet ehli için cennette, gelinler, düğün şenlikleri ayrıca ziyafetler olacaktır. Gelinler cennete davet edilenlere hazırlanmıştır. Çünkü izzet sahibi yüce Allah müminleri selam yurduna davet etmiştir. Bu kullanın bedenleri tazelenecek kendilerine sonsuz ömürler verilecektir.
Cennet ehli kendi aralarında ziyaretleşecekler ve ağırlanacaklardır. Orada ülfet yerlerinde konuşacaklar tuba ağacının gölgesinde toplanacaklar, peygamberleri de ziyaret edip görecekler, meleklerle oturup sohbet edeceklerdir. Allah’ın selamı onların üzerine olsun.
Cennetteki çarşılara cennet ehli giderek dolaşırlar, hurma ve istediklerini alırlar. Namaz vakitlerinde, Rahman olan Allah’tan hediyeler alırlar. Sabah akşam, çeşitli yiyecek içecek ve meyvelerle gıdalanırlar. Onların rızıkları asla kesintiye uğramaz, daima verilir, günbegün artar. Allah’tan (c.c) daha fazla nimet geldiğinde, önceki nimetleri unuturlar. Çünkü sana gelen nimetler öncekilerden çok çok güzeldir.
Cennette gezinti yerleri vardır. Bu gezinti yerlerı, Kevser Irmağının kıyısındaki bahçelerdir. Bu bahçelerde kurulmuş çadırlar vardır. Her bir çadırın alanı yetmiş mildir.
O çadırların her biri inci gibidir ve kapılan da yoktur. O çadırların içinde bakire kızlar vardır. Bunlar şimdiye kadar, hiçbir melek ve cennetteki hizmetçi ve hurilerden hiçbiri görmemiştir. Şu ayet-i kerime bu güzellerle ilgilidir:
- “İçlerinde güzel huylu, güzel yüzlü kadınlar vardır (Rahman Süresi 70)”
Allah (c.c) bir şey hakkında “güzel” buyurunca, onun güzelliğini anlatmaya kim güç yetirebilir ki?
Allah (c.c) sonra onlar için şöyle buyurdu:
- “Çadırlar içinde gözlerini yalnız kocalarına çevirmiş huriler vardır (Rahman Süresi 72)”
Bu hurileri, Allah (c.c) güzel suretler içinden seçmiştir. Onlar rahmet bulutlarından yaratılmışlardır. Allah (c.c) tarafından yağmur yağınca, kerim olan Allah’ın iradesiyle o güzel huriler de meydana gelmişlerdir.
Yüzlerindeki nur, arşın nurundandır. Üzerlerine inciden çadırlar kurulmuş, onlar yaratıldıkları günden beri hiç kimse görmemiştir. Çadırlarda tutulup korunmuşlar, tüm yaratıklar içerisinden erkekleri için saklanmışlardır.
Cennet ehli, köşklerde o hanımlarla birlikte nimetler içinde hayat sürüp giderler. Allah’ın (c.c) dilediği kadar da bu nimetler içinde kalırlar.
Bu böylece, Allah’ın (c.c) kendilerine yeni bir nimet ve güzellik vereceği güne kadar devam eder. Onlar cennetteki makamlarında iken kendilerine şöyle seslenir; “Ey cennet ehli! Bu gün gezinti günüdür, sevinç, açılma ve neşe günüdür. Gezinti yerlerinize çıkınız.”
Bunun üzerine bulundukları yerlerden, inci ve yakuttan atlar üzerinde çıkarak bir meydana gelirler. Bu meydandan gezine gezine geçerek, Kevser Irmağının kenarındaki bahçelere kadar gelirler.
Sonra Allah (c.c) onlara gidecekleri konakların yollarını gösterir ve onlardan her biri konaklayacakları çadırın yanına gelir; ama o çadırların kapısı yoktur. İşte o zaman çadır bir sarsıntı geçirerek, bir kapı açılır. Bu durum çadırın sahibi olan Allah’ın sevgili kulunun gözü önünde olur.
