1. Anasayfa
  2. CİNSEL YAŞAM

Çıplaklığın Doğrudan ve Dolaylı Şekilleri


İslam’da çıplaklık, yalnızca bedenin açılmasıyla sınırlı bir mesele değil; iffet, haya ve toplumsal ahlâkı ilgilendiren derin bir imtihandır. Müslüman erkek ve kadınların, belirlenen sınırları aşarak vücutlarını doğrudan veya şeffaf elbiselerle dolaylı biçimde teşhir etmeleri, başka bir harama yol açsın ya da açmasın başlı başına haram kabul edilmiştir. Bu yasak, insanın hem kendisini hem de başkalarını günaha sürükleme ihtimalini dikkate alan ilahî bir korumadır.

Çıplaklık Haramının Temel Çerçevesi

Müslüman erkekler ve kadınların, dinen belirlenen örtünme şartlarını ve sınırlarını aşarak vücut organlarını açmaları haramdır. Bu açılma, ister doğrudan bedenin teşhiriyle olsun ister vücudun doğal rengini belli eden şeffaf elbiseler yoluyla gerçekleşsin, hüküm değişmez.

İbn Cevzî, günahın bazen açık bir isyanla, bazen de süslü bir kılıfla işlendiğini ifade eder. Şeffaflık da bu süslü kılıflardan biridir; şeklen örtülü, hakikatte ise çıplaklıktır.

Bu tür bir çıplaklaşma, başka bir cinsel harama sebep olsun ya da olmasın haramdır. Ancak eğer başkalarının şehvetini tahrik ederek zina, göz zinası veya benzeri haramlara kapı aralarsa, kişi kendi günahına ilaveten sebebiyet verme günahını da yüklenmiş olur.

Hasan-ı Basrî’nin şu sözü bu noktada manidardır: “Günahı işleyen değil günaha girdiği gibi, günaha yol açan da ondan pay alır.” İslam ahlakı, bireysel fiilin toplumsal etkisini de hesaba katar.

Dolaylı Çıplaklık: Resim ve Filmler Yoluyla Teşhir

Çıplaklık haramı yalnızca vücudu bizzat teşhir etmekle sınırlı değildir. Bilvasıta, yani resimler, videolar ve filmler yoluyla yapılan teşhir de bu yasağın kapsamına girer.

Ebu Talib el-Mekkî, kalbe işleyen günahların bazen bakışla başladığını söyler. Dijital çağda bu bakış, çoğu zaman bir ekran aracılığıyla gerçekleşmektedir.

Her ne kadar bizzat yapılan teşhir daha etkili ve sarsıcı olsa da, dolaylı teşhir çok daha yaygın ve kalıcıdır. Bir insan, bizzat işlediği bir günah için tövbe edebilir ve sorumluluktan kurtulma imkânı bulabilir. Ancak basılıp yayılan resimler, çoğaltılıp dağıtılan filmler söz konusu olduğunda, bu materyallerin tamamını ortadan kaldırmak çoğu zaman mümkün değildir. Böylece günah, kişinin elinden çıktıktan sonra da işlemeye devam eder.

İbn Kayyım el-Cevziyye, “Bazı günahlar vardır ki kişi öldükten sonra bile defteri kapanmaz,” der. Yaygınlaşan teşhir, bu türden bir vebali beraberinde getirebilir.

Sadi Şirazi’nin hikmetli ifadesiyle, “Bir kıvılcımı söndürmek kolaydır; ama yangın büyüdüğünde pişmanlık fayda vermez.” Bu sebeple mümin, daha baştan neyi paylaştığını, neyi çoğalttığını düşünmelidir.

Hz. Ebû Bekir’in edebi, Hz. Osman’ın hayası ve Hz. Ömer’in sınır hassasiyeti, mümin için ölçüdür. Çıplaklık yaygınlaştığında sadece bedenler değil, kalpler de soyunur.

Bu yüzden her mümin, “Benim bir davranışım başkasının günahına kapı aralıyor mu?” sorusunu kendine sormalı; cevabı samimiyetle aramalıdır.

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir