İlahi İkaz ve Beşeri İbret: Afetlerin Diliyle Bir Uyanış Çağrısı
Semavat ve arzın mülkü elinde olan Allah (c.c.), bizleri bu dünyaya bir “hiç” olarak değil, birer “şahit” ve “imtihan yolcusu” olarak gönderdi. Ancak insanoğlu, refahın sarhoşluğuyla çoğu zaman bu büyük emaneti ve yaratılış gayesini unutuveriyor. Bugün yeryüzünü sarsan depremler, göğü yırtan kasırgalar, bereketi alıp götüren kuraklıklar ve birer azap kamçısı gibi inen seller; sadece birer tabiat olayı değil, aynı zamanda mühlet verilen nefisler için birer ilahi nida ve şefkatli birer tokat mesabesindedir.
Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de bizlere masal anlatmıyor; aksine istikbalimizi nasıl inşa etmemiz gerektiğinin haritasını çiziyor.
- Ad Kavmi, bilek gücüne ve yüksek binalarına güvendi; lakin bir kasırga ile un ufak oldular.
- Semud Kavmi, dağları delip saraylar yaptı; ancak bir sayha (müthiş bir ses) ile diz üstü çöküp kaldılar.
- Firavun, kibriyle “Ben sizin en yüce rabbinizim” dedi; sulara gömülerek tarihin en karanlık çukuruna düştü.
Peki ya biz?
Modern dünyanın sunduğu teknolojik imkanlara, betonarme binalara ve geçici güçlere dayanarak kendimizi güvende mi sanıyoruz?
Allah (c.c.) bir toplumu ıslah etmek, uyandırmak ya da hak edenleri cezalandırmak murad ettiğinde, O’nun ordularının (gökten ve yerden gelen afetlerin) önünde duracak hiçbir fani güç yoktur.
Yaşadığımız afetler, sadece fiziksel birer yıkım değil, aynı zamanda toplumsal birer röntgendir. Casiye Suresi‘nde buyurulduğu üzere; Allah gökleri ve yeri “hak” ile yarattı. Bu hak, adaletin tecellisini gerektirir. Eğer bir toplumda haramlar helal sayılmaya başlanmışsa, yetimin hakkı yeniyor, iffet ve haya perdesi yırtılıyor, “Emri bi’l-maruf ve nehyi ani’l-münker” (İyiliği yayma, kötülükten sakındırma) vazifesi terk edilmişse; o toplumun üzerine ilahi bir ikazın inmesi mukadderdir.
Başına gelen musibetleri sadece faya, rüzgara ya da suya bağlama. Kendi elinle işlediklerinin, ruhundaki depremlerin ve kalbindeki kuraklığın farkına var.
- Ezanlar şahittir ki; her namaz bir duruştur.
- Afetler şahittir ki; her sarsıntı bir uyanıştır.
Eğer Ad ve Semud’un sonu gibi bir sondan korkuyorsak, onların düştüğü kibir, zulüm ve umursamazlık kuyusuna düşmemeliyiz. Gün; kırılan kalpleri onarma, haramdan el çekme ve Rabbimize “Lailahe illa ente sübhaneke inni küntü minez-zalimin” diyerek sığınma günüdür.
- Başınıza gelen her musibet, kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir. Bununla beraber Allah çoğunu affeder (Şura 30)
