1. Anasayfa
  2. İSLAM İLMİHALİ

İnsan Fıtratında: İnanç ve Din Duygusu


İnsanlık tarihi boyunca cevap aranan en temel sorulardan biri şudur: İnsan neden inanmaya ihtiyaç duyar? Kimileri bunu güvenlik arayışıyla, kimileri bir yere bağlanma içgüdüsüyle açıklar. Ancak sebebi ne olursa olsun, bir hakikat vardır ki; insan, fıtratı gereği —ister bilinçli ister bilinçsizce— bir inanç sahibi olmak zorundadır. İnanç, ruhun nefes alması gibidir.

Dini, diğer disiplinlerden ayıran en temel fark, insanın sadece bir yönüne değil, tüm benliğine hitap etmesidir.

  • İlim ve Felsefe: Öncelikle akla ve mantığa hitap eder.
  • Sanat: Estetik duygulara ve hayal gücüne yönelir.
  • Din ise: Düşünce, irade, his, vicdan ve davranışların tamamını kapsar. Hem akla hem gönüle aynı anda dokunur.

Bu özelliğiyle din, insanın sadece bir “cephesine” değil, bütün benliğine nüfuz eden kuşatıcı bir şuurdur.

Modern dünya, bilim ve teknikte ne kadar dev adımlar atarsa atsın, insanın içindeki o kadim boşluğu dolduramaz. Aksine, dış dünya karmaşıklaştıkça insanın sığınacağı bir inanç limanına olan ihtiyacı daha da artmaktadır. Geçmişte olduğu gibi bugün ve gelecekte de insanoğlunun dinsiz yaşaması mümkün görünmemektedir; çünkü teknoloji bedeni rahatlatsa da ruhu ancak iman teskin edebilir.

Her dinde farklı şekillerde tezahür eden ibadetler, aslında içte büyüyen inanç duygusunun dışa vuran meyveleridir.

  • İnanç, bir ağacın kökü ise;
  • İbadet o ağacın dalları ve meyvesidir.

Kökü olmayan bir ağacın meyve vermesi nasıl imkansızsa, kalpte sağlam bir inanç zemini olmadan gerçek manada bir ibadetin varlığı da düşünülemez.

İnsan, sadece madde ve etten ibaret bir varlık değildir. İçinizdeki o “anlam arayışı” ve “yüce bir kudrete bağlanma” isteği, fıtratınızın size bir mesajıdır. Bu sesi susturmak yerine onu doğru bir inançla beslemek, kendinize verebileceğiniz en büyük hediyedir. Zira inanmak, insanın kendi aslına dönme çabasıdır.

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir