1. Anasayfa
  2. Uncategorized

Dine Yardımcı Olan Unsurlar


Bu bölümde nimetin hakikatini, derecelerini, kısımlarını ve türlerini zikredeceğiz. Çünkü yüce Allah’ın kullarına vermiş olduğu nimetleri saymak insanın yapabileceği bir iş değildir. Tıpkı yüce Allah’ın buyurduğu gibi:

“Allah’ın nimetini sayacak olsanız sayamazsınız.”(İbrahim, 14/34) Burada, nimetleri tanımada kanun yerine geçecek birtakım genel hususlara değinip sonra da teker teker kanunun ayrıntısına gireceğiz.

Nimetin Hakikati ve Kısımları: Bil ki, talep edilen ve istenen her şeye “nimet” adı verilir. Ancak gerçek nimet ahiret saadetidir. Bunun dışındaki şeylere nimet denilmesi mecazdan ibarettir. Tıpkı ahiret konusunda kişiye hiçbir yardımı olmayan dünya saadetlerine nimet demek gibi… Çünkü bu tam bir hatadır. Kişiyi ahiret saadetine götüren şeylere nimet demek daha doğrudur. Nimet adını alan haz ve zevkleri şu şekilde kısımlara ayırarak açıklayalım:

Birinci Kısım: Bil ki, bize göre her iş dört kısımdan birine dahildir.

  • Birincisi: İlim ve güzel ahlak gibi, dünyada ve ahirette faydalı olandır
  • İkincisi: Cehalet ve kötü ahlak gibi, dünyada ve ahirette zararlı olandır
  • Üçüncüsü: Arzulara uymakla elde edilen zevk gibi, dünyada faydalı olup ahirette zararı dokunan şeydir
  • Dördüncüsü: Arzuları kontrol altına almak ve nefsin istediğini yapmamak gibi, dünyada zararlı ve acı verici olmakla birlikte ahirette yararlı olan şeydir

İlim ve güzel ahlak gibi, insana dünyada ve ahirette faydalı olan şey gerçek nimettir.

Bunların zıddı ise dünyada ve ahirette gerçek beladır. Dünyada yararlı olup ahirette zararlı olan, basiret sahiplerine göre safi bela olmakla birlikte cahiller onu nimet sanır. Bu durumun örneği aç adamdır. İçindeki zahir bulunan bir bal bulduğu zaman aç olan adam balın içinde zehir olduğunu bilmeyen bir cahilse onu nimet zanneder. Eğer balın içinde zehir olduğunu biliyorsa bunun başına gelen bir bela olduğunu bilir.

Dünyada zararlı olup ahirette yararlı şey ise akıl sahiplerine göre nimet, cahillere göre beladır. Bu durumun örneği, içildiği anda tadı çok kötü olan ilaçtır. Fakat tadı çok kötü olan bu ilaç hastalıklara şifadır ve kişiyi sağlığa ve esenliğe kavuşturur. Cahil olan çocuğa bu ilaç zorla içilirse onu tam bir bela zanneder. Akıllı olan ise o ilacı bir nimet sayıp onu kendisine veren ve hazırlanmasını sağlayan kişilerin bu iyiliğini kabul eder.

İşte bundan dolayı anne, çocuğun hacamat olmasını istemezken babası ister. Çünkü baba, olgun aklıyla işin akıbetine bakar. Anne ise kusurlu düşünmesinden ve çocuğuna karşı duyduğu aşırı sevgisinden dolayı anı düşünür. Çocuk, bilgisizliği sebebiyle babasının değil, annesinin iyiliğini benimser, annesine ve onun şefkatine yakınlık göstererek babasını düşman zanneder.

Aklını kullanabilseydi annesinin arkadaş şekline girmiş gizli bir düşman olduğunu anlardı. Çünkü annesinin onun hacamat olmasını engellemesi, onun birtakım hastalıklara yakalanmasına ve hacamattan daha ağır acılar çekmesine sebep olacaktır. Cahil arkadaş, akıllı düşmandan daha kötüdür. Her insan, nefsinin arkadaşıdır ama cahil bir arkadaştır. İşte bu yüzden kişi nefsine, düşmanın yapamayacağı kötülükleri yapar.

