Cinsel hazza ulaşmak amacıyla yapılan ve dışarıdan bakıldığında işkenceyi andıran davranışlar, eşlerin her ikisinin de onayıyla gerçekleştiriliyor olsa bile, “neden günah veya haram sayılıyor?” şeklinde bir itiraz dile getirilmektedir. Ancak bu itiraz, İslam’ın temel ölçülerini dikkate almayan eksik bir bakış açısına dayanır.
İnsan Onayı Haramı Helal Kılmaz
İslam hukukunda temel bir ilke vardır: İnsanların karşılıklı rızası, haramı helal hale getirmez. Bir fiilin günah veya haram oluşu, yalnızca tarafların rızasına bağlı değildir. Aksi takdirde:
- Zina rıza ile yapılabilir,
- Zulüm rıza ile normalleşebilir,
- Fıtrata aykırı davranışlar “özgürlük” adı altında meşrulaşabilirdi.
İslam bu ve benzeri davranışları yasakladığı yasaklamıştır. Buda demektir ki; karşılıklı rıza sonucu yapılan ve İslam’ın yasakladığı fiil ve davranışlar, haram olan şeyi haram dairesi içinde bırakır ve helal yapmaz. Yani günah olan şey günahtır.
İslam dininin ana hedeflerinden biri, insanı adalet üzere yaşatmaktır. Adalet ise yalnızca hak paylaşımı değil, her şeyi yerli yerine koymaktır.
Bu ölçü:
- İnsanın yaratılışında,
- Bedensel ve ruhsal dengesinde,
- Cinsel hayatında da geçerlidir.
Adaletin sınırları, insanın keyfine göre değil; fıtratına uygunlukla belirlenir.
Fıtrata Aykırı Cinsellik Zulümdür
İslam, cinsel hayatı bütünüyle yasaklamaz; aksine onu nikah içinde meşrulaştırır. Ancak bu meşruiyet, insanca ve fıtrata uygun bir çerçeveyle kayıtlıdır.
İnsanı:
- Aşağılayan,
- Bedeni cezalandırmaya dönüştüren,
- Psikolojik veya fiziksel yıkıma yol açan,
davranışlar; rıza olsa bile zulüm kapsamına girer.
İnsanca cinsel ilişkide bulunamayan, bunu ancak acı, aşağılanma veya işkenceyle gerçekleştirebilen kimseler: Kendi iç dünyalarındaki bozulmanın, Fıtrî dengenin kaybolmasının yansımasını yaşamaktadırlar. İslam, bu kişileri zulümleriyle baş başa bırakmaz; aksine onları sınırlayarak hem bireyi hem toplumu korur.
İslam’da cinsellik:
Sınırsız bir haz alanı değil, Fıtrata uygunluk ve adalet zemininde yaşanan bir nimettir. Bu nedenle: Rıza, tek başına meşruiyet ölçüsü değildir. Meşruiyetin asıl ölçüsü, ilahi adalet ve insan fıtratıdır.
