Din Kültürü ve Ahlak bilgisi Eğitimi
Çocuk, dünyaya arı bir fıtratla (doğal yaratılış) gelir. Aileye düşen en kutsal görev, bu saf toprağı doğru bilgi, sevgi ve merhametle işleyerek, çocuğun hayatını sadece dünya için değil, ebedi saadet temeli üzerine inşa etmektir. İşte bu nedenle, erken yaşta din eğitimi, bir lüks değil, manevi bir zorunluluktur.
Din eğitiminin küçük yaşta verilip verilmeyeceği, pedagoji ve psikoloji alanında sıkça tartışılan bir konudur. Bazı eğitimciler, dini konuların “soyut (sübjektif) kavramlar” içerdiğini ileri sürerek, bilişsel gelişim kuramını dayanak gösterirler.
Bilişsel Gelişim Kuramına Göre Çocukluk Evreleri:
- Duyusal Hareket Dönemi (0-2 yaş)
- İşlem Öncesi Dönem (3-7 yaş)
- Somut İşlemler Dönemi (8-11 yaş)
Soyut İşlemler Dönemi (12 yaş ve sonrası). Bu yaklaşıma göre, çocukların; algılama, muhakeme ve kavrama gibi zihinsel yetenekleri soyut işlemler dönemine (yaklaşık 12 yaş) kadar tam gelişmediğinden, bu yaş öncesinde din eğitimi vermenin kafa karışıklığına yol açacağını iddia ederler.
Bilişsel yaklaşımlar, öğrenmenin sadece zihinsel işlemlerden ibaret olduğu yanılgısıyla, insan gelişiminin en kritik aşamasını gözden kaçırır:
Artık embriyoloji araştırmaları, öğrenmenin anne karnında başladığını gösteriyor. Fetüs, annenin ruhsal durumundan etkilenmekte; sevildiğini veya istenmediğini derinlemesine hissetmektedir. Anne, bebeği istemediğinde, bu olumsuz duygu, daha doğmadan çocukta ruhsal çöküntüye neden olabilmektedir.
Bebek doğduktan sonra, annenin şefkatli bakımı, sevgi öpücükleri, ninnilerle dolu sesi, ona güven ve yaşama isteği kazandırır. Bu duygusal alışveriş, kelimelerden önce başlayan, öğrenmenin ilk ve en temel şeklidir.
İslam geleneğindeki kulağa ezan okunması, isim verilmesi, takva sahibi büyüklerin kucağına verilip dua ettirilmesi; bebeğe değer verildiğini ve manevi bir çevreye doğduğunu hissettirir. Evde okunan sesli Kur’an, dualar ve ilahiler, bebeğin hafızasında ve şuur altında silinmez derin izler bırakır. Öğrenme, soyut kavramları anlamaktan çok önce, aidiyet ve güven duygusuyla başlar.
Öğrenme psikolojisinin en güçlü araçlarından biri, özellikle küçük yaşlarda, gözlem ve taklittir.
Bir bebek, refleks olarak yaptığı bir hareketi (el çırpma gibi) ebeveyninin onu taklit ederek tekrarlamasıyla, o hareketi öğrenilmiş bir davranışa dönüştürür.
Çocuklar ayağa kalkıp konuşmaya başladığında, oyun ve taklit yoluyla öğrenme zirveye ulaşır. Anne ve babasını namaz kılarken gören bir çocuk, hemen yanlarında durup aynı hareketleri özdeşleşme arzusuyla taklit etmeye çalışır. Bu nedenle, çocuğun doğru yönde taklit edeceği ideal model (erkek çocuk için baba, kız çocuk için anne), dindar bir kişilik kazanmasında hayati rol oynar.
Baba ile ilk camiye gidiş, ilk oruca kalkış anıları, manevi duyguların duygusal hafızaya kaydedildiği paha biçilmez öğrenme deneyimleridir. Bu anılar, salt bilgi değil, yaşanmış dindarlıktır.
Çizgi filmlerdeki veya hikayelerdeki kahramanlara özenen çocuk, onlar gibi güçlü ve hayırlı olmayı ister. Bu nedenle, dürüstlük, yardımlaşma, ahde vefa ve sabır gibi evrensel doğruları içeren eğitici içerikler seçmek, çocuğun ahlaki ve manevi yönelimini doğru şekillendirir.
Erken yaşta din eğitimi, çocuğa sadece bilgi vermez; ona manevi bir güvenlik kalkanı ve sorumluluk bilinci aşılar.
Aile fertlerinin yemek sonrası, yola çıkarken veya zor anlarda sesli dua etmeleri, çocuğa Allah’ın gücüne ve korumasına sığınma davranışını öğretir. Özellikle yatmadan önce öğretilen dualarla, çocuğa Allah’ın duasını işiteceği ve Melekler tarafından korunacağı hissi verilir.
Koruyucu meleklerin varlığına inanan bir çocuk, kendisini güvende hisseder, karanlıktan korkmaz ve iç huzuru geliştirir. Bu, ruhsal enerjisini faydalı ideallere yönlendirmesi için temel oluşturur.
İnsan, yeryüzünde Allah’ın halifesi (temsilcisi) olan değerli bir varlıktır. Hayvanlar ve bitkilerin aksine, insan, ancak eğitimle olgunlaşır. İnsanın en büyük sorumluluğu, kendi yavrusunu sevgiyle eğitmek ve Rabbini tanıtmaktır.
Çocuğa, sadece kendisinden değil, tabiat (hayvanlar, sular, toprak) gibi bütün varlıklardan sorumlu olduğu anlatılmalıdır. Kaynakları bilinçsizce tüketmek ve israf etmek, yozlaşmaya yol açar.
Çocuk, kendisine ve tabiata karşı sorumluluklarını yerine getirdiği zaman yapılan her faydalı iş, yerine getirilen farz ibadetlerle birleştiğinde, ibadet değerine dönüşecektir.
Sonuç olarak, din eğitimini çocuğun soyut düşünme yeteneğinin gelişimine ertelemek, onun en hassas ve en etkili taklit ve duygusal öğrenme dönemini kaçırmak demektir. Gecikmenin maliyeti, çocuğun manevi ve ahlaki inşasında boşluklar yaratabilir.