İkinci Kısım: Bil ki, dünyadaki her şey karışık olup iyiliği ve kötülüğü iç içe geçmiştir. Bundan dolayı mal, eş, çocuk, akraba, nam ve makam gibi dünya nimetlerinin içerisinde iyiliği safi olanı pek azdır. Ancak söz konusu nimetler; malın, namın, vb. nimetlerin yeterli miktarda olanı gibi faydası zararından çok olanlar, çok mal ve yaygın bir nam gibi çoğu kimse hakkında zararı faydasından daha çok olanlar ve zararı faydasına denk olanlar olmak üzere üç kısma ayrılır.

Bunlar, kişilere göre değişen şeylerdir. Nice salih insan, salih olan maldan fayda görür. Malı çok olursa onu Allah yolunda infak eder ve iyilik yapmada kullanır. Söz konusu mal bu tevfikle birlikte onun hakkında bir nimettir. Nice insan da vardır ki az bir maldan dahi zarar görür. Çünkü o az malı küçümseyerek Rabbine şikayette bulunur ve ondan daha fazla mal ister. Böylece o mal, bu terk edilmişlikle birlikte onun hakkında bir bela olur.

Üçüncü Kısım: Bil ki başka bir bakış açısıyla hayırlar; bizatihi kendisi için tercih edilen, başkası için tercih edilen ve haram kendisi hem de başkası için tercih edilen hayırlar olmak üzere üçe ayrılır.

1-) Başkası için değil, sadece kendisi için tercih edilen hayırlar; yüce Allah’ın yüzüne bakmanın zevki ve O’nunla buluşmanın vereceği mutluluk gibi sonsuz ahiret saadetleridir. Çünkü bu hayırlar başka bir gayeye ulaşmak için değil, bizatihi kendilerine ulaşmak için talep edilirler.

2-) Bizatihi kendisi gaye olmadığı halde başka bir şeye ulaşmak için istenen gümüş ve altın paralar gibi hayırlardır. Çünkü ihtiyaçlar bunlar vasıtasıyla giderilmemiş olsaydı altın ve gümüş paralar ile çakıl taşları aynı mesabede olurdu. Ancak altın ve gümüş paralar zevkleri elde etme vesilesi ve onlara hızlı bir şekilde ulaşma vasıtası olduğu için cahiller tarafından bizatihi sevilir hale gelmiştir. Hatta bu cahiller;

Onları toplayıp biriktirerek faizli işlemlerde kullanmışlar ve onların gaye olduğunu zannetmişlerdir. Bu düşüncede olanlar, bir şahsı sevdiği için ikisini bir araya getiren elçisini de seven kimseye benzer. Sonra da elçinin sevgisi ona asıl sevdiğini unutturur ve bütün ömrü boyunca ondan yüz çevirerek elçiyi kollayıp gözetmek ve onu ziyaret etmekle meşgul olur. Bu ise cahilliğin zirvesidir.

3-) Sağlık ve selamet içinde yaşamak gibi hem bizatihi kendisi hem de başka bir şeye ulaşmak için istenen hayırlardır. Çünkü sağlık ve selamet içinde yaşamak, kişiyi yüce Allah’a ulaştıran fikri ve zikri yapabilmek için istenir. Ayrıca, bir de dünya zevklerini tadabilmek için sağlıklı ve selamet içinde olmak talep edilir. Aynı şekilde, sağlık ve selamet bizatihi istenen iki husustur. Çünkü insan her ne kadar ayakların sağlam olmasını gerektiren yürüme eylemini yapmaya muhtaç olmasa bile sağlık işareti olması bakımından ayağının sağlam olmasını da ister.

O halde, sadece bizatihi kendisi için tercih edilen şeyler gerçek anlamda hayır ve nimettir. Hem bizatihi kendisi, hem de başka bir şeye ulaşmak için istenenler de nimet olmakla birlikte derece bakımından birincinin altındadır. Fakat altın ve gümüş paralar gibi sadece sayesinde başka bir şeye ulaşmak için istenen şeyler, birer cevher olmaları bakımından bizatihi nimet olarak nitelendirilemezler.

