Kur’an-ı Kerim, buluğ çağına girmeden vefat eden çocukların cennette ebedi bir surette daima çocuk kalacaklarını müjdeler. Anne ve babalarının kucağında, onların ebedi saadetine vesile olacaklarını bildirir. Bu, dünyadaki kısa ve elemli evlat sevgisinin yerine, cennette saf ve sonsuz bir sevgiyle telafi edileceğinin işaretidir.
Hz. Ali (r.a.) şöyle buyurur: “Sabır, imanın yarısıdır.” Evladını kaybeden mümin için sabır, sadece bir dayanma değil; aynı zamanda Allah’ın rahmetine güvenin en güçlü göstergesidir.
Tasavvuf ehli, evlat kaybını bir yokluk değil, ilahi bir buluşma vesilesi olarak görür. İmam Gazali der ki: “Dünya bir misafirhanedir; evlat da bir emanet.” Bu bakış açısı, anne-babanın kalbine huzur verir.
Bir zatın zindanda çocuğundan ayrılması kıssası, aslında müminin dünyadaki ayrılığıdır. Çocuk, dünya zindanından çıkarılıp Firdevs Cennetine gönderilir. Anne-baba için bu ayrılık, ilahi bir kavuşmanın başlangıcıdır.
Sadi Şirazi şöyle der: “Sabır, acının ilacıdır.” Evladını kaybeden anne-baba için bu söz, derin bir teselli taşır. Çünkü sabır, acıyı yok etmez ama onu anlamlı bir hikmete dönüştürür.
Şairin hikmetli sözleri, evlat kaybını bir yokluk değil; Allah’ın rahmetine açılan bir kapı olarak görmeye davet eder.
Hz. Peygamber (s.a.v.) buyurmuştur: “Çocuğu vefat eden mümin için cennette bir köşk hazırlanır.” Bu müjde, evladını kaybeden anne-baba için en büyük tesellidir.
Evlat sevgisi, dünyada sınırlı bir zaman için tattırılırken; cennette ebedi bir şekilde yaşanacaktır. Bu yüzden mümin, geçici bir ayrılığı, sonsuz bir kavuşmanın habercisi olarak görmelidir.
Dünyada on senelik kısa bir evlat sevgisi, elemle karışık bir lezzet taşır. Oysa cennette milyonlarca sene, saf ve elemsiz bir sevgiyle anne-baba evlatlarını kucaklayacaktır.
Mevlana’nın sözleriyle: “Ayrılık, vuslatın başlangıcıdır.” Evladını kaybeden anne-baba için bu ayrılık, ebedi bir vuslatın kapısını aralar.
