Kişiyi fiil, söz, nazar ve fikir olarak ilgilendirmeyen her şey malayani yani boştur.
Sadece davranış ve sözde değil, baktığımız, düşündüğümüz, hayal ettiğimiz şeylerde de gereksiz şeylerden kaçınmalıyız. Malayani kelimesini, İslam’ın insana getirdiği mesuliyet telakkisi çerçevesinde anlamak daha uygundur. Kalp, dil, göz, kulak, akıl, hayal gibi bütün organlarının amellerinden hesaba çekilecek olan insanın, bu hesapta terazisinin sevap kefesine girmeyecek şeylerden kaçınması gerekir.
Böylece bir malayani anlayışı, kişiyi hayal kurarken bile iradeli davranmaya, faydalı işler hayal etmeye, hayır aramaya ve bu alışkanlığı kazanmaya sevk eder. Şu hadis-i şerif günümüzde yaygın olan ve içinde malayani de olan bazı hastalıklara parmak basmaktadır.
Ben haklı bile olsa münakaşayı terk eden kimseye cennetin kenarından bir köşke kefilim. Şaka bile olsa yalanı terk edene cennetin ortasında bir köşke kefilim. Ahlakı güzel olana da cennetin en üstünde bir köşke kefilim.
Başka bir hadis-i şeriflerinde Peygamber efendimiz (s.a.v) şöyle buyuruyor: Kişinin kendini ilgilendirmeyen şeyleri terk etmesi İslam’ı iyi anlayıp tatbik ettiğinin delilidir.
İbrahim İbn Edhem: Vera, şüpheli şeyleri terk etmektir. Fuzuli şeyleri terk etmek demek olan malayaniden uzak kalmaktır diyerek işin önemine parmak basmış ve vera ile irtibatını kurmuştur.
- Ciddiyetsiz ve laubali insanların, ibadetlerinde de ciddiyet yoktur.
Böyle bir insan, belki namaza durduğu zaman ciddi gibi görünebilir fakat eğer iç dünyasında, kalp ve vicdanında ciddiliğe ulaşamamışsa, o sadece yıldız görünme sevdasında bir ateş böceği gibidir. Uzun zaman da böyle görünebilmesi mümkün değildir. Karakterler gizlenemez.
Her insan er veya geç karakterinin muktezasını mutlaka yerine getirir. Meğerki ciddiyet onda değişmeyen bir karakter haline gelmiş olsun! Temrin ve sıkı kontrolle bu seviyeyi yakalamak mümkündür. Eğer böyle bir temrin veya kontrol varsa olma, görünmenin önüne geçer, bir serçe uzun müddet tavus kuşu olarak arz-ı endam edemez.
Yani insan; şuurunun ve zihin altının çocuğudur. Onlardan kaçıp kurtulamaz. Yani içte ihsan olmalı ki, dışta itkan olsun. Dış daima içten destek almaktadır. İnsanın iç dünyası ciddi olmalı ki, bu onun dış dünyasına da sirayet etsin
Kaynak: Akademi Araştırma Heyeti / Bir Müslümanın Yol Haritası / bkz: 704-705