Bilakis, birer vasıta olmaları bakımından nimet adını alabilirler. Bu durumda da ancak onlar sayesinde istediği şeye ulaşması mümkün olan kişi hakkında birer nimet olurlar. Eğer kişinin amacı ilim öğrenmek ve ibadet etmekse ve yanında zaruri ihtiyaçlarını karşılayacak kadar parası varsa altın ile çamur onun gözünde birdir. Böylece onların varlığı ile yokluğu ona göre aynı mesabededir. Hatta bazen altın ve gümüşün varlığı kişiyi fikir ve ibadetten alıkoyabilir ve böylece onun hakkında nimet değil, bela olur.

Dördüncü Kısım: Bil ki, başka bir bakış açısından hayırlı faydalı, güzel ve zevkli olmak üzere üçe ayrılır. Zevkli olan hayır, rahatlığı hemen anlık olarak elde edilendir. Faydalı olan hayır, ileride yararı dokunandır. Güzel olan hayır ise bütün hallerde güzel bulunandır.

Şerler de aynı şekilde zararlı, çirkin ve acı verici olmak üzere üçe ayrılır. Bu her iki üçlü kısmın iki çeşidi vardır:

  • Mutlak
  • Mukayyet.

Mutlak Olanı: İçinde üç sınıfın veya niteliğin bulunduğu kısımdır. Hayırdaki mutlaklık ilim ve hikmet gibidir. Çünkü sahiplerine göre ilim ve hikmet hem faydalı hem güzel hem de vericidir. Cahil kimse, başkasının alim ve kendisinin cahil olduğunu görüp anladığı zaman cehaletinin ve eksikliğinin acısını hisseder. Böylece vereceği zevkten dolayı cahil de ilim öğrenme arzusu harekete geçer.

Sonra bazen haset, kibir ve bedenine ait bir takım arzular cahilin ilim öğrenmesine engel olur. Bu durumda birbirine zıt iki şey onu kendi tarafına çekmeye çalışır ve acısı daha da büyür. Çünkü ilim öğrenmeyi bıraksa cahil kalacağı ve eksikliğini gideremeyeceği için acı duyar. İlim öğrenmekle meşgul olsa bu kez arzularını ve kibri bırakıp ilim öğrenmenin zilletine düşmekten doalyı acı duyar. Böyle bir kimse kuşkusuz devamlı bir azap içerisindedir.

Mukayyet Olanı: Söz konusu üç vasfın bazısının bulunup bazısının bulunmadığı kısımdır. Nice faydalı şey vardır ki kangren olmuş parmağın veya cildin üzerinde kabarık bir şekilde duran et parçasının kesilmesi örneğinde olduğu gibi kişiye acı verir. Ahmaklık gibi nice faydalı şey de vardır ki çirkindir. Çünkü ahmaklık bazı feci durumlar açısından faydalıdır. Bu konuda şöyle denilmiştir:

Aklı olmayan rahat eder. Çünkü aklı olmayan adam akıbetiyle ilgilenmez ve ölüm vaktine kadar rahat eder.

Geminin batacağı endişesiyle malın denize atılması örneğinde olduğu gibi, nice faydalı olan şeyler vardır ki, bir başka yönden zararlıdır. Malın denize atılması mal için zararlı olmakla birlikte canı kurtarması bakımından faydalıdır.

Beşinci Kısım: Bil ki, kişiye zevk ve lezzet veren her şeye nimet denilir. İnsana nispetle zevkler; kendine has zevkler veya başkasıyla ortak olduğu zevkler bakımından üç çeşittir. Akli zevkler, bazı cahillerle ortak olan bedeni zevkler ve bütün canlılarla ortak olan bedeni zevkler.

Aklı Olanlar: İlim ve hikmetin zevkleri gibidir. Çünkü ilim ve hikmetten ne kulak, ne göz, ne burun, ne mide ve ne de cinsel organ zevk alır. İlim ve hikmetten zevk alan, akıl denilen sıfata sahip olmasından dolayı sadece kalptir. Bu, zevklerin en az bulunanı ve en şereflisidir. Az bulunmasının sebebi, ilimden ancak alimin, hikmetten ise ancak hikmet sahibinin zevk almasıdır.

