Ey nefis! Cahilliği bırak da dünyan ile ahiretini bir kere olsun kıyas et.
- Hangisi daha kalıcı, hangisi daha değerli?
- Hangisi için yaratıldın, hangisi için imtihandasın?
Hepimizin yaratılması da diriltilmesi de, sadece tek bir nefsin yaratılması ve diriltilmesi gibidir. Allah seni yoktan var ettiği gibi, seni yok ettikten sonra da aynı kudretle yeniden diriltecektir. O’nun sünnetinde değişme olmaz. Bu kadar açık bir hakikate rağmen, neden hâlâ şüphe ediyorsun?
Seni görüyorum… Dünyaya tamamen dost olmuşsun. Ona sımsıkı bağlanmışsın. Ondan ayrılmak sana zor geliyor. Sürekli dünyaya yakın olmak istiyor, onun sevgisini kalbinde her geçen gün daha da büyütüyorsun.
Allah’ın sevabını ve azabını hatırlamak sana ağır geliyor. Ölümle seni dostlarından ayıracak olan ahiret âlemi yokmuş gibi davranıyorsun. Sanki hesap yok, sanki dönüş yok, sanki sonsuza kadar burada kalacakmışsın gibi yaşıyorsun.
Ey nefis!
Bir düşün… Bir kimse sultanın sarayına sadece bir kapıdan girip, diğer kapıdan çıkmakla emredilmiş olsa; sarayda gördüğü güzel bir simaya bağlanıp, orada ebedî kalacakmış gibi çıkışı unutsa, sen buna akıllılık mı dersin?
İşte dünya da böyledir. O saray hükümdarın malı olduğu gibi, dünya da Allah’ın malıdır. Senin ona sahipliğin hakiki değil, mecazidir. Ölüm geldiğinde hiçbir mülkiyet seninle gelmez. Ne ev, ne mal, ne makam… Hepsi arkada kalır.
Ey nefis!
Dünyada sahip olduğunu zannettiğin her şey, aslında sana emanet edilmiştir. Emanet ise bir gün mutlaka geri alınır. Sen hâlâ emanetle övünürken, sahibini unutmaz mısın?
Bil ki, sevdiğin her şeyden ayrılacaksın. İster istemez… İstemesen de… Hazırlıklı olsan da olmasan da…
Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) buyuruyor ki, Cebrail kalbime üfledi:
- “Kimi istersen sev, mutlaka ondan ayrılacaksın.”
- “Nasıl amel edersen, karşılığını da öyle bulacaksın.”
- “Ne kadar yaşarsan yaşa, mutlaka öleceksin.”
Bu sözden sonra gaflet mümkün mü?
