1. Anasayfa
  2. Uncategorized

Fatiha Süresinin Bidat Ehline Cevap Vermesi


Fatiha Süresinin Bütün Batıl Mezheb ve Din Mensuplarına ve Bu Ümmetteki Bid’at ve Dalalet Ehline Cevap Vermesi

Fatiha Süresi baştan sona bu mülhid ve dalal ehlinin görüşlerinin batıl olduğunu açıklamaktadır. Bu durum özet ve geniş olmak üzere iki şekilde anlatılabilir. Özet anlatım: Sırat-ı müstakim ifadesi hakkı bilmeyi, onu üstün tutmayı, başkalarına tercih etmeyi, hakkı sevmeyi, hakka bağlanmayı, hakka davet etmeyi, imkan dahilinde hakkın düşmanlarıyla savaş ve mücadele etmeyi içinde taşımaktadır.

Hak: Resulüllah (s.a.v) ve ashabının üzerinde bulunduğu ve Resulüllah (s.a.v)’ın Allah Teala’nın sıfatları, isimleri, tevhidi, emri, nehyi, va’di, vaidi Allah’a gidenlerin uğradıkları menziller olan iman hakikatleri hakkında ilim ve amel olarak getirdiği şeylerin tamamıdır.

Nübüvvet nurundan kaynaklanan ve üzerinde Muhammedi mühür ve damgası taşıyan bütün ilim, amel, hakikat, hal ve makamlar sırat-ı müstakimdedir. Bu şekilde ve özellikte olmayan her şey ise gazab ve dalalet ehlının yolundadır.

Şu halde ortada üç yol vardır:

  • Resulüllah’ın ve onun getirdiği hakikatlerin yolu
  • Gazab ehlinin yolu (ki bu, hakkı öğrendikten sonra inat edenlerin yoludur),
  • Dalalet ehlinin yolu ki, bu da Allah’ın saptırdıklarının yoludur.

Allah’ın Resulü ve sahabenin ilimce, amelce üzerinde bulunduğu şeyin, hakkı bilmenin ve hakkı başkasına takdim ve tercih etmenin sırat-ı müstakim olduğunda şüphe yoktur. Bütün bu söylenen görüşler sırat-ı müstakime delalet eder ve sırat-ı mustakimin manasını açıklar.

Bu özet anlatımdan da anlaşılacağı gibi, sıratı müstakime muhalefet eden her şey yok olmaya mahkumdur ve o yol gazab ve dalalet ehli olan ümmetlerin yoludur.

Batıl mezhepleri tanımak ve Fatiha Süresinin onları reddeden ifadelerini bilmekle olur.

Bize göre insanlar iki kısımdır:

  • Hakkı kabul ve ikrar edenler
  • Hakkı inkar edenler.

İşte Fatiha Süresi, Yüce Yaratıcının varlığını, O’nun alemlerin Rabbi olduğunu ispat etmesi ve O’nu inkar edenleri reddetmesi hasebiyle münkirlere cevap teşkil etmektedir.

Ulvisi ve süflisi ile bütün cüzleriyle alemin halini düşün, bütün bunların bir Sani, bir Fatırı ve bir Meliki olduğuna şehadet ettiğini göreceksin. Aklen ve fıtraten Sanii inkar etmek ilmin inkar ve reddi mesabesindedir. İkisi arasında fark yoktur. Dahası sahih fıtrat ve yüce, parlak ve temiz akıl sahiplerince Halikin mahluka, failin füle, Saniin masnuun (nesnelerin) hallerine delalet etmesi, delalet etmemesinden daha açıktır.

Saniin varlığına Sani ile istidlal ise, bunun ayrı bir yeri ve hususiyeti vardır. Bu istidlal, Resullerin ümmetlerine, “Allah’ın varlığında şüphe mi vardır? (İbrahim 10)” sözleriyle işaret ettikleri istidlal metodudur. Yani;

  • Allah’ın varlığında şüphe mi var ki varlığına delil istensin?
  • Bundan daha açık ve doğru delil var mı?
  • Bu kadar açık olan bir şeye, açık olmayan şeylerle nasıl istidlal edilebilir?

Nitekim ayetin devamında, “yerin ve göklerin yaratıcısı (Fatır) olan” diyerek bu delile dikkat çekilmiştir.

Şeyhül-İslam İbn Teymiyye’yi şöyle derken işittim:

Hadd-i zatında kendisi her şeyin delili olan bir zata nasıl delil istenir?

Gündüzün varlığına bile delil getirmeye gerek duyulacaksa zihinlerde doğru hiçbir şey kalmaz. Malumdur ki akıl ve fıtrat sahipleri için Rabb Tealanın varlığı gündüzün varlığından daha açıktır.

Bunu aklı ve fıtratıyla göremeyen, anlayamayan,kabahati kendi akıl ve fıtratında arasın.

Bunların görüşleri batıl olunca, vahdet-i vücudu savunan mülhidlerin görüşleri de iptal olur. Bunların görüşüne göre ortada Kadim ve Halik olan Allah’ın varlığı ile öte yanda hadis ve mahluk olan yaratıkların varlığı yoktur.

Bilakis bu alemin varlığı ile Allah’ın varlığı birdir ve Allah, bu alemin varlığının hakikatidir. Bunlara göre Rabb ve kul, Malik ve memlük, Rahim ve merhum, abid ve Ma’bud, yardım isteyen ve kendisinden yardım istenen, hidayet eden ve hidayet edilen, nimet veren ve nimet alan, gazablanan ve gazaba uğrayan yoktur.

Bilakis Rabb, kulun kendisi ve hakikatidir. Malik memlükun, Rahim merhümun, abid Ma’bud’un bizzat kendisi ve hakikatidir. Başkalık ancak zatın tecelli ve tezahürlerine göre değişen itibai bir durumdur.

Kaynak: İbn Kayyım El-Cevziyye / Medaricu’s Salikin (Kur’ani Tasavvufun Esasları) / bkz: 62-64

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir