Alimlerin çoğu ilimle meşgul olur, fakihler ders verir, vaizler ise vaaz eder. Ancak bu faaliyetlerin niyeti farklı olduğunda kalplerin durumu da değişir. Ders veren bazı kişiler, başkalarının kendisini dinlemesinden hoşnut olur, muhaliflerini eleştirir ve zamanının çoğunu üstünlük kurmak amacıyla cevaplar hazırlamakla geçirir. Bu kişiler, toplumda lider olmak, üstün bir insan olarak tanınmak veya dünya malını ve yöneticilerin ilgisini kazanmak peşindedir.
Vaaz eden kişi, süslü kelimelerle taraftar toplamak ve insanların kalplerini kazanarak yücelmek amacıyla hareket eder. Rakiplerini gördüğünde hemen aleyhlerinde konuşmaya başlar. Bu tür davranışlar, kalplerin Allah’tan (c.c) uzak olduğunu gösterir. Eğer bu kalpler marifet ile dolu olsaydı, kişiler Hak yoluyla meşgul olur, Allah’a münacaatta bulunur, itaat etmeyi ve uzleti tercih ederdi. Ama kişi kalbini dünya arzularına kaptırmışsa, yaptığı iş de dünya işine dönüşür.
Allah için hizmet eden bir alim, insanlarla iç içe olmayı zor bulur. Onun için en sevimli olan şey uzlette bulunmaktır. Çünkü uzlette, insanların sözlerinden ve makam-talep yarışından uzak kalır. Onun gayesi ahiretle ilgilenmektir ve bu en yüce amaçtır. Nefis, meşgul olduğu şeyle ünsiyet kurar; bir kimse sürekli halkın hizmetinde ise Hak’tan yüz çevirmiş olur. Ama amacı daha yüksek makam ve övgü kazanmak değilse, Hak’a yönelmiş kalbi korunur.
Allah bir insana iki kalp vermemiştir. Yani bir insanın kalbi ya dünya sevgisiyle meşgul olur ya da ahiret sevgisiyle. Bu nedenle, bir kimse dünya için uğraşıyorsa, Allah’tan yüz çevirmiş olur; fakat O’na yönelmişse, uzlette ve ibadette huzur bulur, kalbi Hak ile meşgul olur.