İlim ve hikmet sahipleri ise pek az bulunur. Fakat onların isimlerini taşımaya çalışıp şekillerine brünmeye uğraşanlar pek çoktur. İlim ve hikmetin şerefli olmasının sebebi ise kişinin ayrılmaz bir parçası olup ne dünyada ne de ahirette ondan ayrılmaması ve daimi olup bıkkınlık vermemesidir. Yemek yediği zaman kişi doyar ve fazlası bıkkınlık verir. Cinsel ilişki arzusu tatmin edildiğinde ikincisi insana ağır gelir. İlim ve hikmetin ise kişiye bıkkınlık vermesi ve ağır gelmesi düşünülemez.

Sonsuza kadar sürecek olan şerefli şeyi elde etmeye gücü yettiği halde onu bırakıp da kısa sürede yok olacak değersiz şeye razı olursa aklını kaybetmiş, bahtsızlığı ve sırtını dönmesi sebebiyle mahrum kalmış olur. Bu husustaki en çarpıcı şey, ilmin ve aklın, malın aksine yardımcılara ve koruyuculara ihtiyaç duymasıdır. Çünkü ilim seni korur, sen ise malı korursun. İlim harcamakla artar, mal ise azalır. Mal çalınır ve bulunduğun kamu görevinden azledilebilirsin. Oysa ne hırsızların ne de sultanların elleri alime uzanamaz.

Bu durumda ilim sahibi sonsuza kadar emniyet içerisinde bulunur. Fakat mal ve makam sahipleri sonsuza kadar korku ve tedirginlik içinde yaşarlar. Sonra ilim her halükarda sonsuza kadar faydalı, zevkli ve güzeldir. Mal ise bazen kişiyi ölüme götürür, bazen kurtarır.

Halkın çoğunun ilmin verdiği zevke varamamasının sebebi şu üç şeyden biridir:

  • İlmi tatmamış olmaktır ki bilmez ve özlem duymaz. Çünkü özlem duymak tatmaya bağlıdır
  • Mizaçloarın bozulup arzulara uyması sebebiyle kalplerinin hastalanmasıdır. Tıpkı balın tadını alamayıp onu acı bulan hasta gibi …
  • Fıtratlarının yetersiz olmasıdır. Henüz ilimden zevk almalarını sağlayacak sıfat onlarda yaratılmamıştır. Tıpkı balın lezzetini alamayan ve sütten başka bir şeyden tat almayan süt çocuğu gibi ki ona göre en lezzetli şey süttür.

İlim ve hikmetin zevkine varamayanlar üç kısıma ayrılır:

  • Çocuk gibi, henüz iç dünyası hayat bulmamış olanlar
  • Arzularına uyması sebebiyle, hayatta olduğu halde ölmüş olanlar
  • Arzularına uyması sebebiyle hastalanmış olanlar

İnsanın bütün canlılarda ortak olduğu zevklere gelince, mide ve cinsel organla ilgili zevklerdir. Zevklerin en çok bulunanı ve en tatlı ve en adisi bu türden olanlardır. İşte bundan dolayı hareket edip yürüyen bir her şey bu zevklerde müşterektir. Bu mertebeyi geçen kişiye üstün olma zevki yapışır. Akıllı olmayanlara çalışanlara en çok yapışan zevk budur. Bu mertebeyi aşıp üçüncüye yükselen kişinin en çok zevk aldığı şey ilim ve hikmet olur.

Özelikle de yüce Allah’ı, O’nun sıfatlarını ve fiillerini tanıyıp öğrenmekten çok zevk alır. Bu, sıddıkların mertebesidir ve bu mertebenin tamamına ulaşmak ancak liderlik sevgisinin kalpten tamamen çıkartılmasıyla mümkündür. Sıddıkların başlarından en son çıkan şey liderlik sevgisidir.

Mide ve cinsel organın iştahını kırmak salihlerin yapabileceği bir şeydir.

