1. Anasayfa
  2. CİNSEL YAŞAM

Cinsel Tatminsizlik ve Zararları


Cinsel Tatminsizliğin Psikolojik ve Manevi Zararları

İnsan doğası, bedensel ve ruhsal bir denge (homeostaz) üzerine kuruludur. Bu dengenin en hassas noktalarından biri de eşler arasındaki cinsel uyum ve doyumdur. Ancak toplumda çoğu zaman bir “detay” gibi görülen kadın tatminsizliği, aslında hem bireyin biyolojik yapısında hem de evliliğin manevi ikliminde sarsıcı tahribatlara yol açar. Bir kadının sürekli olarak bu temel haktan mahrum bırakılması, sadece bir “mutsuzluk” meselesi değil, bedeni ve ruhu kuşatan bir yıpranma sürecidir.

Biyolojik Bir Reaksiyon Olarak Tatminsizlik

Modern tıp ve nöropsikoloji, cinsel tatminin vücutta oksitosin, endorfin ve dopamin gibi huzur ve bağ kurma hormonlarını salgıladığını kanıtlamıştır. Bu hormonlar, stresle başa çıkmanın en doğal yoludur. Sürekli olarak cinsel uyarılma yaşayıp doyum noktasına ulaşamayan (orgazmın gerçekleşmediği) bir kadında, vücut kronik bir gerilim modunda kalır.

Bu durum; kronik sinirlilik, uyku bozuklukları, açıklanamayan baş ağrıları ve genel bir depresif hal olarak sinir sistemine yansır. Tatminsizlik, bedeni dinlendirmek yerine onu bir yoksunluk stresine hapseder ve bu sinirsel yıpranma zamanla kadının tüm hayat enerjisini sömürür.

Genellikle kadınlarda görülen cinsel isteksizlik bir sebep değil, bir sonuçtur. Kadının kocasına karşı mesafe koyması, çoğu zaman geçmişteki tatminsiz kalma deneyimlerinin bir birikimidir. İnsan zihni, ödül alamadığı veya sonunda hayal kırıklığına uğradığı eylemlerden kaçınma eğilimi gösterir.

Erkeğin bencilce yaklaşımı, kadını sadece fiziksel olarak değil, duygusal olarak da eşinden koparır. Bu kopuş başladığında, cinsel hayat bir paylaşımdan ziyade bir “görev” veya “yük” haline gelir ki; bu da evliliğin temelindeki “meveddet” (şefkatli sevgi) köprüsünü yıkar.

Kul Hakkı Olarak Cinsellik

Meselenin manevi boyutu ise oldukça derindir. İslam hukukunda ve ahlakında, eşlerin birbirine karşı cinsel borcu kul hakkı kapsamında değerlendirilir. Erkeğin, eşini tatmin etmeyerek onu sinirsel yıpranmaya ve manevi boşluğa itmesi, uhrevi bir sorumluluk (vebal) doğurur. Ancak bu vebal sadece erkekle sınırlı kalmaz; kadının da bu süreçte kasten soğuk davranması veya haklı bir sebep olmaksızın uzaklaşması aile bağını sarsar.

Fakat unutulmamalıdır ki; Kur’an ve Sünnet’in “adil” yaklaşımı, kadının isteksizliğinin altındaki asıl sebebin (tatminsizlik ve cefa) ortadan kaldırılmasını erkeğe bir görev olarak yüklemiştir. Zulmün olduğu yerde huzur, huzurun olmadığı yerde ise kamil bir iman beklemek zordur.

Cinsel tatmin, evlilik binasının harcıdır. Bu harç eksik olduğunda bina en küçük sarsıntıda yıkılmaya mahkumdur. Erkeğin, eşinin sinirsel sağlığını ve manevi huzurunu korumak adına bu konudaki bilgisizliğini ve bencilliğini terk etmesi bir “lütuf” değil, bir “zorunluluktur”. Dünyada sinirsel yıpranma, ahirette ise ağır bir hesapla karşılaşmamak için; cinselliği bir tahakküm aracı değil, bir “emanet ve adalet” alanı olarak görmeliyiz.

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir