1. Anasayfa
  2. AİLE VE EVLİLİK

İslam Hukukunda Eşler Arası Li’an


İslam dini, toplumsal düzenin temel taşı olan aile kurumunu korumak adına iftira ve zina suçlamalarına karşı sert tedbirler almıştır. Ancak, kişinin eşiyle ilgili şahit bulamadığı özel durumlarda “Li’an” (lanetleşme) müessesesi devreye girer. Nur Suresi’nin rehberliğinde şekillenen bu süreç, kulun vicdanı ile Allah’ın adaleti arasındaki son köprüdür.

Li’an: Vicdan ile İlahi Adalet Arasındaki İnce Çizgi

İslam’da bir kimseye zina isnadında bulunmak, dört şahit getirilmediği sürece büyük bir vebal ve ağır bir hukuki sorumluluktur. Ancak mevzu “eşler” olduğunda, Rabbimiz Nur Suresi 6-9. ayetleriyle Li’an kapısını açmıştır. İmam Gazali, “Kalp, Allah’ın evidir; oraya yalanı sokmak evi harab etmektir” buyurur. Li’an, bu harabiyete engel olmak için sadakatin Allah şahitliğinde test edilmesidir.

Kur’an-ı Kerim, eşini suçlayan koca için dört defa Allah’ı şahit tutmasını emreder. Ancak beşinci adım sarsıcıdır: “Eğer yalan söylüyorsam Allah’ın laneti üzerime olsun.” Hz. Ali (r.a.) bu konuda şöyle uyarır: “Diliyle Allah’ı şahit tutup kalbiyle O’na isyan eden, kendi elleriyle kendi kuyusunu kazar.” Laneti göze almak, bir mümin için dünyevi tüm cezalardan daha ağırdır.

Suçlanan kadın için ise bu süreç, “El-Azab” denilen cezadan kurtuluş ve iffetini savunma imkanıdır. Kadın da dört kez Allah’ı şahit tutar ve beşincisinde “Eğer kocam doğru söylüyorsa Allah’ın gazabı üzerime olsun” der. İbn Kayyım el-Cevziyye, bu noktada kulun artık beşerî mahkemeden çıkıp ilahi mahkemeye girdiğini belirtir.

Li’an gerçekleştiğinde, artık o yuvada “sevgi ve rahmet” bitmiş, yerini ebedi bir ayrılığa bırakmıştır. Mevlana Celaleddin Rumi’nin tabiriyle; “Cam bir kez kırıldı mı, ne kadar yapıştırırsan yap sızdırır.” İslam, şüphenin ve ağır suçlamanın girdiği bir iklimde evliliğin devam etmesini uygun görmemiş, tarafları Allah’ın adaletine havale ederek yolları ayırmıştır.

Hasan-ı Basri, insanın onurunu en büyük sermayesi olarak görür. Li’an müessesesi, kimsenin şahit olmadığı anlarda dahi Allah’ın el-Basîr (Her şeyi gören) olduğunu hatırlatır. Sadi Şirazi, “Yalan söyleyerek günü kurtarabilirsin ama yarını feda edersin” diyerek, bu hukuki süreçte yalan şahitlik yapmanın ahiretteki bedeline dikkat çeker.

“Diliyle yemin edip kalbiyle titremeyenin imanı, pamuk ipliğine bağlıdır.”

Ey nefsim! İffeti korumak sadece bedeni örtmek değil, ruhu ve sözü de yalandan temizlemektir. Başkasının namusuna dil uzatırken veya kendi sadakatini ihlal ederken, “Allah şahidimdir” diyebilecek kadar temiz misin?

Unutma ki; mahkemeler hükmü zahire göre verir ama Müntekim olan Allah, kalplerin en derinindeki hıyaneti bilir. Yarın huzur-u ilahide lanetle değil, rahmetle karşılanmak için bugün dilini ve gönlünü “sıdk” (doğruluk) üzere sabit kılmaya var mısın?

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir