Tövbenin şartları üçtür:
- Pişmanlık duymak,
- Günahtan vazgeçmek ve
- Günahından dolayı Allah’a özür beyan etmek.
Tövbenin hakikati şudur:
Geçmişte işlediği günahlardan dolayı pişmanlık duymak; derhal günahından vazgeçmek ve gelecekte o günahı tekrar işlemeyeceğine dair kesin karar vermektir.
Sahih bir tövbenin tahakkuku anında bu üç hal bir araya gelir. Kul tövbe esnasında pişmanlık duyar, günah işlemekten vazgeçer ve bir daha işlememeye karar verir. Böylece yaratılış gayesi olan kulluk (ubudiyet)’a döner. Bu dönüş, tövbenin hakikatidir. Bu üç hal ile birlikte tövbe ederse tövbenin şartlarını gerçekleştirmiş olur.
Pişmanlık duymadan tövbe tahakkuk etmez. Çünkü çirkin bir fiilden dolayı pişmanlık duymamak, o fiile rıza göstermek ve ona devam etmek manasına gelir.
Bir hadiste şöyle buyrulmuştur: “Pişmanlık tövbedir”. Günah işlemeyi terk etmeme durumunda ise tövbe gerçekleşmez. Çünkü günahı işlemeye devam ile tövbenin bir araya gelmesi mümkün değildir.
Günah işleyen kişinin kalbinde ve dilinde şu ifadeler bulunmalıdır:
- Ey Allah’ım: Ben günahtan kurtulmuş değilim, senden özür dilemeye yüzüm yok. Bunu başarmaya gücüm de yok. Fakat ben günahkarım ve senin affını talep ediyorum.
- Ey Allah’ım: Günah konusunda benim herhangi bir mazeretim yok. Affetmek sadece sana mahsus ve o günah da sadece bana ait. Eğer affedersen benim için ne mutlu! Affetmezsen doğrusunu sen bilirsin.
Günah işlemek ancak kişinin hevasının galip gelmesi ve şehvet hastalığına karşı direncinin zayıflığından, Allah’ın mağfiret ve affına güvenmesi, O’na karşı hüsn-i zan beslemesi, keremini beklemesi, yumuşak ve şefkatle muamelesine muhatab olmak istemesi gibi sebeplerden kaynaklanmıştır.
O kişiyi şeytan ve kötülüğü emreden nefs, O’nun engin hoşgörüsünü istismar ederek aldatmış, bilgisizliği de buna yardım etmiştir. O’ndan başkasına sığınılacak bir yol yoktur. Ve taat konusunda O’nun tövfikinden başka bir yardımcı da yoktur.
O’nun merhametini talep eden, O’na itaat ve ihtiyacı, kişinin acziyetini ve O’na kulluğu ifa- de eden bu tür ifadeler, gerçek manadaki tövbe kapsamına girer. Bunu, ancak Rabbine yalvaran akıllı kimseler yapar.
Allah kulunun kendisine yalvarmasından hoşnut olur. Bir hadiste, “Allah’a çok çok yalvarın” buyrulmuştur. Diğer bir hadiste de “Özür beyan edildiğinde, bunu Allah’tan daha fazla seven bir kimse yoktur” buyrulmuştur.
Allah’ın kullarını mazur görme yolunu açık bırakması ve zalim kullara ancak bu mazur görme sınırını aştıktan ve artık suçu kesinleştikten sonra azap etmesi, Allah’ın adalet ve ihsanının kemalindendir. O, kulunun kendine özür beyan etmesini ve böylece günahından arınmasını ister.
Nitekim hadiste, “Kim Allah’a özür beyan ederse Allah onun özrünü kabul eder” buyrulmuştur. İşte övülmüş, faydalı özür dileme budur.
Takdir böyleymiş diyerek özür beyan etmeye gelince: Bu, Allah ile tartışma, güya Allah aleyhine delil getirme ve günahı kadere yüklemektir. Bu fiil, Allah düşmanlarının filidir.
Nitekim bunların ileri gelenlerinden biri;
İnsanlara, kadınlar, oğullar, altın ve gümüşten istiflenmiş yığımlara arzu duymak süslü gösterilmiştir (Al-i İmran 14) ayeti hakkında şöyle konuşmuştur:
- Biliyor musunuz, bu ayetle kastedilen nedir?
- Etraftakiler nedir deyince
- O şahıs; insanların mazur olduklarının ispatıdır demiştir. Bu, Allah’ı ve O’nun kelamını bilmeyen cahilin iftirasıdır.
Bu ayetle kasdolunan, bu fani dünyaya değer vermemek; baki ve ebedi olan ahiret hayatına teşvik etmek ve allanıp-pullanmış bu dünyayı tercih edip onun peşinden gidenleri kınamaktan ibarettir. Bu dünyayı tercih eden kimse, oynadığı oyuncağın kendisine süslü gelip de onunla oyalanan ve sevinen çocuk gibidir.
Bununla beraber Cenab-ı Hak bu süsleme işinin failini zikretmemiş ve insanlar için biz süsledik dememiştir. Çünkü zikredeceğimiz ayetlerde görüleceği gibi, bu tezyin işini şeytanlara izafe etmiştir.
- Şeytan, yaptıkları işleri onlara süslü gösterdi (En’am 43)
- Aynı şekilde; Müşriklerden çoğuna, çocuklarını öldürmeyi de o taptıkları putlarım hizmetçileri süslü gösterdi (En’am 137)
Bir hadiste şöyle buyrulmuştur: “Ben doğru yolu gösterici ve ona davet edici olarak gönderildim. Doğru yola iletmek için elimde herhangi bir kuvvet yok. İblis de doğru yoldan saptırıcı ve insanın arzularını süslü gösteren biri olarak gönderildi. Sapıklığa iletmek için onun da elinde bir şey yok.
Bu durum, Aynı şekilde, biz her topluluğa amelini süsledik (En’am 108) ayetiyle çelişmez. Çünkü bu tezyin işi, Allah’a izafe edilirse, O’nun kazası ve kaderi anlaşılır. Şeytana izafe edilirse onun buna sebep olması (tesebbüb) kastedilir.
Şu da var ki Allah Teala’nın bu tezyini, o kimselerin şeytanın süslediği şeylere arzuyla meyletmelerine karşılık bir cezadır. Kötülüğün cezası, onun akabinde başka bir kötülük işlemek; iyiliğin sevabı ise, bu iyiliğin akabinde başka bir iyilik yapmaktır.
Netice şudur: Kader problemi ile günah işlemeye mazeret ve delil getirmek tövbeye aykırıdır. Özür dileme konusunda bunun bir değeri yoktur.
Kul günah işleyip şöyle derse:
- Ey Rabbim! Bu senin takdirindir; bunu hakkımda sen hükmettin ve bunu bana sen gerekli kıldın.
- Allah Teala da şöyle der: Bunu sen yaptın, sen kazandın, sen istedin ve gayret ettin. Ben de bundan dolayı seni cezalandıracağım.
Kaynak: İbn Kayyım El-Cevziyye / Medaricu’s Salikin / bkz: 168-171
