İslam dini, evlilik içinde kadını cinsel yönden pasif ve hak talep edemez bir varlık olarak görmemiş; aksine cinsel tatmini ve korunmayı onun temel hakları arasında değerlendirmiştir. Bu sebeple evlilikte cinsel hayattan çekilme, zıhar ve îla gibi uygulamalar yasaklanmış; kadının cinsel ihtiyaçlarının gözetilmesi emredilmiştir. İslam aile hukukunda kadının bu alandaki hakları, açık fıkhî dayanaklara ve bağlayıcı hükümlere dayanmaktadır.
İslam dini, kadına cinsel haklar tanıdığı içindir ki evlilik içinde cinsel hayattan çekilmeyi, zıharı ve îla’yı haram kılmıştır. Kadının cinsel yönden ihmal edilmesi, yalnızca ahlakî bir kusur değil; aynı zamanda fıkhî bir ihlal olarak değerlendirilmiştir.
Bu sebeple İslam, cinsel ilişkide kadının sevilmesini, arzu ve tatmininin gözetilmesini emretmiş; kocanın iktidarsızlığı halinde ise kadına evliliği sona erdirmek için dava açma hakkı tanımıştır.
Cinsel Hakların Koruma Altına Alınması
Kadın, cinsel bakımdan erkek gibi korunmaktadır. Bu koruma, yalnızca teorik bir hak tanımı değildir. Kadın, cinsel hakkı yerine getirilmediği takdirde bunu talep edebilir ve hakkını arayabilir. Diğer bir ifadeyle kadın, kocasını cinsel görevini yerine getirmeye mecbur ettirebilir. Bu zorunluluk, evliliğin taraflara yüklediği karşılıklı sorumluluğun bir sonucudur.
Ne var ki cinsel hakların talep edilme biçiminde, erkeklerle kadınlar arasında bazı farklılıklar bulunmaktadır. Bu farklar, fıkhî literatürde açıkça ifade edilmiştir.
- Erkek, cinsel yönden hakkını hemen talep edebilirken; kadının bu talep için bir süreye ihtiyaç duyması.
- Erkeğin cinsel hakkını bizzat talep edebilmesine karşılık; kadının bu hakkı çoğunlukla mahkeme yoluyla isteyebilmesidir.
İlk bakışta kadının aleyhine gibi görünen bu farklılıklar, aslında erkekle kadının bedensel ve ruhsal yapılarının farklılığından kaynaklanmaktadır.
İslam hukuku, hüküm koyarken mutlak eşitlik değil; adalet esasını gözetir. Bu sebeple kadın ve erkek arasındaki biyolojik, psikolojik ve duygusal farklılıklar, hakların uygulanma biçiminde dikkate alınmıştır.
Kadının cinsel haklarının mahkeme yoluyla korunması, onu zayıflatmak için değil; acele ve duygusal kararların önüne geçmek içindir. Böylece hem kadının mağduriyeti giderilmekte hem de aile kurumunun aceleyle yıkılması engellenmektedir.
Bu yaklaşım, İslam’ın aile hukukunda benimsediği adalet ve merhamet dengesinin açık bir göstergesidir.