Daha önce çadırdaki güzeli hiç bir kimsenin görmediği kulun anlaması ve Allah’ın (c.c) dünyada iken vaat ettiğinin yerine gelmesi için böyle olur.
Allah (cc) şöyle buyurmuştur:
- “İçlerinde huyu güzel yüzü güzel kadınlar vardır (Rahman Süresi 70)” Sonra da şöyle buyurdu:
- “Çadırlar içinde sahiplerine tahsis edilmiş huriler vardır (Rahman Süresi 72)”
- “Onlara daha önce bir insan da bir cin de dokunmamıştır (Rahman Süresi 56)”
Sonra onun kocası, çadır içindeki safa köşkünde onunla beraber olur. Ve tahta otururlar. Sonra düğün yemekleri gelir. Düğün yemeklerini yerler, sonra Allah (c.c) onlara temiz içecek ikram eder.
Sonra onlar için hazırlanan taze meyvelerden yiyerek, giysi ve takı cinsinden olan yeni hediyelerini alırlar. Sonra onlara, Rahman olan Allah’ın (c.c) kisvesi giydirilir.
Artık o güzel sevgilileri ile meşgul olurlar. Onlardan dilediklerine kavuşurlar. Sonra da başka oturma yerlerine geçerler. Buralarda çeşit çeşit yeşil işlemeli sergiler vardır. Bu sergiler, orada akan ırmakların yanlarındaki bahçelerde serilmişlerdir.
Daha sonra, yeşil Refreflere binerler, arkalarına da şöyle bir yaslanırlar. Allah (c.c) de böyle buyurur:
- “Yeşil yastıklara ve harikulade güzel döşemelere yaslanırlar (Rahman Süresi 76)”
Allah (c.c) bir şey için “çok güzel” diye söylerse, geriye söyleyecek ne söz kalır ki!
Refref ise üzerine oturulduğu zaman bir beşik gibi sağa sola, yukarı aşağı sallanan bir binektir ve üzerine oturan da bundan çok hoşlanır.
Onlar Refreflere bindikleri zaman, İsrafil (a.s) sema’ (ilahiler) söylemeye başlar.
Hadis-i Şerife göre; “Allah’ın yarattıkları arasında İsrafil’in (a.s) sesinden daha güzel sesli olan yoktur.” İsrafil (a.s) sema (ilahiler söylemeye) başladığı zaman, yedi kat gök ehlinin namazı ve tespihi kesilir.
Cennet ehli Refreflere binip de İsrafil (a.s) çeşitli nameler ve makamlarla Melik ve Küddus olan Allah’ı tespih ve takdis etmeye başladığı zaman, cennette çiçek açmayan bir ağaç, aralanmayan ve açılmayan perde de kalmaz. Cennet kapılan üzerinde bulunan halkalar da çeşitli sesler çıkarmaktan geri durmazlar.
İsrafil’in (a.s) sesi, cennetin altın ve gümüşten ormanlarına ulaştığı zaman, onların dallarından da çeşitli namelerle sesler çıkmaya başlar. Karagözlü cennet hurileri de İsrafil’e (a.s) eşlik ederler. Kuşlar da kendi nameleriyle tatlı tatlı öterek onlara katılırlar.
Bu sırada Allah (c.c) meleklere şöyle vahyeder: “Sizde şu kullanma katın. Onları dinleyin ve şeytanın çalgılarından onları uzak tutun.”
Bunun üzerine melekler de çeşitli makamlarla ve ruhani seslerle onlara katılırlar. Bütün bu sesler bir araya gelince, çok güzel bir ses oluşur. Sonra Allah (c.c) Davud’a (a.s) şöyle buyurur: “Ey Davud! Arşımın sütununun yanında dur ve benim şanımı öv.”
Bunun üzerine Davud (a.s) Allah’ı övmeye başlar. Oradaki seslerin güzelliğine güzellik, itaatlerine tat katar. Ve tüm bu seslerin tadına doyum olmaz. Refreflerin üzerindeki, çadır ehli de onlara katılıp coşarlar Çünkü şu ayet-i kerime buna işaret eder:
- “Onlar, cennette (ravza) nimetlere mazhar olacaklardır (Rum Süresi 15)”
Yahya b. Kesir, burada geçen “ravza” kelimesinin anlamı için “lezzet ve sema yani çeşitli tatlar ve musiki nağmeleridir” demiştir.
Onlar böyle çeşit çeşit itaatler ve huzur içindeyken, Adn Cenneti tarafın dan Melik ve Kuddüs olan Allah’ın kapısı kendilerine açılır.
Adn Cenneti tarafından dalga dalga yükselen kerim olan zatı övgü sesleri, cennetin diğer katlarıına yazılır.
Bu sırada, Adn Cennetinden çok tatlı ve güzel kokular getiren bir rüzgar eser. Bu Allah’a yakınlık esintisidir.
Sonra etraftaki her şeyi parlayan bir nur yayılır bundan sonra şanı büyük ve yüce Allah onların başlanının üzerinden şöyle buyurur:
“Size selam olsun! Ey sevgililerim, dostlarım ve seçtiklerim. Ey cennet ehli! Gezinti yerlerinizi nasıl buldunuz? Bu gününüz, düşmanlarımın Nevruz gününe karşılık olarak size verildi. O düşmanlarım, dünyada kendilerine yeni nimetler aradılar. Ama o nimetler, pislikleri ve şekavetler sebebiyle kendilerine sadece sıkıntı getirdi. Aradıkları lezzetleri de bulamadılar.
Dünyada iken peşin olarak istedikleri şeylerden mahrum kaldılar. Bana itaat edenlere ahirette hazırladığım bunca nimetlere kavuşmak için sabredemediler.
Ama siz onların dünyada iken yöneldikleri şeylere sırtınızı döndünüz Dünya ehline hoş gelen şeylere kanmadınız ve onları aldatan şeylerden uzak durdunuz.
Bugün ise, dünyada iken yok yere elde ettikleri şeylerin, bir türlü de ulaşamadıkları lezzetlerin vebalini çekiyorlar. Dolayısıyla da bir zillet ve perişanlığın içine düşmüş durumdalar.
Ama siz, sabrettiğiniz için, hem cennete hem ipeklere, hem de gezinti yerlerine ve kurtuluşa erdiniz. Bugün sizin Nevruz gününüz, gezip eğlenme gününüzdür. Bugün sizin Adn cennetinde ziyaret gününüzdür.
Sizi bugün nasıl gördümse, dünyada iken de gördüm. Siz bana ibadet ve itaatle meşgul idiniz.
Fakat onlar, eğlenceye daldılar, sarhoş şaşkın, asi ve azgın bir şekilde yaşadılar. Dünya nimetlerinin tadına aldandılar. Maddi şeylerin değiştirilip, ellerine geçmesiyle mutlu olduklarını sandılar.
Siz ise, benim yüceliğimi gözettiniz. Tayin ettiğim şeriat sınırlarını aşmadırız. Bana verdiğiniz sözü tuttunuz. Benim haklarımı gözetmek için titizlik gösterdiniz.”
Bundan sonra cehennemin kapılarından bir kapı oradakilerin görmesi için açılır. Cehennem ateşinin dumanı çokça çıkmakta, cehennemdekiler de perişan bir halde sızlanıp durmaktadırlar.
Cennet ehli bulundukları yerden cehennem ehlinin durumunu gördükten sonra, Allah’ın (c.c) kendilerine verdiği nimetlere karşı sevinçleri ve mutlulukları
artar
Cehennem ehli de bulundukları yerden, zindanlardan, zincirler ve bukağılar içinden cennet ehline bakarlar. Ve kaybettikleri şeylerden dolayı büyük üzüntü ve pişmanlık duyarlar. Kendilerini cennetlilerin kurtarması için Allah’a yalvarırlar. Cennettekileri isimleriyle çağırarak yardım isterler. Bu mana da Allah (c.c) şöyle buyurur:
“Bugün ahirette cennetlikler, nimetler içinde safa sürerler. Onlar ve eşleri gölgeler altında tahtlara kurulurlar. Orada her çeşit meyve onlar içindir. Bütün arzulan yerine getirilir. Bağışlayıcı bir Rab olan Allah’tan onlara söz olarak ‘Selam…’ gelir. (Günahkarlara da) ‘Ayrılın bir tarafa bugün ey günahksrlar!’ (denir). Ey demoğlu! ‘Şeytana tapmayın, çünkü o sizin apaçık bir düşmanınızdır’ demedim mi? Bunu size peygamberlerim vasıtasıyla bildirmedim mi? Ve sadece bana ibadet ve kulluk edin. Çünkü dosdoğru yol budur, demedim mi? (Yasin Süresi 55-61)”
Bundan sonra onlara, cehennem ateşi ve zebanileriyle hücum eder topluluklarını dağıtırlar. Bunun üzerine sesleri kesilir. Her biri cehennemin bir tarafına atılır.
Cehennemden çıkıp kurtulmak istedikleri zaman, üzerlerine hurma ağaçlan gibi dişleri olan akrepler saldırır.
Sonra üzerlerine, arşın altından Allah’ın gazabıyla dolu bir ateş seli gelir. Onları alır ve ateş denizlerine batırır. Bu sırada Allah (c.c) tarafından bir münadi şöyle seslenir:
“Bugün daha önce büyük günahlara girerek benimle çekiştiğiniz, nimetlerimi giyerek azgınlaştığınızdan dolayı sizin için çetin bir gündür. Dünyadaki hüzün ve kulluk evinde, sevinçli bir şekilde yaşıyordunuz Bunun sebebi de, bana itaat edenlere hazırladığım şeyleri inkar etmeniz oldu. İşte bu yüzden sizlere verilecek olan tatlan, lezzetleri kestim. Dünya hayatını tercih ettiğinizden dolayı bugün vebalini çekin.
Cennet ehli artık sizden ayrıldı. Onlar çeşitli nimetler ve şenlikler içinde yüzüyorlar. Her türlü meyve önlerinde, çeşit çeşit hediyelere kavuştular. Koyunlarında da bakire kızlar, Refreflere binip sefa sürmekteler.
Çeşitli musiki ve sema alemlerinde lezzetler içerisinde yüzmekteler. Selamım onlaradır. Onlara lütuf ve iyiliklerimi sunarım Onlara verilen nimetler daima artar. Bir nimetten sonra başka bir nimet verilir. Sonraki nimet daha nefis ve lezizdir.
Ey cennet ehli!
Düşmanlarım dünyada iken, sevinç gösterilerinde bulunup. krallarına hediyeler verirler, kralları da onların hediyelerini kabul ederlerdi. İşte böyle yapan düşmanlarımın yaptıklarına karşılık size de bugünü verdim. Siz onlara üstün kılındınız.”
Cennette Gece Gündüz Var mı?
- Cennette gece var mıdır diye soran birine Peygamberimiz (s.a.v) şöyle cevap verdi:
- Senin böyle bir soru sormana sebep olan şey nedir?
O kimse şöyle dedi: Allah’ın (c.c) Kur’an-ı Kerim’inde şöyle buyurduğunu duydum: “Sabah akşam onlara rızıkları verilir (Meryem Süresi 62)” Bu ayeti dinleyince şöyle dedim: Sabah ve akşam arasında gece de vardır herhalde.
Resulüllah (s.a.v) da şöyle buyurdu: Orada gece yoktur. Sadece aydınlık ve nur vardır. Sabah öğle sonuna, öğle sonu da sabaha karışır. Cennet ehline, Allah tarafından çeşit çeşit hediyeler gelir. Bu hediyelerin geliş vakitleri, dünyada iken namaz kıldıkları vakitlerdir. Ayrıca melekler de onlara selam verirler.