Liderlik arzusunu yenmeyi ancak sıddıklar başarabilir. Hiçbir zaman ve halde akla gelmeyecek şekilde liderlik sevgisini tamamen ortadan kaldırmak ise insan gücünün dışındadır.

Evet, yüce Allah’ı tanımanın zevki bazı hallerde galip gelir ve liderlik ve üstünlük elde etme zevkini duymaya engel olur. Ancak bu durum ömür boyu devam etmez. Aksine, bazen insan beşeri sıfatlarına geri döner. Söz konusu beşeri sıfatlar insanda mevcuttur ama sindirilmiştir. Bu yüzden nefsi doğru yoldan döndürmeye güç yetiremezler.

İşte burada kalpler dört kısma ayrılır:

Birincisi: Allah’tan başkasını sevmeyen ve ancak O’nu daha fazla tanımak ve düşünmekle rahat eden kalptir.

İkincisi: Mariftin zevkinin ne olduğunu ve Allah’a aşina olmanın (ünsiyet) anlamını bilmeyen kalptir. B kalbin tek zevk aldığı şey makam, liderlik, mal ve diğer bedeni arzulardır.

Üçüncüsü: Genelde Allah’a aşina olup O’nun marifetinden ve hakkında düşünmekten zevk almakla birlikte, bazen beşeri vasıflarına dönüveren kalptir.

Dördüncüsü: Genelde beşeri sıfatlardan zevk almakla birlikte bazen ilim ve marifetten de zevk alan kalptir.

Birinci sırada zikrettiğimiz kalbin bulunması her ne kadar mümkünse de bu son derece uzak bir ihtimaldir. İkinci sırada ki kalbe gelince, dünya onlarla dolar taşar. Üçüncü ve dördüncü sıradaki kalpler mevcut olmakla birlikte çok nadirdir ve ancak ender ve kural dışı olarak varlığı düşünülebilir. Bunlar nadir olmakla birlikte azlık ve çoklukta aralarında fark vardır. Çok bulundukları zaman dilimi peygamberlerin dönmelerine yakın olan çağlardır. Peygamberlerin çağından uzaklaştıkça bu türden kalpler daha az bulunur hale gelir.

Bu türden kalplerin nadir olmasının sebebi, onların ahiret mülkünün esasları olmalarıdır. Mülk değerlidir ve mülk sahipleri çok olmaz. Nasıl ki mülkte ve güzellikte önde olanlar nadir ve insanların çoğu bu bakımdan onlardan aşağı seviyedeyse ahiret mülkünde de durum aynıdır.

Kuşkusuz dünya ahiretin aynasıdır. Çünkü dünya görünür (şehadet) alemdir ve görünmeyen (gayb) alemi anlatır ve ifade eder. Görünür alem görünmeyen aleme tabidir. Tıpku aynadaki görüntünün aynaya bakanın görüntüsüne tabi olduğu gibi. Aynadaki görüntü her ne kadar var olma bakımından ikinci sırada yer alsa da senin görmen hakkında birinci sıradadır.

Çünkü sen önce aynadaki görüntünü görürsün, ikinci olarak da taklit yoluyla senin kaim olan aynadaki görüntünü onun sayesinde tanırsın. Böylece varlıkta tabi olan, bilgi bakımından tabi olunana, sona olan başta olana dönüşür. Bu, bir tür yansımadır. Yansıma ve tersyüz olma bu alemin bir zorunluluğudur. İşte, mülk ve şehadet alemi de gayb ve meleküt aleminin taklidi ve benzeridir.

Kim insanlara ibret alma bakışı müyesser olmuştur ve onlar mülk aleminde bir şeye baktıklarında hemen onun sayesinde meleküt alemine geçiş yaparlar. Onların bu geçişine ibret denilir. İnsanlara ibret almaları emredilmiş ve ibret alın ey akıl sahipleri denilmiştir.

Kimilerinin de basiret gözü kör olmuştur. Bu geçişi yapıp ibret almazlar. Bu yüzden mülk ve şehadet alemine hapsolunmuşlardır. Pek yakında onlara cehennem kapıları açılacaktır. Bu söylediklerimizden anlaşılmış oldu ki,ahiret mülküne elverişli olan kalp, dünya mülküne tenezzülsüz olan şahıs gibi az ve değerli olur.

