1. Anasayfa
  2. Uncategorized

Her Müslümana Farz Olan Şey: Tövbe


Bu, basireti açılmış ve iman nuru sayesinde yüce Allah’ın kalbini açmış olduğu, böylece her adımında kendisine yolu gösterecek birisine muhtaç olmadan önündeki nur sayesinde cehaletin karanlıklarında yürüyebilen kimse tarafından basiret nuruyla görülebilecek bir şeydir.

Çünkü salik ya kördür ve kendisine yol gösterecek birisine muhtaçtır veya gözü gördüğü için yolun başı ona gösterildiğinde gerisini kendisi halleder. Din yolundaki insanlar da bu şekilde kısımlara ayrılırlar.

Kimisi acizdir ve bir adımda taklidi aşmaya güç yetiremez. Bundan dolayı her adım atışında Allah’ın kitabından veya elçisinin sünnetinden bir nass duymaya ihtiyaç hisseder. Bazen de bu durum onu iyice aciz bırakır ve şaşkınlığa düşer. Ömrü ne kadar uzun olursa olsun böyle birinin yürüyüşü uzun soluklu olmaz ve adımları kısa kalır.

Kimisi de aittir. Allah onun kalbini İslam için açmıştır. Rabbi katından gelen bir nura sahip olduğundan en ufak bir işaretle zor yollara girme ve engelleri aşma konusunda uyanık olur. Kalbini Kuran ve iman nuru aydınlatır.

İçindeki nurun şiddetinden dolayı en küçük bir açıklamayla dahi iktifa eder. Ateş değmese bile yağı neredeyse ışık verir. Ateş değdiğinde ise ışık üzerine ışık olur. Böyle bir kimse, başına gelen her olayda nassa ihtiyaç duymaz.

Bu halde olan kişi tövbenin vacip olduğunu anlamak istediği zaman önce basiret nuruyla tövbenin ne anlama geldiğine, sonra vacibin ne demek olduğuna bakar, sonra da vacipliğin anlamıyla tövbeyi birleştirir. Böylece tövbenin vacipliği hakkında şüphe etmez.

Bunu, vacibin ebedi saadete ulaşmada ve ebedi helaktan kurtulmada yapılması gereken şey anlamına geldiğini, saadet ve bahtsızlığın bir şeyi yapmaya veya yapmamaya taalluk etmeseydi onu “vacip” olarak tarif etmenin bir anlamı olmayacağını anlamakla başarmıştır.

Kişi vacibin ne anlama geldiğini ve ebedi saadete vesile olduğunu anladığında, ebediyet yurdunda Allah ile buluşmaktan başka bir saadet olmadığını ve ondan perdelenen herkesin kesin biçimde bahtsız olacağını bildiğinde arzuladığı her şeyden vazgeçer.

Cehennem ateşinde ayrılık ateşiyle yanar ve yüce Allah ile buluşmaya engel olan yegane şeyin arzulara uymak ve hevanın istediği şeylerle uğraşmak, Allah ile buluşmayı sağlayan şeyin tamamen O’na yönelmek ve O’nu sevmek olduğunu ve günahların kişiyi O’ndan uzaklaştırdığını ve perdelediğini anlar.

Söz konusu ayrılma ise ancak bilgi, pişmanlık ve niyetle olur. Günahların sevgiliden uzak kalmaya sebep olduğu bilmediği sürece, uzaklaşma yoluna girmesinden dolayı kişi ne pişmanlık duyar, ne de acı hisseder. Acı duymadığında ise girdiği yoldan geri dönmez. O halde sevgiliye ulaşmada bu üç mana zorunludur.

İşte, basiret nuruyla hasıl olan inanç bu şekilde olur. Bu makama ulaşamayan kişinin önünde taklit ve tabi olma hususunda geniş bir alan olup bu sayede helak olmaktan kurtulabilir. Bu hususta sahabe sözlerine ve hadislere bakılsın!

Kaynak: İbnü’l-Cevzi / Minhacü’l-Kasıdin Ve Müfidü’s-Sadıkin / C: II / bkz: 206-208

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir