İslam hukukunda lian, evlilikte iftira ve zina iddialarını çözümleyen özel bir prosedürdür. Bu süreçte kadının mal ve mehir hakları, zifafın gerçekleşip gerçekleşmediğine göre belirlenir.
Lian ve Mehir Hakkı
Lian edilen kadının mehri kendisine kalır. Kadın, zinayı itiraf etse dahi lian eden adam ondan hiçbir şeyi geri alamaz. Zira zifafa girmiş kadının mehrin tamamını hak ettiği hususunda İslam alimleri arasında icma vardır.
Eğer zifaf gerçekleşmemişse, ihtilaf vardır. Bazı mezhepler, kadının mehrinin tamamını alacağını kabul ederken, bazıları yarısını alacağını söyler. Bu durumda, zifaf öncesi boşanan kadın için mehri yarısı olarak kabul eden görüşler mevcuttur.
Said b. Cübeyr (r.anh)’dan rivayet edilmiştir: İbn Ömer’e “Bir adam hanımına iftira etmiş” denildi. Resulüllah (s.a.v) Beni Iclan kabilesinin iki ferdini ayırmış ve şöyle buyurmuştur:
“Allah biliyor ki ikinizden biri yalancıdır. Sizden tevbe eden biri yok mudur?” Ama ikisi de kabul etmedi. Rasulüllah (s.a.v) bu soruyu birkaç kez tekrar etti ve ikisi de itiraf etmedi. Sonuçta onları ayırdı.
Adam, kadına ödemiş olduğu mehri geri almak istediğinde, ona şöyle denildi: “Senin malın yoktur. Çünkü iddian doğru ise zifafa girerek hakkını aldın; yalancıysan senden mal talebinde bulunamazsın.”
Bu hükümle, hem kadının ar ve namusu korunmuş, hem de haksız şekilde alınabilecek malın önüne geçilmiş olur. Yani lian ve zifaf, kadının mehir hakkının korunmasını sağlar ve erkek lehine haksız talepler engellenir.
İslam hukuku, lian gibi özel durumlarda adaleti ve hakları korumak için açık sınırlar koymuştur. Zifafın etkisi, kadının mal ve mehir hakkını güvence altına alır; aynı zamanda iftira ve yalanın zararlarını ortadan kaldırır.
Sonuç olarak; Lian edilen kadının mehri kendisine kalır ve erkek ondan bunu geri alamaz. Zifaf, kadının haklarını garanti altına alır; İslam hukuku bu konuda açık ve kesin hüküm vermiştir.