Altıncı Kısım: Bu kısım bir çok nimet çeşidini ihtiva etmektedir. Bil ki nimetler, gaye olmaları açısından bizatihi istenen nimetler ve gayeye ulaşmak için istenen nimetler olmak üzere ikiye ayrılır. Gaye, ahiret saadetidir. Ahiret saadetinin özü ise dört şeyden ibarettir.

  • Yokluğu olmayan sürekli bir hayat
  • Kederi olmayan mutluluk
  • Beraberinde bilgisizlik olmayan bir ilim ve sonrasında
  • Fakirlik (muhtaçlık) olmayan bir zenginlik. İşte gerçek nimet budur.

Bundan dolayı Hz Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur: Ahiret yaşamından başka yaşam yoktur. Resulüllah (s.a.v)’in bu sözünü, Hendek savaşında Medine’nin etrafına şehri savunmak amacıyla derin bir hendek kazarlarken bir sıkıntı arasında söylemiş ve kendini bu şekilde teselli etmiştir. Adamın birisi Allah’ım, senden nimetin tam olmasını isterim diyerek dua edince, Hz Peygamber (s.a.v) ona: Nimetin tam olanını biliyor musun? diye sormuş, adam hayır deyince şöyle buyurmuştur: Cennete girmektir.

Vasıtalar ise nefsin faziletleri gibi yakın ve özel, bedenin faziletleri gibi yakınlıkta nefsin faziletlerini takip edenler; mal, eş, evlat ve aşiret hususlarında bedeni çevreleyen faktörler gibi yakınlıkta bedeni takip edip, onun dışına taşanlar; tevfik ve hidayet gibi nefsin dışındaki faktörler ile nefsin sahip olduğu faktörleri derleyip bir araya getirenler olmak üzere dört bölüme ayrılır.

En özel olan birinci bölüm, nefse ait olan faziletlerdir. Bütün dallarıyla birlikte bu faziletlere sahip olmak iman ve güzel ahlaka bağlıdır. İman; Allah’ı, sıfatlarını, meleklerini ve elçilerini bilip tanımaktan ibaret olan mükaşefe ilmi ve muamele ilimleri olmak üzere ikiye ayrılır.

Güzel ahlak da ikiye ayrılır.

Birincisi: İç günün ve öfkenin gereğini yapmamaktır ki bu iffet adını alır.

İkincisi: İç günün gereğini yapmaktan kaçınmak ve onların gereğini cüretli bir şekilde yerine getirmek arasında itidali gözetmektir ki, böylece kişi ne asla onları yapmaktan tamamen kaçınır ne de dilediği gibi yapmaya kalkışır. Tam aksine bu durumda ki kişinin onları yapması ve yapmaktan kaçınması itidal ölçüsüne bağlıdır.

Cinsel birleşme içgüdüsünden kurtulmak için kendini hadim eden veya kudreti varken ve afetlerinden emin olduğu halde evlenmeyen veya kendisini ibadetten, zikirden ve fikirden alıkoyacak şekilde yemeği terk eden kişi de itidal ölçüsünü telef etmiş olur. Midenin ve cinselliğin isteklerine dalıp giden kişi de itidal ölçüsünü aşmış olur.

O halde nefse mahsus olan ve kişiyi yüce Allah’a yaklaştıran faziletler; mükaşefe ilmi, muamele ilmi, iffet ve itidaldir. Bunlarda genellikle ikinci bölümle, yani bedene ait olan faziletler olan sağlık, kuvvet, güzelik ve uzun ömürle tamamlanır.

Bu dört hususun uyumlu ve şık olması ise üçüncü bölümle, yani bedeni çevreleyen nimetler olan mal, eş, evlat, nam ve asil bir aşiret ile sağlanır. Saymış olduğumuz hariçteki ve bedene ait vasıtalardan da ancak dördüncü böllümle, yani bunlar ile dahildeki nefse ait faziletlere münasip olan şeyleri derleyip bir araya getiren vasıtalar sayesinde yararlanabilir ki bunlar dörttür:

Allah’ın hidayeti, irşadı, tesdidi ve teyididir.