Cehennem Azabı Nasıl Olacak Diye Soruyorsanız Eğer Bir Kesit ve Özet Olarak
Allah Resulü (s.a.v) şöyle devam etti: “Melekler orada onlara şöyle derler: “İşte yalanlayıp durduğunuz ateş budur. Bir büyü müdür bu? Yoksa görmüyor musunuz? Girin oraya, sabretseniz de sabret meseniz de artık sizin için birdir. Çünkü yaptıklarınızın cezasını çekeceksiniz (Tur Süresi 14-16)”
Sonra o ateş toplam yetmiş yıllık mesafe kadar göğe yükselir. Daha sonra da orada bekleyenlerin üzerlerine düşerler Oradakilerin saçlarını yakarlar, beyinlerini eritirler Bundan sonra cehennem en yüksek sesi ile şöyle bağırır: “Ey cehennem ehli, ey cehennem ehli, bana gelin. Rabbimin izzeti için sizden intikam alacağım.”
Sonra cehennem şöyle devam eder. “Beni gazabıyla gazaplandıran, düşmanlarından benimle intikam alan Allah’a hamdolsun. Rabbim! Sıcaklığıma sıcaklık, kuvvetime kuvvet kat.”
Hz. Peygamber (s.a.v) sonra şöyle devam etti: “Sonra cehennemden başka melekler çıkar ve ümmetlerden her birini karşılar. Onları ellerinden tuttukları gibi yüzüstü cehenneme atarlar. Ve onlar bir dağın tepesine ulaşmadan önce, tepe üstü yetmiş yıl kadar giderler.”
Resulüllah (s.a.v) daha sonra şöyle anlattı: “Onlar cehennemdeki bu dağlardan birinin tepesine varınca, her birinin derisi yetmiş kere yanıp, yenilenmedikçe o dağa yerleşemezler. O dağ başında ilk yedikleri şey zakkumdur. Bu zakkum, çok sıcak şiddetli bir şekilde acı ve çok dikenli bir şeydir. Onlar zakkumu yerken melekler gelirler. Ellerindeki demir topuzlarla vurmaya başlar. Ve kemiklerini kırarlar. Sonra da ayaklarından tepe üstü bu şekilde yetmiş yıllık yol alırlar.
Onlarda her birinin derisi yetmiş kere yanıp yenilenmeden cehennemdeki yerlerine varmazlar
Yiyecekleri de ağızlarındadır. Onu yutmaya güçleri de yetmez. Böylece yiyecekleri ağızlarında toplanır, kalpleri de boğazlarına kadar gelir ve orayı tıkar.
Su içmek için oraya giderler. Su içmeye eğilirler. Su içmeye eğilirken yönlerinin derileri soyulur ve suya düşer. Bir türlü ondan içmeye güçleri yetmez.
Bunun üzerine oradan ayrılıp gitmek isterler Ama onlar daha suyun kaynağında iken melekler onlara yetişerek onlara vururlar ve kemiklerini kırarlar. Sonra ayaklarından tuttukları gibi cehenneme atarlar Onlar da tepe üstü cehenneme düşerler. Bu şekilde bir vadiye varmadan önce, alevler ve şiddetli dumanlar içinde yüz kırk yıl yol alırlar
Her bir insanın derisi yetmiş kere yanıp yenilenmeden vadilerine varıp yerleşemezler Daha önce gördükleri su kaynaklarının sonu bu vadidedir. Hemen bu sudan içerler. Ama bu kaynar bir sudur. Bu su onların midelerine yerleşmeden, her bir insanın derisini Allah (c.c) yedi kere değiştirir.
Su midelerinde yerleşince, bağırsaklarını parçalar. Parçalanan bağırsaklar oturak yerlerinden çıkar. Suyun geri kalan bir kısmı da damarlarında dolaşır, etlerini eriterek kemiklerini sızlatır.
