İnsanın En Zayıf Anları: Şehvet ve Gazap
İnsanın en savunmasız olduğu anlar, aşırı arzuya kapıldığı yahut öfkesine hakim olamadığı zamanlardır. Bu haller, aklın geri çekildiği; nefsin ise kontrolü ele aldığı anlardır. Böyle anlarda insan, doğruyu yanlıştan ayırmakta zorlanır ve kolayca yönlendirilebilir hale gelir. Bu sebeple, insanın düşüşleri çoğu zaman şehvetin veya gazabın zirve yaptığı anlarda gerçekleşir.
Her insanın zaaf noktası aynı değildir.
- Bazı kimselerde arzu ve istekler daha baskınken, öfke duygusu zayıf ve bastırılmış olabilir. Böyle kimseler, daha çok şehvet üzerinden sınanır ve bu yoldan sürüklenir.
- Bazı insanlarda ise tam tersi bir durum söz konusudur. Gazap duygusu ağır basar; öfke, kararlarını yönlendiren ana unsur hâline gelir. Bu kişiler, çoğu zaman öfkenin sürüklediği yanlış adımlarla büyük hatalara düşerler.
Gazap ve şehvet, birbirinden tamamen bağımsız değildir. Öfkesine hakim olamayan bir insan, arzu ve isteklerini de kontrol etmekte zorlanır. Aynı şekilde, şehvetin esiri olan bir kimse, engellendiğinde hızla öfkeye savrulabilir.
Bu iki duygu, çoğu zaman birbirine kapı aralar:
- Öfke, şehveti kışkırtır
- Şehvet, öfkeyi derinleştirir
Biri zayıfladığında diğeri devreye girer; biri bastırıldığında diğeri fırsat bulur.
İnsanın kalbinde açılan her gedik, başka bir zafiyetin davetiyesidir. Gazap kapısı açık bırakıldığında, şehvet bu boşluktan içeri sızar. Şehvet dizginlenmediğinde ise, en küçük engel bile şiddetli bir öfkeye dönüşebilir. Bu yüzden insanın kurtuluşu, yalnızca bir duyguyu bastırmakta değil; her ikisini de ilahî ölçülerle terbiye edebilmekte yatar.
Şehvet ve gazap, nefsin iki farklı yüzü gibidir. Biri arzularla, diğeri öfkeyle insanı kuşatır. Hangisi baskın olursa olsun, sonuç çoğu zaman aynıdır:
- Aklın zayıflaması,
- Kalbin kararması ve
- Yanlış adımlar.
İnsan, bu iki duygu (şehvet-gazap) arasında gidip gelen bir varlıktır. Onu ayakta tutan ise; sabır, basiret, ibadet ve nefsine karşı uyanık olmasıdır.