O hadle söz konusu ettiğimiz nimetlerin toplamı on altıdır. Biz onları önce dört bölüme, sonra da her bir bölümü dört kısıma ayırdık. Bütün bunlar ya zaruri veya faydalı bir ihtiyaç sebebiyle birbirine muhtaçtır.

Zaruri İhtiyaç: Ahiret saadetinin imana ve güzel ahlaka muhtaç olması gibidir. Çünkü ahiret saadetine ancak bu ikisiyle ulaşılır. Ahirette herkes ancak dünyadan getirdiği azığı yanında bulacaktır. Çeşitli ilimleri öğrenmek ve ahlakı düzeltmek gibi nefse ait faziletler de bedenin sağlıklı olmasına muhtaçtır ve bu da zaruridir.

Faydalı Olan İhtiyaç: Nefse ve bedene ait bu sayılan nimetlerin mal, şeref ve eş gibi hariçteki bir takım nimetlere muhtaç olmasıdır. Çünkü bunların bulunmaması halinde bazen dahili birtakım nimetlere halel gelebilir.

Ahiret yolunda mal, makam, eş, evlat ve aşiret gibi harici nimetlere ihtiyaç duyulmasının sebebi nedir? diye sorulursa buna şöyle cevap veririz:

Bil ki, sözünü ettiğimiz vasıtalar kişiyi hedefine ulaştıran ve işini kolaylaştıran aletler yerine geçer. Mala gelince, ilim ve kemal yoluna girmiş olan fakirin elinde kendisine yetecek kadar malı yoksa silahsız bir şekilde savaş meydanına koşan adama veya kanadı olmadığı halde avlanmaya çıkan doğana benzer. İşte bundan dolayı Hz Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

Salih mal salih adam için ne güzeldir ! Nasıl böyle olmaz ki ? Malı olmayan kişi bütün vaktini yiyecek, giyecek, barınak ve zorunlu geçim vasıtalarını sağlamak için çalışarak harcar. Sonra kişi kendisini fikir ve zikirden alıkoyacak birtakım belalara ve sıkıntılara maruz kalır. Bunlar ise ancak mal silahı sayesinde defedilir. Bunların yanında malı olmayan kişi hac, zekat ve birtakım hayırların faziletinden de mahrum kalır.

Hikmet sahiplerinden birisine nimetin ne olduğu sorulunc şöyle der: Nimet zenginliktir. Çünkü ben fakirin ömür süremediğini gördüm. Ona başka bir nimet sorulunca da şöyle mdemiştir: Bir diğer nimet güven içinde olmaktır. Çünkü ben korku içinde olan kişinin ömür süremediğini gördüm. Bir başka nimet için de: Gençliktir. Çünkü ben yaşlıların ömür süremediğini gördüm tanımalamasını yapmıştır.

Hikmet sahibinin zikretmiş olduğu şeyler dünya nimetlerine işaret etmektedir. Ancak ahireti kazanma hususunda kişiye yardımcı oldukları için bunlar da birer nimettir.

Eş ve salih evlada gelince, kişinin bunlara muhtaç olduğu gayet açıktır. Eşe gelince, Resulüllah (s.a.v) bu hususta şöyle buyurmuştur: Bütün dünya bir geçimliktir. Dünya geçimliliğinin en hayırlısı ise saliha kadındır.

Evlat hakkında ise Hz Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur: Kul öldüğünde şu üç şey hariç ameli kesilir. “Kendisi için dua eden salih bir evlat..”. Akrabalara gelicne, onların çok olması halinde insanın gözleri ve elleri mesabesinde olurlar ve tek başına yapacak olsa kişiyi uzun süre meşgul edecek birtakım dünyevi işlerde ona yardımcı olurlar. Kişinin kalbini, dünyaya ilişkin yapması gereken işleri düşünmekten kurtaran her şey dinine yardımcı olur. O halde bu da bir nimettir.

Kaynak: İbnü’l-Cevzi / Minhacü’l-Kasıdin Ve Müfidü’s-Sadıkin / C: II / bkz: 315-325

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir