İnsanoğlunun anlam arayışındaki en büyük hakikat, görülen ve görülmeyen tüm alemlerin bir yaratıcısı olduğu bilincidir. Kainatın muazzam dengesini kuran ve yöneten o “Yüce Kudret”in varlığına iman etmek, sadece İslam’ın değil, tüm ilahi mesajların sarsılmaz temelidir.
İslam akidesi bir bina gibi düşünülürse, Allah’a iman bu binanın ana taşıyıcısı ve temelidir. Meleklere, kitaplara, peygamberlere ve ahirete iman gibi diğer tüm esaslar, aslında Allah’a imanın birer yansıması ve tamamlayıcısıdır. Allah’a olan inanç sağlam bir zemine oturmadığında, diğer inanç esaslarının bütünlüğünden bahsetmek mümkün değildir.
Bu yönüyle iman, hem bir inanç sistemi (akide) hem de bu inancın hayata dökülmüş hali (amel) bakımından İslam’ın en hayati konusudur.
Allah’a iman etmenin insan için önemi, sadece zihinsel bir kabulden ibaret olmayıp, yaratıcı ile yaratılan arasında kurulan en derin ve sarsılmaz bağ olmasından kaynaklanır.
- Yeryüzünün en şerefli varlığı (Eşref-i Mahlukat:) insandır.
- İnsanın en kıymetli hazinesi (Nazargâh-ı İlahi) Allah’ın nazar ettiği yer olan kalbidir.
- Kalbin içine sığdırabileceği en değerli hazine ve en yüce değer ise şüphesiz Allah’a olan sarsılmaz inancı ve imanıdır.
İman, kalbin içindeki o sessiz ama en güçlü fısıltıdır; insanı yaratıcısına bağlayan manevi bir kordondur.
Sahabeden biri Hz. Peygamber’e (s.a.v) gelip,
- Amellerin en faziletlisi hangisidir? diye sorduğunda,
- Efendimiz hiçbir tereddüde yer bırakmadan; Allah ve Resulüne imandır buyurmuştur.
Bu cevap bize şunu fısıldar: Bir iyiliğin, bir davranışın veya bir ibadetin gerçek değerini belirleyen şey, o eylemin arkasındaki iman nurudur.
Bugün kalbinize dönüp bir bakın. Oradaki iman, sadece bir bilgi mi yoksa hayatın her anında size eşlik eden bir “güven ve bağlılık” hissi mi? Allah’a iman, zor anlarda bir sığınak, mutlu anlarda ise bir şükür kaynağıdır. Kalbinizdeki bu en değerli hazineyi, hayatınızın her alanında parlatmaya ne dersiniz?
