İslam’da Cinselliğin Sorumluluk Boyutu
Cinsel hayatın olabildiğince tatmin edici olması, insan fıtratının inkar edilemez bir gerçeğidir. Kadında cinsel hazzın en yoğun yaşandığı ve temel işlevi orgazm olan klitorisin yaratılmış olması, bu hakikatin biyolojik ve ilahi bir delilidir. Bu durum, cinselliğin sadece neslin devamı için değil; aynı zamanda haz ve huzur için var edildiğini açıkça göstermektedir.
İnsan, hayvanlar gibi şiiriyetten ve anlamdan yoksun bir boşalma ile tatmine ulaşamaz. Bedeni doyumun, ruhî bir eşlik olmadan insana huzur vermediği açıktır. İşte bu sebeple İslam, bir hayat dini olarak evliliği teşvik etmiş; evlilik içi cinsel hayatın da tatmin edici olması için eşleri bilinçlendirmiştir.
İslam, cinselliği sadece serbest bırakmakla yetinmez; onu sorumluluk ve görev bilinci ile kuşatır. Eşlere, evlilik öncesinde ve evlilik sürecinde birbirlerinin bedeni ve ruhî ihtiyaçlarını gözetme sorumluluğu yükler.
Mümin bir kadın için, kocasının dışında cinselliğini yaşayabileceği ikinci bir erkek yoktur. Dul kalmadıkça (ölüm ya da boşanma yoluyla) başka bir erkekle evlenmediği sürece cinsel tecrübe yaşaması hem mümkün değildir hem de Kur’an ve Sünnet tarafından yasaklanmış ve haram kılınmıştır.
Benzer şekilde mümin bir erkek için de, karısının dışında cinselliğinden yararlanabileceği bir kadın yoktur. Teorik olarak dörde kadar evlilik izni bulunsa da, bu durum tarihsel, ekonomik ve sosyal şartlara bağlı istisnaî bir ruhsattır. Bu sebeple genel kaide olarak, mümin erkek de cinselliğini yalnızca eşiyle yaşar.
Cinsel İlişkinin Amaçlarından Biri: Tatmin
Evlilikte cinsel ilişkinin amaçlarından biri cinsel tatmindir. Bu gerçek göz ardı edildiğinde, evlilik ruhsuz bir birlikteliğe dönüşür. İslam, eşlerin cinselliğin bütün nimetlerinden yararlanmasını, ilişkilerini bedeni ve ruhî doyuma ulaştıracak şartlarda sürdürmesini ister. Bu, sadece bir müsaade değil; Allah’ın muradıdır.
Yüce Allah, eşleri birbirlerinde huzur bulacak şekilde yaratmış ve bu hakikati Rum Suresi 21. ayette şöyle beyan edilmiştir:
- Kendilerinde huzur bulmanız için kendi türünüzden eşler yaratması ve aranıza meveddet ve rahmet koyması O’nun ayetlerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için ibretler vardır.
Müfessirlerin beyanına göre:
- Meveddet: Eşler arasında canlı tutulan cinsel cazibe ve ilişki
- Rahmet: Cinsellik dışındaki sevgi, sabır, şefkat, çocuk ve ilgi bağlarıdır
Bu iki kavram, evlilikte huzurun hem bedeni hem de ruhi temelini oluşturur.
Bedeni ve Ruhi Sükunetin Kaynağı Olarak Cinsellik
Cinsel ilişki, sükunetin iki ana kaynağından biridir. Bu sebeple ilişki;
- Zorlamayla değil,
- Utançla değil,
- Sadece görev bilinciyle değil;
bedenin ve ruhun birlikte tatmin olabileceği bir ortamda yaşanmalıdır. İslam’da evlilik içi ilişkinin, hem erkek hem kadın için haz verici olması gerektiği tartışmasız bir gerçektir. Aksi bir anlayış, İslam’ın ruhuyla bağdaşmaz.
Kur’an ve Sünnette Cinselliğin Üslubu
Kur’an’da cennet tasvirlerinde cinsel hayat, örtülü ama açık biçimde bir haz hayatı olarak sunulur. Bu üslup, cinselliğin ayıp değil; doğru zeminde yaşandığında bir nimet olduğunu öğretir.
Allah Resûlü’nün (s.a.v.) hadislerdeki üslubu da Kur’anî çizgiyi takip eder. Cinsellik, ulaşılması hedeflenen bedeni ve ruhî doyum çerçevesinde ifade edilir. Nitekim bazı hadislerde cinsel ilişkinin “balcağız” olarak tasvir edilmesi, bu nimetin tatlılığını ve huzur verici yönünü açıkça ortaya koymaktadır.
İslam, cinselliği bastıran değil; arındıran ve anlamlandıran bir dindir. Evlilikte cinsel tatmin, nefsani bir talep değil; ilâhî bir dengedir. Bu denge korunduğunda, evlilik huzura; huzur ise kulluğa güç verir. Bu hakikati tefekkür edenler için, evlilik sadece bir akit değil; rahmetle kuşatılmış bir sükûnet yurdudur.