Yine melekler gelirler Ellerindeki topuzlarla, yüzlerine oturaklarına ve başlarına vururlar
Bu topuzlardan her biri “üç yüz altmış” iş görür. Onlarla cehennemliklerin başlarını vurdukları zaman beyinleri dağılır, kemikleri kırılır. Sonra ateş içinde yüzleri üzerinde yüzerler, cehennemin ortalarına kadar gelirler. Ateş onların derilerini yakar, kulaklarından çıkar. Onun alevleri burun deliklerinden ve kaburga kemiklerinden çıkar Bedenlerinden irin akar, gözleri yuvalarından çıkar ve yanaklarına yapışır.
Sonra daha önce uyduklan şeytanlarıyla arkadaş olurlar Yardım istedikleri putlarıyla birlikte olurlar. Ve birbirlerine yakın olarak dar bir yere atılırlar.
Kendi kendilerine hayıflanırlar, kendilerini ateşten kurtarması için mallarının getirilmesini isterler. Mallan ve paraları getirilir. Ama kızdırılarak, alınlarına, yüzlerine yapıştırılır, sırtlarına konur. Sırtlarına koyulan kızgın para, karınlanından çıkar
Onlar, cehennemin dostları, şeytanların ve yanan taşlanın arkadaşlarıdırlar.
Azaplarının daha çetin olması için, günahları getirilip üzerlerine dağlar gibi bağlanır. Bu durumda cehennemliklerden her birinin uzunluğu bir aylık yol kadar, genişliği de beş gecelik yol kadardır. Başı ise, Şam’ın uzağındaki Akra Dağı gibidir.
Her birinin ağzında otuz iki diş vardır. Bu dişlerin bir kısmı başından bir kısmı çenesinin altından bir kısmı da burnunun dibinden
Saçlarının uzunluğu ve kalınlığı pirinç tarlası gibi, çokluğu da dünya ormanları gibidir.
Üst dudağı kıvrılmış, alt dudağı da doksan zira uzunluktadır. Elinin uzunluğu on günlük yoldur, kalınlığı da bir günlük yol kadardır. Bacakları “Varakan” diye bilinen yere benzer. Derisinin kalınlığı da kendi dirsek ölçüsü ile kırk ölçüdür. Baldırlarının uzunluğu beş gecelik, kalınlığı ise bir günlük yoldur
Her gözbebeğinin büyüklüğü Mekke’deki Hira dağı gibidir. Bu da ancak onun ateşini ve alevini artırır.”
Resulüllah (s.a.v) şöyle devam etti: “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, eğer cehennemden bir kimse, elleri boynuna zincirlerle bağlı bir şekilde boynunda bukağılar, ayaklarında gülleler ile çıkacak olsa, sonra da onu insanlar görse, hepsi ondan ve her biri bir yere kaçar.”
Resulüllah (s.a.v) şöyle anlattı: “Cehennemin şiddetli sıcağından, gamından ve çeşitli azaplanından yerinin darlığından, cehennem ehlinin etleri yeşillenir, kemikleri sızlar Beyinleri kaynar, derilerinin üzerine dökülür. Derileri yanar, parçalanır, duyguları dağılır. Onlardan irinler akar. Vücutlarına kurt düşer, bu kurtlar semire semire vahşi eşek kadar olurlar. Bu kurtların kartal ve şahin gibi tırnakları vardır. Cehennemliklerin derileri ile etleri arasını ısırıp koparırlar. Etlerini lime lime ederler. O vahşi eşek gibi etlerini yerler ve kanlarını içerler Çünkü o kurtların cehennemliklerden başka yiyecekleri ve içecekleri yoktur
Sonra melekler onları alırlar, yüz üstü ateşlere ve taşlara sürerler.
