1. Anasayfa
  2. BİLGİBANK

Hidayete Ermek Zorla Değil İrade İle Olur


Şayet insanlar, bir gün kendi istek ve iradeleriyle hidayete yönelmiş olsalardı, Allah Teala onları asla dalalette bırakmazdı. Çünkü Allah, kullarına zulmetmez. Dalalet, ilahî bir keyfiyet değil; insanın tercihinin sonucudur.

Onlar, akıllarını ve vicdanlarını kullanmadıkları için saptılar. Hakikati işitmek istemediler, görmekten yüz çevirdiler, anlamaya niyet etmediler. Peygamberlere alayla baktılar, uyarıları hafife aldılar. Böylece kalpleri katılaştı, basiretleri köreldi.

Kur’an’ın ortaya koyduğu temel ölçü şudur: Hidayet, talep eden içindir.

Dalalette Bırakılmanın Sebebi: İnat ve İstihza

Bu kimseler, cehaletlerinden değil; inatlarından dolayı sapmışlardır. Hakikati bilmedikleri için değil, bilmek istemedikleri için dalalette bırakılmışlardır. En büyük felaket de budur.

Peygamberlerle alay eden, ilahî ölçüleri küçümseyen, hakka burun kıvıran kalpler; zamanla uyarıya tamamen kapanır. Artık nasihat onlara ağır gelir, hak söz rahatsız eder.

Tasavvuf ehli bu hali şöyle tarif eder: “Kalp hakka kapalıysa, kulaklar duysa bile gönül işitmez.”

Tebliğin Sınırı: Zorlamak Yoktur

İşte bu noktada ilahî hitap, tebliğ edenlere yönelir: Sen ne kadar çaba sarf edersen et, istemeyen bir kalbi imanla dolduramazsın. Çünkü iman, zorla kabul ettirilen bir şey değildir. İnanç, baskıyla değil; idrakle, teslimiyetle ve gönüllü yönelişle olur. Peygamberlerin görevi tebliğ ve irşaddır, sonuç almak değil.

Bu sebeple, hidayete ermek istemeyen kimseler için aşırı üzülmek de anlamsızdır. Zira insan, kendi tercihinin bedelini yaşar.

  • Ben kime kulum?
  • Kimin sözünü ölçü ediniyorum?
  • Hayatımı Allah’ın hükümlerine göre mi, yoksa tağutların çizdiği sınırlara göre mi yaşıyorum?

Zira insan, başkasını kurtarmaya çalışırken kendini kaybedebilir. Önce kalbini korumalı, sonra irşad etmelidir. Kendi iradesini Allah’a teslim etmeyen, başkasına yol gösteremez.

Hasan-ı Basrî’nin uyarısı burada çok yerindedir: “Kendini hesaba çekmeyen, başkasını uyaramaz.”

Unutulmamalıdır ki hidayet, Allah’tan istenen bir lütuftur. Onu küçümseyen, ertelenen, hafife alan kimse; bir gün kalbinin tamamen mühürlendiğini fark edebilir.

Bugün işitip de yüz çevirenler, yarın işitmek isteseler bile duyamayabilirler.

Bu yüzden akıllı olan;

  • Hakikatle alay etmez
  • Uyarıyı küçümsemez
  • Tağutların peşinden sürüklenmez
  • Ve hidayeti ertelemez

Çünkü yarın çok geç olabilir.

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir