1. Anasayfa
  2. BİLGİBANK

Dilinin Esiri Olma, Sözünün Sahibi Ol: Dil ve Vefanın İmanla İmtihanı

Dil, insana verilen en büyük nimetlerden biri olduğu kadar en tehlikeli araçtır. Söz vermek kolaydır, sözünde durmak zordur; sır saklamak ise imanın bir göstergesidir. Bu makalede modern insanın dil ve söz üzerindeki imtihanı, dilin afetleri ve vefa ile iman arasındaki bağ ele alınıyor.


İnsanoğluna verilen en büyük nimetlerden biri, belki de en tehlikelisi dildir. Onunla iman eder, onunla ikrar eder, onunla dua ederiz. Ama aynı dille yalan söyler, gıybet eder, iftira atar, sözümüzde durmaz, sırları ifşa ederiz.

Yüce Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor: “Ey iman edenler! Akitlerinizi (verdiğiniz sözleri) yerine getirin.” (Maide Suresi, 1. Ayet)

Bu ayet, iman eden herkesin sözünün eri olması gerektiğini haykırır. Verdiğimiz her söz, ister Allah’a karşı olsun, ister insanlara karşı, bizim için bir bağlayıcıdır. Bu bağlayıcılığı hafife almak, imanımızı hafife almaktır.

Sevgili Peygamberimiz (sav) bu konuda ne kadar keskin bir uyarıda bulunuyor: Söz verdiğinizde, o kişiye bir borçlanma meydana gelir. verdiğiniz sözü yerine getirirseniz.

Borç ödenir. Peki ya söz?

Söz, bazen ömür boyu taşınacak bir yüktür. Borç para ile ödenir; söz ise ancak vefa ile ödenir. Vefasızlık ise münafıklık alametidir.

Peygamber Efendimiz (sav) münafığın üç alametini sayarken şöyle buyurur: “Münafığın alameti üçtür:

  • Konuştuğu zaman yalan söyler,
  • Söz verdiği zaman sözünde durmaz,
  • Kendisine bir şey emanet edildiği zaman hainlik eder.” (Buhari, İman, 24)

İşte günümüz insanının içine düştüğü en büyük çelişki: İman ettiğini söylüyor ama sözünde durmuyor. Müslümanım diyor ama emanete hıyanet ediyor. Kardeşim diyor ama sırrını ifşa ediyor.

İslam büyüklerinden Hasan-ı Basri (rahmetullahi aleyh) bu konuda ne güzel söylemiş:

  • “Kardeşinin sırrını açığa vurmak, ona ihanet etmektir..”

Sır, emanettir. Bir mecliste konuşulanlar, orada kalmak üzere söylenmiştir. Sevgili Peygamberimiz (sav) bu inceliği şöyle vurgular: “Bir adam bir toplulukta bir söz söylediğinde, etrafına bakıp gizli konuştuğu an, o söz dinleyenlere emanettir.”

Yani birisi size “sana bir şey söyleyeceğim ama gizli” dediğinde veya söylediği sözün gizli olduğu ortamdan anlaşıldığında, o söz artık size emanet olmuştur. Onu ifşa etmek, Allah katında hıyanettir.

Hikmet ehlinden birisi diyor ki; “Sırrını dostuna söyleme, belki bir gün düşmanın olur. Ama sırrını söyleyeceksen, öyle bir dost seç ki, sırrını söylesen bile o sırrı bilmeyen biriyle karşılaştığında, ‘Ben böyle bir şey bilmiyorum’ diyebilecek kadar sadık olsun.”

Peki ya dilin diğer afeti: Verilen sözü tutmamak. Dilimiz öyle bir organ ki, sürekli vaat eder, durmadan söz verir. “Mutlaka geleceğim”, “Kesin yapacağım”, “Sana yardım edeceğim”, “Bu işi halledeceğim”… Sonra ne olur? Nefsimiz devreye girer, unuturuz, erteleriz, bahaneler üretiriz. Ve verilen söz yerine getirilmez. Bu, münafıklık alametidir.

  • İslam büyüklerinden İbrahim (İbrahim bin Ethem veya benzer bir zat) şöyle bir soruya muhatap olur: “Bir adam başka birine söz verir, fakat sözünü yerine getirmezse ne yapmalı?”
  • Cevabı ne kadar hikmetlidir: “Beklediği andan itibaren gelecek namaz vaktine kadar bekler. Eğer gelmezse, artık o söz yerine getirilmemiş demektir.”

Yani bir söz verdiysen, o sözü en geç bir sonraki namaz vaktine kadar yerine getirmelisin. Getiremiyorsan, hemen haber vermeli, özür dilemeli, yeni bir zaman belirlemelisin. Çünkü söz, borçtur; borç ise ertelenmez, ödenir.

İmam Gazali “İhyau Ulumi’d-Din”de dilin afetlerini sayarken şöyle der: “Dilin afetleri yirmi tanedir: Yalan, gıybet, dedikodu, iftira, iki yüzlülük, övünme, alay etme, boş konuşma, lanet etme, sövmek, şarkı söylemek (haram olan), mizah (aşırısı), vaat etmek ve vaatte durmamak… İşte vaatte durmamak, münafıklığın alametidir.”

Günümüzde bu afetler o kadar normalleşti ki, insanlar sözlerinde durmadıklarında “unuttum” diyor, sırları ifşa ettiklerinde “daldan dala” diyor. Oysa unutmak mazeret değildir. Sır ifşa etmek ise affedilmesi zor bir hıyanettir.

Hz. Mevlana der ki: “Söz, kuşa benzer. Kafesten çıktı mı, onu geri getiremezsin.”

Ne kadar doğru. Dilimizden çıkan her kelime, yaydan çıkan ok gibidir. Geri dönmez. İster söz olsun, ister sır. O yüzden konuşmadan önce düşünmeli, söz vermeden önce tartmalı, sır öğrendiysek onu bir daha asla ağzımıza almamalıyız.

Peygamber Efendimiz (sav) buyuruyor: “Kim Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsa, ya hayır söylesin ya da sussun.”

Bu hadis, dilin terbiyesi için en büyük düsturdur. Susmak, bazen konuşmaktan daha hayırlıdır. Özellikle sır söz konusuysa, susmak ibadettir. Söz konusuysa, sözünde durmak imandandır.

“Sözünün eri olmayanın, imanının eri olmaz. Vefasızın dostluğu, yağmursuz bulut gibidir; gürler ama toprağı sulamaz.”

Unutmayalım: Söz vermek kolay, sözünde durmak zordur. Ama zor olan, makbul olandır. Ve unutmayalım ki, sır emanettir; emanete hıyanet etmek, Allah’a hıyanettir.

İmam Gazali / İhya’u Ulumi’d-Din

Dil neden büyük bir nimettir?

Dil ile iman eder, dua eder, ikrar ederiz. Aynı dil ile yalan söyleyebilir, gıybet edebilir ve iftira atabiliriz. Doğru kullanıldığında iman ve ibadet aracıdır; yanlış kullanıldığında ise büyük bir tehlike yaratır.

Söz vermek neden bu kadar önemlidir?

Kur’an-ı Kerim’de ve hadislerde, söz vermenin borç kadar değerli olduğu vurgulanır. Sözünde durmamak münafıklığın alametlerinden biri olarak kabul edilir. Vefa ve dürüstlük, iman göstergesidir.

Sır saklamak neden bir emanet olarak kabul edilir?

Birisi size gizli bir bilgi verdiğinde, o sır sizin üzerinizde bir emanettir. Onu ifşa etmek, Allah katında hıyanettir ve güveni zedeler. Hasan-ı Basri ve Sadi Şirazi, sır saklamanın dostluk ve ahlak için önemini vurgular.

Dilin diğer afetleri nelerdir?

İmam Gazali’ye göre dilin afetleri şunlardır: yalan, gıybet, dedikodu, iftira, iki yüzlülük, övünme, alay etme, boş konuşma, lanet etme, vaat etmek ve sözünde durmamak gibi davranışlardır. Bu afetlerden korunmak, iman ve ahlakın gereğidir.

Söz ve dilin eğitimi için ne yapılmalıdır?

Peygamber Efendimiz (sav) buyurur: “Kim Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsa, ya hayır söylesin ya da sussun.” Söz vermeden önce düşünmek, verilen sözü zamanında yerine getirmek ve sırları saklamak, dilin terbiyesi için en temel adımlardır.

İmam Gazali / İhya’u Ulumi’d-Din

Dil neden büyük bir nimettir?

  • Dil ile iman eder, dua eder, ikrar ederiz. Aynı dil ile yalan söyleyebilir, gıybet edebilir ve iftira atabiliriz. Doğru kullanıldığında iman ve ibadet aracıdır; yanlış kullanıldığında ise büyük bir tehlike yaratır.

Söz vermek neden bu kadar önemlidir?

  • Kur’an-ı Kerim’de ve hadislerde, söz vermenin borç kadar değerli olduğu vurgulanır. Sözünde durmamak münafıklığın alametlerinden biri olarak kabul edilir. Vefa ve dürüstlük, iman göstergesidir.

Sır saklamak neden bir emanet olarak kabul edilir?

  • Birisi size gizli bir bilgi verdiğinde, o sır sizin üzerinizde bir emanettir. Onu ifşa etmek, Allah katında hıyanettir ve güveni zedeler.

Dilin diğer afetleri nelerdir?

  • İmam Gazali’ye göre dilin afetleri şunlardır: yalan, gıybet, dedikodu, iftira, iki yüzlülük, övünme, alay etme, boş konuşma, lanet etme, vaat etmek ve sözünde durmamak gibi davranışlardır.

Söz ve dilin eğitimi için ne yapılmalıdır?

  • Peygamber Efendimiz (sav) buyurur: “Kim Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsa, ya hayır söylesin ya da sussun.” Söz vermeden önce düşünmek, verilen sözü zamanında yerine getirmek ve sırları saklamak, dilin terbiyesi için en temel adımlardır.

İnternet dünyasındaki bilgi kirliliğine ve kopyala-yapıştır mantığına bir dur demek amacıyla yola çıktığımız bu platformda, yer alan tüm bilgiler titiz bir akıl süzgecinden geçtikten sonra yayına alınmaktadır. Temel gayemiz; modern çağın hızı içerisinde sosyal medya, TV ve internet gibi araçlarla yaratılış gayesini ve manevi sorumluluklarını unutma tehlikesiyle karşı karşıya kalan günümüz insanına, karınca kararınca bir kulluk bilinci ve şuuru aşılamaktır. Sitemizdeki tüm içerikler Ayet, Hadis ve Dua ekseninde, yani Kur’an ve Sünnet bütünlüğü içerisinde kaleme alınırken; alışılmışın dışındaki özgün yorumlarımızla manevi meseleleri modern dünyanın diliyle harmanlayarak bir farkındalık oluşturmayı hedefliyoruz. Sahih kaynaklara dayanan, samimi ve insanı yeniden özüne, maneviyata yönlendiren bir rehber olma vizyonuyla, bilgi kirliliğinden arınmış güvenilir bir liman sunuyoruz.

Yazarın Profili

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir