1. Anasayfa
  2. CİNSEL YAŞAM

İslam’da Mastürbasyon Hükmü: İffeti Koruma ve Fıkhi Sınırlar


İnsan doğasının bir parçası olan cinsel eğilimler, İslam dininde aile müessesesi çatısı altında kutsal ve meşru bir zemine oturtulmuştur. Ancak günümüz dünyasında evliliğin zorlaşması ve harama davet eden unsurların artması, pek çok genci “kendi kendini tatmin etme” (istimna) noktasında bir iç hesaplaşmaya sürüklemektedir. İslam fıkhı, bu meseleye ne mutlak bir serbestlik ne de nefesi kesen bir yasak penceresinden bakar. Asıl amaç, kişinin iffetini koruması ve zinaya düşmekten kurtulmasıdır.

İstimnanın Genel Hükmü

İslam alimlerinin büyük çoğunluğu, herhangi bir zorunluluk bulunmadığı sürece kişinin el ile kendini tatmin etmesini (mastürbasyon) doğru bulmamış ve bunu haram veya mekruh kategorisinde değerlendirmişlerdir. Kur’an-ı Kerim’in müminleri “iffetlerini koruyanlar” olarak nitelendirmesi, cinsel enerjinin yapay yollarla değil, meşru bir evlilik bağıyla yönlendirilmesini esas kılar.

İslam fıkhı, insanın çaresiz kaldığı anlarda “kötünün iyisini seçme” kuralını işletir. Eğer bir kişi zina tehlikesiyle karşı karşıya kalırsa ve bu büyük günahtan kaçınmak için başka yol bulamazsa, şehvetini teskin etmek amacıyla bu yola başvurması “ehven-i şer” (iki kötülükten daha hafif olanı) olarak kabul edilmiştir. Alimler, şu üç şartın bir arada bulunması halinde kişinin mazur sayılabileceğini ifade etmişlerdir:

  • Kişinin bekar olması veya eşine ulaşmasının (hastalık, yolculuk vb.) imkansız olması.
  • Şehvetin baskısının dayanılmaz bir boyuta ulaşması.
  • Amacın zevk almak değil, sadece üzerindeki baskıyı giderip günaha düşmekten korunmak olması.

Peygamber Efendimiz (s.a.v), bu tür geçici çözümleri bir alışkanlık haline getirmeyi asla tavsiye etmemiştir. Gençlere hitaben; “İmkanı olan evlensin, imkanı olmayan ise oruç tutsun; çünkü oruç şehveti kırar.” buyurarak, meselenin kökten çözümünün irade eğitiminde olduğunu hatırlatmıştır. Bu nedenle, suni yöntemlere sığınmak yerine, ruhu ve bedeni disipline eden ibadetlere yönelmek asıl yoldur.

İbn Abidin gibi büyük fakihler, sırf lezzet için yapılan bu fiili haram görürken; zihni sürekli meşgul eden ve harama sürükleyen yoğun şehvet karşısında, kişinin günahkar olmayacağının umulduğunu belirtmişlerdir. Hatta Ebu’l Leyse es-Semerkandi, zina riskinin kesin olduğu anlarda, daha büyük bir felaketi önlemek adına bu fiilin vacip (gerekli) hale gelebileceğini ifade ederek fıkhın insanı koruyan esnekliğini göstermiştir.

Selam hak edenlerin üzerine olsun vesselam…

İsmail Ekinci

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir