Sevgili Peygamberimiz Muhammed (s.a.v.), ümmetinin durumunu anlatırken dört insan üzerinden çok çarpıcı bir tablo çizer. Bu tablo, hayatın görünen yüzünü değil; kalbin iç yüzünü esas alır.
Birinci insan… Allah ona hem mal hem de ilim vermiştir. O da servetini ilminin rehberliğinde, helal ve hayır yolunda harcar. Malı vardır ama malın kölesi değildir. Bilgisi vardır ama bilgiyi gösteriş için değil, istikamet için kullanır. İşte bu insan, nimetin hakkını verendir. Çünkü ilim, mala yön vermiştir. Servet, hikmetle birleşmiştir.
Kur’an-ı Kerim defalarca nimetin şükürle korunacağını bildirir. Şükür ise sadece “Elhamdülillah” demek değil; nimeti yerli yerinde kullanmaktır. Bu kişi tam da bunu yapar. Malını infaka, iyiliğe ve Allah rızasına dönüştürür.
İkinci insan… Allah ona ilim vermiştir ama servet vermemiştir. O da şöyle der: “Keşke benim de malım olsaydı da onun gibi Allah yolunda harcasaydım.” İşte bu söz sıradan bir temenni değildir; kalbin yönünü gösteren bir niyettir. Peygamberimiz buyurur ki bu iki insan, sevap bakımından eşittir.
Ne büyük bir müjde! Çünkü burada ölçü, sahip olunan imkân değil; taşınan niyettir. İmkânı olmadığı halde hayrı arzulayan kalp, Allah katında boş çevrilmez. İmam Gazali’nin ifadesiyle niyet, amelin ruhudur. Ruh varsa beden olmasa da değer vardır.
Üçüncü insan… Allah ona servet vermiş ama ilim vermemiştir. O da malını har vurup harman savurur. Helali harama karıştırır, gösterişe ve nefsine harcar. Nimet, onu yüceltmez; aksine ağırlaştırır. Çünkü ilim olmayınca mal, istikametsiz bir güç haline gelir. Güç ise rehbersiz kaldığında yıkar.
Sadi Şirazi der ki: “Akıl olmayınca servet, sahibine yük olur.” Gerçekten de servet, hikmetsiz elde fitneye dönüşebilir.
Dördüncü insan… Ne malı vardır ne de ilmi. Ama o şöyle der: “Benim de param olsaydı, bunun gibi harcardım.” Yani üçüncü kişinin yaptığı israfı ve günahı yapmayı arzu eder. İşte Peygamberimiz bu iki kişinin de günah bakımından eşit olduğunu bildirir.
Bu örnek, modern insan için son derece sarsıcıdır. Çünkü biz çoğu zaman “Yapmadım ki” diyerek kendimizi temize çıkarırız. Oysa kalbimizde neyi arzuladığımız, kimlere imrendiğimiz, nasıl bir hayatı özlediğimiz Allah katında kayıt altındadır.
Bugün sosyal medya çağında insanlar ya birinci kişiye değil, üçüncü kişiye imreniyor. “Onun gibi harcamak”, “onun gibi yaşamak”, “onun gibi göstermek” arzusu kalpleri dolduruyor. Fakat unutuluyor ki Allah katında değer, görüntüde değil niyettedir.
Anlaşılıyor ki; Başkasının elindekine göz dikmemek, malını çok görmemek ve yok olmasını da istememek şartıyla, onun malı gibi bir mala sahip olmayı arzulamakta bir sakınca yoktur. Hatta başkasının yaptığı nimetler farz ise yani; iman, namaz, oruç, zekat gibi şeyler ise, o zaman gıpta etmekte farz olur. O adam gibi olmayı istemek farzdır.
Eğer adam, elindeki malı hayra ve iyilik yapmaya sarfediyorsa, o adam gibi yapmayı istemek sünnettir. Eğer malı mübah yollarda kullanıyorsa, böyle bir kimseye münafese etmek günah da değil, sevap da değildir. Sadece mübahtır. Çünkü bunda günah yoktur.
Dört insan… İki farklı akıbet. Aynı toplumda yaşarlar ama kalpleri farklıdır. Kimisi nimetiyle yükselir, kimisi niyetiyle. Kimisi malıyla düşer, kimisi arzusuyla.
Öyleyse asıl mesele şudur: Biz hangi gruba dahil olmak istiyoruz?
İmam Gazali / İhya’u Ulumi’d-Din
Sıkça Sorulan Sorular
Bu hadiste verilmek istenen temel mesaj nedir?
- Temel mesaj, Allah katında ameller kadar niyetlerin de belirleyici olduğudur. İnsan, kalbinde neyi arzuluyorsa onunla değerlendirilir.
İmkânı olmayan bir kişi gerçekten sevap kazanabilir mi?
- Evet. Samimi bir şekilde hayır yapmayı arzu eden fakat imkân bulamayan kişi, niyeti sebebiyle sevap kazanır.
Günahı işlememek ama işlemeyi istemek de sorumluluk doğurur mu?
- Eğer kişi imkânsızlıktan dolayı değil de gerçekten arzu ettiği halde yapamıyorsa, niyetinden dolayı sorumluluk taşır.
Mal neden ilimle birlikte anılmıştır?
- Çünkü ilim, mala yön verir. İlim olmadan servet, yanlış yollara sapabilir; ilimle birleştiğinde ise hayra vesile olur.
Bu hadis günümüz insanına nasıl bir ders verir?
- Başkasının hayatına imrenirken dikkatli olmayı, niyetlerimizi gözden geçirmeyi ve asıl yatırımın kalbe yapılması gerektiğini öğretir.