Sanki o taşlar dişler gibidirler. Melekler o cehennemlikleri hazırlayıp, cehennem denizine götürmeye uğraşırlar. O cehennem denizi, yetmiş yıllık yoldadır Onlar o cehennem denizine ulaşıncaya kadar, günde yetmiş bin kere duygulan ve etleri parçalanır ve hemen derileri yenilenir
O cehennemlikler, cehennem denizine götürülünce oranın bekçilerine teslim edilirler. Onlarda cehennemlikleri ayaklarından tuttukları gibi cehennem denizine atarlar. Bu cehennem denizinin derinliğini ise yaratan Allah (c.c)’tan başka hiç kimse bilmez.
Tevrat in bazı yerlerinde şöyle denmiştir: “Cehennem denizi yanında, dünya denizi, dünya denizinin sahilinde küçük bir su kaynağı gibidir.”
“Cehennemlikler oraya atıldıkları zaman, o denizin azabını görünce birbirlerine şöyle derler; Buradaki azaba göre, daha önceki azabımız çok hafif kaldı.”
Resulüllah (s.a.v) sonra şöyle anlattı: “Cehennem denizindekiler, bir batar bir çıkarlar. Bazen de yetmiş kulaç atarlar. Her bir kulacın uzunluğu, batıdan doğuya kadardır Sonra melekler onları ellerindeki topuzlarla sürerler ve vururlar. Ve onları cehennem denizinin yetmiş yıllık mesafedeki derinliğine atarlar
Yiyecekleri de içecekleri de cehennem denizindedir. Cehennem denizinin dibinden yukarı tam yüz kırk senede çıkarlar. Her biri nefeslenmek ister. Ama melekler onlara ellerindeki topuzlarla vurmak için karşılarlar
Başını kaldıranın başına bir anda yetmiş bin topuz iner ve bunlardan hiçbiri hata etmez, hedefini şaşırmaz. Yine cehennemin yetmiş kulaç derinliğine batarlar. Her kulacın uzunluğu batıdan doğuya kadardır.”
Resulüllah (s.a.v) şöyle devam etti: “Onlar o cehennem denizinde, Allah’ın (c.c) istediği süreye kadar kalacaklardır. Etlerini ve kemiklerini cehennem yakıp bitirinceye, sadece ruhları kalıncaya kadar orada kalacaklardır.
O denizin dalgalarıı onları yetmiş yıl döver Sonra o denizin sahillerinden birine atar Bu sahillerin birinde yetmiş bin mağara vardır. Her bir mağaranın içinde de yetmiş bin çukur vardır. O çukurların her birinin derinliği yetmiş bin yıllık yoldur.
Her çukurun içinde yetmiş bin yılan vardir. Her yılanın uzunluğu da yetmiş ziradır. Her yılanın yetmiş dişi vardır. Her bir dişi de bir zehir kulesidir. Yılanların bulunduğu her çukurda bin tane de akrep vardır. Her akrebinde yetmiş bel kemiği vardır. Her bel kemiği de zehirden bir kuledir.”
Resulüllah (s.a.v) şöyle devam etti: “Sonra cehennemliklerin hepsi, şeytanlardan arkadaşlarına döner ve şöyle derler: ‘Bizi azdıran ve doğru yoldan saptıran sizdiniz,’ Şeytan konuşmasının sonunda yüksek sesle şöyle der:
“Ey cehennem ehli, Allah size gerçek olanı vaat etti. Allah sizi çağırdı; ama siz ona uymadınız ve doğru saymadınız. Ben de size (gerçek olmayan) bir vaatte bulundum. Ama yalancı çıktım. Zaten benim size karşı bir gücüm yoktu. Ben sadece sizi inkara çağırdım, siz de benim davetime hemen koştunuz. O halde beni yermeyin, kendinizi yerin. Ne ben sizi kurtarabilirim, ne siz beni kurtarabilirsiniz. Ve ben bugün Allah’tan başka taptığınız şeyleri de kabul etmiyorum (İbrahim Süresi 22)”
Kaynak: Abdülkadir Geylani / El Ğunye (Li Talibi Tariki’l Hak) / bkz: 457-479
