Ölüm Meleği Geldikten Sonra; Pişmanlığın ve Tövbe Etmenin Faydası Yoktur
Yüce Allah Teâlâ, insanı başıboş yaratmamış; ona akıl vermiş, peygamberler göndermiş, kitaplar indirmiş ve dünya hayatını bir imtihan meydanı kılmıştır. Bu imtihanın bir başlangıcı olduğu gibi, muhakkak bir de sonu vardır. İşte bu son, ecelin gelmesiyle gerçekleşir.
Ecel geldiği anda artık defter kapanır, kalem kaldırılır, amel biter. O andan sonra ne pişmanlığın ne tövbenin ne de “artık salih bir kul olacağım” sözlerinin zerre kadar faydası yoktur.
Kur’an-ı Kerîm’de bu hakikat açık ve sarsıcı bir şekilde bildirilmiştir: Nihayet onlardan birine ölüm gelip çatınca, “Rabbim! Beni geri gönder de, geride bıraktığım dünyada iyi işler yapayım” der. Hayır! Onun söylediği bu söz boş laftan ibarettir (Mü’minun Suresi 99)”
Bu ayet, ölüm anında ki pişmanlığın kabul edilmeyeceğini net bir şekilde ortaya koymaktadır. Çünkü tövbe, gayba iman ile makbuldür. Ölümle birlikte gayb perdesi kalkar, hakikat çıplak hâliyle görülür.
Resûlullah (s.a.v) buyuruyor ki: “Allah, kulunun tövbesini can boğaza gelmedikçe kabul eder.”
Bu hadis, tövbenin bir zamanı olduğunu bildirir. Can boğaza geldiğinde artık tövbe değil, çaresizlik konuşur. O an iman, tövbe ve sözler imtihan dışına çıkmıştır.
Firavun, boğulurken iman ettiğini söyledi; fakat kendisine şöyle denildi: “Şimdi mi? Halbuki daha önce hep baş kaldırmış ve bozguncular arasında yer almıştın (Yunus Suresi 91)
Muhterem Müslümanlar!
Şeytanın en büyük tuzaklarından biri şudur: “Gençsin… Daha vaktin var… Nasıl olsa tövbe edersin…”
Oysa hiç kimse:
- Sabah evden çıkıp akşam döneceğine,
- Yatağa girip sabaha uyanacağına,
- Bir yıl daha yaşayacağına
garantiye sahip değildir. Ölüm ne yaşa bakar ne makama ne sağlığa. Nice genç kefene sarılmış, nice sağlıklı insan kabre konmuştur.
Resûlullah (s.a.v) buyurur: “İnsan öldüğü zaman amel defteri kapanır. Ancak üç şey müstesna:
- Sadaka-i câriye,
- Faydalanılan ilim,
- Kendisine dua eden salih evlat
Bu hadis bize şunu öğretir: Ölümden sonra yeni bir amel başlatma imkânı yoktur. Namaz kılmak, tövbe etmek, kul hakkını ödemek, haramı terk etmek sadece hayattayken mümkündür.
Kabirde:
- “Şunu yapacaktım”
- “Bundan sonra iyi olacaktım”
- “Artık tövbe edecektim”
denilmeyecek.
Sorulacak olan şudur:
- Ne yaptın?
- Nasıl yaşadın?
- Kime kulluk ettin?
Ey Müslüman!
- Günahı görüp susmak,
- Haramı normalleştirmek,
- Allah’ın emirlerini hafife almak,
- “herkes yapıyor” demek;
sadece bireysel bir hata değil, toplumsal bir helak sebebidir.
Siz, insanlar için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emredersiniz, kötülükten alıkoyarsınız ve Allah’a inanırsınız. Ehl-i kitap da inanmış olsalardı elbette onlar için hayırlı olurdu; içlerinden inananlar da var, fakat çoğu yoldan çıkmıştır (Al-i İmran Suresi 110)”
Bu vazife terk edilirse, azap genel gelir; iyisi kötüsü ayırt edilmez.
Aziz kardeşim!
- Nefes alıyorsan → tövbe et
- Kalbin atıyorsa → dön
- Gözün görüyorsa → ibret al
Çünkü yarın değil, bugün senin son günün olabilir.
SON NASİHAT
Unutma!
- Ölüm gelince tövbe geçersiz
- Pişmanlık faydasız
- Vaatler boş
- Keşke’ler anlamsız
Kurtuluş, ecel gelmeden önce Allah’a yönelmekte; hesap gelmeden önce nefsini hesaba çekmektedir. “Akıllı kişi, nefsini hesaba çeken ve ölüm sonrası için çalışan kimsedir.”
