Sadık rüya; Peygamberliğin cüzünden, kırk altı cüzünden biridir buyrulmuştur.
Yukarıdaki tahsisin sebebi için şöyle denilir: Vahyin ilk başlangıcı sadık rüya idi ve altı ay sürdü. Sonra sadık rüyadan, Resulüllah (s.a.v)’ın ölümüne kadar yirmi üç senelik bir sürede uyanık haldeki vahye geçti. Böylece uyku halinde gelen vahyin süresinin uyanık halde gelen vahyin süresine nispeti kırk altıda birdir.
Başka sahih bir rivayette; “Sadık rüya yetmiş cüzden bir cüzdür” şeklindedir. Bu güzel bir yorumdur.
Bu iki rivayetin arası şöyle cem edilmiştir: Bu durum rüyayı görenin haliyle ilgilidir. Sıddıkların rüyası kırk altı yaşından sonra başlar. Genelde mü’minlerin sadık rüyaları ise yetmiş yaşından sonra vakidir. Doğrusunu Allah bilir.
Rüya: Vahiy başlangıcıdır. Rüyanın doğruluğu rüyayı görenin doğruluğuna bağlıdır.
Sözce en doğru olan insan, rüyasında en doğru olandır. Bu sadık rüya Nebi (s.a.v)’nin de buyurduğu gibi vahiy zamanı gelinceye kadar doğru çıkmaya devam eder.
Nübüvvet nurunun ve tesirlerinin azaldığı zamanlarda, mü’minlere vahye mukabil rüya verilmiştir. Nübüvvet nurunun güçlü olduğu zamanlarda ise, onun nurunun yayılması ve güçlenmesi ümmeti rüyadan müstağni kılar.
Bunun bir örneği sahabe asrından sonra ortaya çıkan kerametlerdir. Sahabe devrinde ashab güçlü bir imana sahip oldukları için keramete ihtiyaçları olmamış ve keramet zuhur etmemiştir.
Sahabeden sonraki devirlerde insanların imanlarının zayıflığı için keramete ihtiyaç duyulmuştur. Şüphesiz Ahmed b. Hanbel de bu manaya işaret eder.
Ubade b. Samit der ki: Mü’minin rüyası Rabbinin kuluyla uykusunda konuşmasıdır.
Nebi (s.a.v.) de; Nübüvvetten sadece mübaşerat (müjdeler) kaldı buyurdu. Kendisine mübaşerat nedir? diye sorulunca, “Mü’minin gördüğü veya kendisine gösterilen sadık rüyadır” buyurdu.
Müslümanların rüyası birleşince o rüya tekzib edilmez. Nebi (s.a.v.) Kadir gecesini, rüyalarında ramazanın son on gecesinde gördükleri zaman ashabına şöyle demişti:
Ben sizin rüyalarınızın ramazanın son on gününde ittifak ettiğini görüyorum. Öyleyse siz Rüya da keşf gibidir. Bir kısmı Rahmani, bir kısmı nefsani, bir kısmı da şeytanidir.
Nebi (s.a.v) şöyle buyurur:
Rüya üç çeşittir.
- Allah’tan olan rüya
- Şeytandan gelen rüya,
- Uyanıkken kişinin kendi kendisinin düşündüğü şeyden meydana gelen rüya ki, daha sonra bu onun rüyasına girer.
Hidayet sebeplerinden olan rüya özellikle Allah’tan gelen rüyadır.
Nebilerin rüyaları vahiydir ve ümmetin ittifakıyla nebiler şeytandan korunmuştur. Bundan dolayıdır ki Hz. İbrahim, oğlu İsmail’i, gördüğü rüya üzerine kurban etmeye kalkışmıştır.
Nebilerden başkalarının rüyalarına gelince bunlar sarih olan vahye vurulur, vahye uyarsa ne ala, uymazsa bu rüya ile amel edilmez.
Eğer rüya sadık olur veya rüyalar birleşirse ne diyorsunuz?”
Şöyle cevap veririz: Eğer rüya böyle tahakkuk ediyorsa onun vahye aykırı olması düşünülemez; bilakis vahye mutabık ve vahyi veya vahyin ihtiva ettiği özel bir hükmü hatırlatıcı olması gerekir. Her ne kadar rüyayı gören rüyanın vahiyle ilgili ihtiva ettiği hükmü bilmese de bu rüya ile hükme muttali kılınabilir.
Kim rüyasının doğru olmasını isterse, doğru olmaya baksın, helal yesin, Allah’ın emir ve yasaklarına dikkat etsin. Kıbleye doğru ve abdestli olarak yatsın. Gözleri kapanıncaya kadar Allah’ı zikretsin. O zaman rüyası tekzib edilemeyecek derecede olur.
En doğru rüyalar seher vakitlerinde görülen rüyalardır. Seher vakti ilahi vahyin indirildiği vakittir. Seher vakti rahmet ve mağfiretin indiği, şeytanların durulduğu vakittir. Sadık rüyanın aksi gece yarısı görülen, şeytanların ve şeytani ruhların intişar ettiği vakitlerde görülen rüyadır.
Rüyalarla görevli bir melek vardır. Melek uygun gelen misal ve şekillerle kula rüyayı gösterir. Rüyayı herkesin durumuna göre misallendirir. İmam Malik (r.a.), “Rüya vahiy çeşitlerinden biridir” diyerek bilgisizce rüya tabir etmeyi meneder ve “Allah’ın vahyi ile mi oynuyorsunuz?” derdi.
Allah en iyisini bilir.
Kaynak: İbn Kayyım El-Cevziyye / Medaricu’s Salikin (Kur’ani Tasavvufun Esasları) / bkz: 56-57
