Gıpta Edilecek İki İnsan: Peygamber Efendimiz’in Ölçüsü
İnsan, farkında olmadan birilerini kendine ölçü alır. Kimi zaman bir zengini, kimi zaman bir şöhreti, kimi zaman da göz önünde olan bir hayatı… Oysa ölçü şaşarsa yön de şaşar. Bu yüzden Sevgili Peygamberimiz Muhammed (s.a.v.), gıpta edilecek insanı açıkça tarif etmiştir: Münafese, yani gıpta, iki kişiye yapılır.
Birinci Gıpta: Hak Yolunda Harcanan Servet
Birincisi; Allah’ın kendisine servet verdiği ve o serveti hak yolunda harcayan kimsedir. Burada övülen şey zenginlik değil, zenginliğin istikametidir. Mal, tek başına fazilet değildir. Onu infaka dönüştüren niyettir fazilet olan. Çünkü servet ya sahibini büyütür ya da küçültür. Eğer mal, ihtiyaç sahiplerinin yüzünü güldürüyorsa; o mal sahibini de yüceltir.
Kur’an-ı Kerim infakı överken malın Allah yolunda harcanmasını bereketin anahtarı olarak gösterir. Veren el, aslında eksilmez; bilakis çoğalır. Fakat modern çağda gıpta çoğu zaman malın kendisine yapılır, malın nasıl harcandığına değil. Oysa Peygamberimizin işaret ettiği gıpta, servetin büyüklüğüne değil, gönlün büyüklüğünedir.
İmam Gazali malın kalpte değil, elde olması gerektiğini söyler. Eğer mal kalbe girerse kul köle olur; elde kalırsa hayra vesile olur. İşte gıpta edilecek zengin, malı elinde tutan ama kalbine koymayan kimsedir.
İkinci Gıpta: Amel Edilen ve Öğretilen İlim
İkinci olarak gıpta edilecek kişi; Allah’ın kendisine ilim verdiği, o ilimle amel eden ve başkalarına da öğreten kimsedir. İlmi sadece zihninde taşıyan değil, hayatına nakşeden insandır. Çünkü ilim amel ile taçlanmadıkça kuru bir bilgi yığınıdır.
Bugün bilgiye ulaşmak kolay; fakat hikmete ulaşmak zor. Ekranlar dolusu içerik var ama hakikati yaşayarak gösteren insan az. Oysa gerçek âlim, bilgisiyle insanlara yol açandır. Kendisi yaşar, sonra yaşatır. Işığı önce kendi kalbinde yakar, sonra başkalarına uzatır.
Sadi Şirazi şöyle der: “Söz, yaşanmadıkça kulakta kalır; yaşanırsa kalbe iner.” İlmiyle amel eden kişi, sözünü kalplere indiren kişidir. İşte böyle bir insana imrenmek, insanı yükseltir.
Hayırda Yarışmak: Dünyevi Gösteriş mi Manevi Değer mi?
Bu hadis bize çok net bir ölçü verir: Gıpta, dünyevî gösterişe değil; hayra vesile olan nimete yapılır. Servet, başkasına hayat oluyorsa kıymetlidir. İlim, karanlıkları dağıtıyorsa değerlidir.
- Peki biz bugün kime imreniyoruz?
- Lüks hayatlara mı, yoksa infak eden ellere mi?
- Şöhrete mi, yoksa hikmete mi?
Kalbimizin yönü, ahiretimizin yönünü belirler.
Gıpta, insanı çalışmaya sevk eden temiz bir arzudur. “O yapmış, ben de yapayım.” “O vermiş, ben de vereyim.” “O öğrenmiş, ben de öğreneyim.” İşte bu duygu insanı yükseltir. Haset yakar; gıpta inşa eder.
Belki de bugün şu soruyu kendimize sormalıyız: Eğer birisi bana gıpta edecekse;
- Hangi özelliğim için etsin isterim?
- Servetim için mi, yoksa cömertliğim için mi?
- Bilgim için mi, yoksa o bilgiyle yaptıklarım için mi?
Gerçek değer, Allah katında olandır. Ve Allah katında değerli olan; paylaşan ve yaşatan insandır.
İmam Gazali / İhya’u Ulumi’d-Din
Sıkça Sorulan Sorular
Hadiste geçen gıpta hangi iki kişiye yapılır?
- Allah’ın kendisine servet verdiği ve o serveti hak yolunda harcayan kimseye; bir de ilim öğrenmiş, ilmiyle amel etmiş ve başkalarına öğreten kimseye gıpta edilir.
Zengin olmak başlı başına üstünlük müdür?
- Hayır. Üstünlük malın miktarında değil, nasıl kullanıldığındadır. Servet hayra vesile oluyorsa değerlidir.
İlmi bilmek yeterli midir?
- Hayır. İlmin gerçek değeri onunla amel etmek ve başkalarına fayda sağlamaktır.
Gıpta etmek insanı nasıl etkiler?
- Doğru kişilere yapılan gıpta, insanı çalışmaya, infaka ve ilme yönlendirir. Bu da manevi gelişimi artırır.
Bu hadisin günümüz insanına mesajı nedir?
- Başarı ölçüsünü yeniden belirlemek… Gösterişe değil, hayra; şöhrete değil, hikmete imrenmek. Kalbi doğru örneklere yöneltmek.

