Hiç mümkün müdür ki;
- Hakkıyla ibadete lâyık olan Cenâb-ı Allah, insanı bu kâinatta mutlak ve umumi rububiyetine en kıymetli muhatap kılsın da onu başıboş bıraksın?
- Hiç düşünülebilir mi ki, bütün âlemler içinde en cami istidada sahip bir varlık yaratılsın; ilahî isimlere en geniş aynalık eden, düşünen, muhakeme eden, sorgulayan bir kul olsun da varlığı bir hiçlikle son bulsun?
İnsan; esmâ-i ilahiyeye en parlak aynadır. “Ahsen-i takvîm” üzere yaratılmış, yani en güzel kıvamda vücut bulmuş bir kudret mucizesidir. Rahmet hazinelerini tartacak duygularla donatılmıştır. Açlığı sıradan bir açlık değil; sonsuzluk açlığıdır. Sevinci basit bir sevinç değil; ebedî saadet arzusudur.
Kur’ân-ı Kerîm’de Rabbimiz insanın yaratılışındaki bu yüksek hakikati “Andolsun, biz insanı en güzel biçimde yarattık.” (Tîn, 4) ayetiyle bildirir. Bu güzellik sadece fiziki değil; aklın, kalbin, ruhun ve latifelerin bütünlüğüdür.
Düşünelim: İnsan, fanilikten en çok elem çeken varlıktır. Sevdiğini kaybettiğinde yıkılır, gençliğini yitirdiğinde hüzünlenir, zamanın akışı karşısında çaresizlik hisseder. Çünkü ruhu fâni değildir; fâni olanla tatmin olmaz. Bu dünyadaki hiçbir nimet, insandaki sonsuzluk arzusunu susturamaz.
İmam Gazali, insan kalbinin ebed için yaratıldığını söyler. Ona göre kalp, sınırlı olanla doymaz; çünkü sınırsız bir Rabbi tanıyacak kapasitede yaratılmıştır. İşte bu yüzden insan, dünyayı elde etse bile içindeki boşluk tamamlanmaz.
Bir misal düşünelim: Aklın hizmetkârı olan hayal gücüne denilse ki, “Sana bir milyon yıl ömür ve dünya saltanatı verilecek; fakat sonunda mutlak hiçlik var.” Vehim aldatmasa, nefis karışmasa o hayal “Oh!” demez, “Ah!” der. Çünkü yokluk fikri, en küçük bir latifeyi bile yaralar. Demek ki fani olan en büyük nimet bile, insanın en küçük duygusunu tatmin etmeye yetmez.
Bu durum açıkça gösteriyor ki insanın kabiliyeti bu dünyaya sığmıyor. Emelleri ebediyete uzanmış; fikirleri kâinatı kuşatmış; arzuları sonsuz saadete yönelmiştir. Böyle bir varlığın nihai durağı toprak altı olamaz. Böyle bir ruh, yoklukla açıklanamaz.
Sadi Şirazi der ki: “İnsan, bir damla sudan yaratıldı; fakat içinde denizler taşır.” Bu deniz, ebediyet arzusudur. Bu arzu, boşuna verilmemiştir.
Eğer insan yalnızca bu dünya için yaratılmış olsaydı; bu kadar derin düşünceye, bu kadar geniş hayale, bu kadar sonsuz arzuya ne gerek vardı?
En nazik, en muhtaç, en fakir bir surette yaratılan; ama aynı zamanda en yüksek kabiliyetlerle donatılan insanın hakikati, ancak ebedî bir âlemle anlam bulur.
Adalet-i ilahiye de bunu gerektirir. Bu dünyada mazlumun hakkı çoğu zaman alınmaz, zalim cezalandırılmaz. Eğer başka bir hesap yurdu olmazsa, bu tablo eksik kalır. Oysa Allah’ın adaleti mutlak ve kusursuzdur.
İşte bu dünya bir misafirhanedir. İnsan burada daimî kalıcı değildir. Bu hayat bir bekleme salonudur; asıl yurt ahirettir. Dünya, imtihan yeridir; ahiret, netice yeri.
Öyleyse insanın en büyük yanılgısı; misafirhaneyi asıl yurt zannetmesidir. Oysa misafir, geçici olduğunu bilir. Eşyaya bağlanmaz, faniliğe aldanmaz. Hazırlığını dönüş için yapar.
Ey insan… Sen sıradan değilsin. Sen kâinattaki en kıymetli misafirsin. Sonsuzluk arzun, ebedî bir yurdun varlığına işarettir. Kalbinde taşıdığın o bitmeyen arzu, seni çağıran ebedin sesidir.
Bu dünya seni oyalamasın. Çünkü sen, buraya ait değilsin; buradan geçiyorsun.
Bediüzzaman Said Nursi / Sözler
Sıkça Sorulan Sorular (FAQ)
İnsan neden “en kıymetli misafir” olarak tanımlanır?
- Çünkü insan; akıl, irade ve şuur sahibi olarak ilahî hitaba muhatap kılınmıştır. Esmâ-i ilahiyeye en geniş aynalık eden varlıktır.
Sonsuzluk arzusu neyi gösterir?
- İnsandaki ebediyet isteği, onun fani bir hayatla sınırlı olmadığını ve ebedî bir âlem için yaratıldığını gösterir.
Dünya hayatının amacı nedir?
- Dünya bir imtihan yeridir. İnsan burada tercihler yapar; sonuçları ise ahirette ortaya çıkar.
İnsan neden fanilikten bu kadar etkilenir?
- Çünkü ruhu fani değildir. Geçici olanla tam tatmin olmaz; kalıcı olana yönelir.
Ahiretin varlığı aklen mümkün müdür?
- Evet. İnsandaki sınırsız arzu, ilahî adaletin gerekliliği ve yaratılıştaki hikmet ahiretin varlığını aklen destekleyen delillerdir.
