Dünya hayatı sona erdiğinde, tövbe kapıları kapandığında ve sırat-ı müstakime yönelme imkanı kalmadığında; insan, telafisi olmayan bir hakikatle yüzleşir. O gün ne mazeret geçerlidir ne de pişmanlık fayda verir. Mahşer yerinde hesaplar görülüp hak edenler cehennemin yolunu tuttuğunda, yoldan sapanlarla saptıranlar aynı akıbetin içinde bir araya gelir. İşte o an, şeytanın insanlığa yaptığı aldatmanın en acı itirafı duyulur.
Pişmanlık İçinde Mahşerde Yüzleşme ve Şeytanın İtirafı
İş işten geçtikten sonra; yani dünya hayatı sona erip tövbe etme, sırat-ı müstakime yönelme imkanı kalmadığında, insan acı bir gerçekle yüzleşir. Artık ne iman yenilenebilir ne de salih amelle eksikler telafi edilebilir. Mahşer yerinde hesaplar görülür, mizan kurulur ve hak edenler cehennemin yolunu tutar.
O gün, dünyada birlikte yürüyenler; birlikte günaha girenler, birlikte aldananlar ve aldatanlar aynı yerde toplanır. Yoldan sapanlar, kendilerini saptıranlara bakar; saptıranlar ise sorumluluktan kaçmanın yollarını arar. Ancak artık kaçış yoktur.
İbn Kayyım el-Cevziyye’ye göre, mahşerdeki en ağır azaplardan biri ateşten önce gelen pişmanlıktır. Çünkü insan, gerçeği artık inkar edemeyeceği bir açıklıkla görür.
Şeytanın İnsanlığa İtirafı
Kur’an-ı Kerim, o gün yaşanacak bu yüzleşmeyi ibretlik bir şekilde haber verir. Şeytan, kendisine uyanlara şöyle diyecektir:
- “Allah’ın hükmü yerine getirilince şeytan şöyle der: “Şüphesiz Allah size gerçek bir vaadde bulunmuştu; ben de size bir söz verdim ama yalancı çıktım. Aslında benim sizi zorlayacak gücüm yoktu; benim yaptığım size çağrıda bulunmaktan ibaretti; siz de benim çağrıma uydunuz. O halde beni kınamayın, kendinizi kınayın. Ne ben sizi kurtarabilirim ne de siz beni kurtarabilirsiniz. Ben daha önce, beni Allah’a ortak koşmanızı kabul etmemiştim.” Doğrusu zalimler için elem verici bir azap vardır (İbrahim Suresi, 22)”
Şeytan açıkça itiraf eder: Allah hakikati söyledi ve vaadinde doğru çıktı; ben ise boş, süslü ve gerçekleşmeyecek vaatlerde bulundum. Sizi Allah’a karşı güvendirdim, günahı hafife aldırdım, tövbeyi ertelettim.
Şeytanın en sarsıcı sözü şudur: “Ben sizi zorlamadım.”
Bu ifade, insanın sorumluluğunu tüm çıplaklığıyla ortaya koyar. Çünkü şeytan, insana zorla günah işletmez; sadece vesvese verir, süsler ve çağırır.
Hasan-ı Basrî bu gerçeği şöyle açıklar: “Şeytanın gücü, sen kapıyı açmadıkça içeri giremez.” Kapıyı açan, insanın kendi iradesidir.
İnsanın pişmanlığını daha da ağırlaştıran şey şudur: Şeytanın apaçık bir düşman olduğu dünyadayken defalarca haber verilmiştir. Kur’an, onun hilesini gizlememiş; aksine açıkça uyarmıştır. Buna rağmen insan, düşman olduğunu bildiği bir varlığın peşinden gitmiş, onun vaatlerine güvenmiş ve Allah’ın açık uyarılarını ertelemiştir. İşte mahşerdeki sitemin temelinde bu bilinçli ihmal yatmaktadır.
İmam Gazâlî’ye göre, insanın helaki çoğu zaman cehaletten değil; bilip de ertelemesinden kaynaklanır.
Mahşerde başlayan bu sitemleşme, cehennemde de devam eder. Ancak ne sitem fayda verir ne de suçlama azabı hafifletir. Çünkü artık amel defteri kapanmış, tercih mühürlenmiştir.
Mevlânâ bu hali şu sözle tasvir eder: “Dünya, ekme yeridir; ahiret, biçme yeri. Biçilecek vakitte ekmeye kalkan, yalnızca pişmanlık biçer.”
Bu sahne, yalnızca gelecekte yaşanacak bir olay değil; bugün yaşayan her insan için açık bir uyarıdır. Şeytanın itirafı, aslında dünyadayken duyulması gereken bir gerçektir.
Haris el-Muhâsibî’ye göre, akıllı mümin, mahşerde duyacağı sözü dünyadayken işitir ve ona göre yaşar.
İş işten geçmeden önce kapılar açıktır. Tövbe mümkündür, sırat-ı müstakime yönelmek mümkündür. Şeytan bugün hâlâ vaat ediyor; ama Kur’an onun yarın inkâr edeceğini haber veriyor.
Akıllı olan, yarın şeytanın “Beni kınamayın” sözünü duymadan önce, bugün nefsini hesaba çeker. Çünkü pişmanlık vakti geldiğinde, artık hiçbir söz geri döndürücü olmayacaktır.
