İnsan kişiliği, bir binanın temeli gibi çocukluk yıllarında atılır. O dönemde ruhun derinliklerine yerleşen her bir tuğla, bireyin tüm hayatı boyunca karakterini, kararlarını ve duruşunu belirleyen ana unsurlar haline gelir. Çocuklukta kazanılan erdemler, sadece o günü değil, ferdin gelecekteki on yıllarını da şekillendiren silinmez izlerdir.
Pedagog Comenius’un da ifade ettiği gibi; bir yün parçası ilk kez hangi boyayla boyanırsa, o rengi öyle bir özümser ki sonradan başka bir renge bürünmesi neredeyse imkânsızdır. Çocuk ruhu da böyledir; taze bir fidan gibidir. Gençken kolayca bükülüp şekil verilebilir, ancak kuruyup sertleştiğinde ona yeni bir yön vermeye çalışmak, ancak kırılmasıyla sonuçlanabilir.
Eğitim sadece diploma değildir Yüksek eğitim almış gençlerin, kendilerine ait olmayan sahipsiz bahçelerdeki meyvelere sorumsuzca hücum etmesi karşısında söylenecek söz;
Haram mala el uzatma yasağı düsturuyla büyümüş bir Anadolu evladının aldığı ahlak terbiyesi, teorik bilgiyle donatılmış kuru bir terbiyeden çok daha etkilidir
Bu durum, aile içinde verilen samimi değerler eğitiminin, toplumsal vicdan üzerindeki sarsılmaz etkisini kanıtlar niteliktedir.
“Ağaç Yaşken Eğilir”
Ecdadımızın bu veciz sözü, sadece bir çocuk yetiştirme kuralı değil, bir varoluş gerçeğidir. Çocukluk döneminde kalbe ve akla emanet edilen her bilgi;
- Mermere işlenen bir nakış gibi kalıcıdır.
- Zamanın yıpratıcı etkisine karşı dirençlidir.
- Kişiyi karanlık yollarda koruyan manevi bir pusuladır.
Çocuklukta alınan din ve ahlak eğitimi, ferdin ruhunda öyle derin bir tabaka oluşturur ki, yıllar geçse de bu temeller kişiyi olumlu yönde etkilemeye devam eder. İlk izlenimlerin kuvveti, beynin en saf köşelerine yerleşir ve bir ömür boyu “doğruyu yanlıştan ayıran” o gizli sesin kaynağı olur.
Sonuç olarak; bugün bir çocuğun kalbine ektiğimiz küçücük bir doğruluk tohumu, yarın gölgesinde binlerce insanın huzur bulacağı koca bir çınara dönüşecektir. Unutmayalım ki, bizler sadece çocuk eğitmiyoruz; bir geleceğin vicdanını inşa ediyoruz.
